Önemli Haberler

Cuma Hutbesi

Kur’ân Kerîm Işığında Resũller ve Peygamberlerin Salâh ve Islâh etmeye
(Düzeltmeye) Çağrıları

awkaf-

Unsurlar:

  • İslam salâh ve ıslâh etmenin dinidir.
  • Kur’ân Kerîm’deki Resũller ve Peygamberlerin Islâh etmeye çağırılarından örnekler.
  • Her şeyden önce kendilerimizi ıslâh etmeye ihtiyacımız vardır.
  • Toplum ve fertlerin üzerinde salâh ve ıslâh etmenin etkisi.
  • Islâh etme (Düzeltme) terketmenin etkisi.

Deliller:

Kur’ân-ı Kerîm’den deliller:

  • Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: “Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.” (En’âm suresi,48. ayet)
  • Allahu Te’âlâ Şu’ayb (a.s.) diliyle buyuruyor ki: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” (Hũd suresi, 88. ayet)
  • Allahu Te’âlâ Şu’ayb (a.s.) diliyle buyuruyor ki: ” Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın. Doğru terazi ile taratın. İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Şurâ suresi, 181-183. ayetler)
  • Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: “Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgonculuk yapmayın. Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.” (A’râf suresi, 56.ayet)
  • Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: ” Mûsâ, kardeşi Hârûn’a, “Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma” dedi.” (A’râf suresi, 142. ayet)
  • Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: ” (Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” (En’âm suresi, 151. ayet)
  • Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: “Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helâk etmez.” (Hũd suresi, 177. ayet)
  • Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: “Rabbin, ülkelerin merkezî yerlerine, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helâk edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helâk etmeyiz.” (Kasas suresi, 59. ayet)
  • Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: “Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i peygamber gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yok. O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı. Öyle ise O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap ”  (Hũd suresi, 61. ayet)
  • Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: “Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisâ suresi, 114. ayet)
  • Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.” ( Enfâl suresi, 1. ayet)

Nebevî Sünnetinden deliller:

1-Zeyd ibn Milha (r.a.)’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İslam garib bir halde başladı ve yine garib bir hale dönecektir. Ne mutlu o gariblere ki insanların buzdukları şeyleri sünnetim yoluyla düzelteceklerdir.”.

 Ebudderdâ (r.a.)’dan (rivayet edildiğine göre) Resûlullah (s.a.v.) (birgün) sahabelere; “Size oruçtan da namazdan da ve sadakadan da daha faziletli olan bir amel haber vereyim mi?” demiş. (Onlar da): Evet ya Resûlullah (haber ver), demişler. (Bunun üzerine Resûlullah): “(O) iki kişinin arasını düzeltmektir. İki kişinin arasını açmak (ise usturanın kılı kazıdığı gibi dini kökünden söken) bir kazıyıcıdır,” buyurmuştur.

3-      Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle dua ediyordu: “Allahım, her işimin esası olması itibariyle dinimi islah et, içinde geçimim olan dünyayı ıslah buyur, döneceğim yer olan ahiretimi de ıslah et, hayatı, her türlü hayırları artırmama vesile kıl, ölümü de her türlü şerden kurtulup rahata ermeme vesile yap.” (sahih Müslim)

4-      Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İçinde güneş doğan her gün, insanların her bir mafsalı için bir sadaka vâcib olur. (Meselâ) iki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır. Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana bindirmen yahut eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her adım bir sadakadır. Yoldan eziyet verici şeyleri gidermen dahî bir sadakadır.”(Buhari ve Müslim)

5-      Ubade b. Umeyr b.Ubade b. Avf demiştir ki: Ebu Eyyũb (r.a.) bana şöyle anlatmıştır . “Resũlullah (s.a.v.) bana demiştir ki: ( Ey Ebe Eyyũb! Allah ve Resũlünün en sevdikleri sadakayı göstereyim mi sana? İnsanlar buğuz etiklerinde ve birbirinden nefret etiklerinde arasını düzeltiyorsun. ). (Tebarâni el-mücem el-Kebîr)

6-      Enes ibn Malik (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Birinizin elinde bir hurma fidanı varken kıyamet kopacaksa da kopmadan önce onu diktirebilirse diksin. “

 Konu:

Salâh ve ıslâh etmek, Dinimiz Henîf  İslâm onları isteklendiren ve onlara çağıran derğerlerindendir. O yüce ve güzel bir ahlaktır, beşeri nefisler onunla mutlu olur ve onu sever, o yeryüzünü imâr etmeye gerekli olan insâni bir değerdir, ve şeri’ bir istektir, çatışma ve bozgunculuk etmenin sebeplerini ortadan kaldırmak ve insanların hayatlarındaki durumlarını düzeltmeye, insanlar aralarında dayanışma sağlamak anlamındadır.

Şüphesiz, salâh ve ıslâh etmek, insanların yaptıklarında ve söylediklerinde bir gâyettir. Salah bulmadan işler kabul edilmez. Bunun için insan her yaptıklarında ve söylediklerinde sâlih bir insan olmalı ve ıslâh eden (düzeltyen) insanların kaygılarını üstlenen olmalı ve onlarını düzeltmeye çalışan bir insan olmalıdır.

Kim Kur’ân Kerîm’in ayetlerini iyice düşünürse, Kur’ân-ı Kerîm bu kımetli değere büyük önem verdiğini bulacaktır. Islâh kelimesi ve ondan türetilmiş kelimeler Kur’ân Kerîm’de aşağı yukarı 170 defa geçmiştir. Ve herhangi bir şeyi zikretmek, bu şeye çok önem verildiğine ve yüksek şerfine ve büyük menziletine bir kanıttır. Kur’ân Kerîm’de (salh) kelimesi çeşitli anlamlarda geldiğini, İslam dini, insanın inancını, ibadetlerini, davranışlarını ve hayatını ıslâh etmeye amaçlamak anlamındadır.

Kur’ân Kerîm çok yerlerinde Allahu Te’âlâ’ya iman etmek ve ıslâh etmek birbirleriyle bağlamıştır. Şundan, ıslâh etmek, Allahu Te’âlâ’ya  imân etmenin delillerinden olduğuna bir işarettir.  Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. ” (En’âm suresi,48. ayet). Ve yine şöyle buyuruyor ki: (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.” ( Enfâl suresi, 1. ayet)

Yine Kur’ân Kerîm takva ve ıslâh etmek birbirleriyle bağlamıştır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve hâlini düzeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değildir.” (A’râf suresi, 35. ayet). Ve yine tevbe etmek ve ıslâh etmekle bağlamıştır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Ancak tevbe edip halini düzelterek ve gereçeği söyleyenlar.” (Bakara suresi, 160. ayet), ve yine şöyle buyurmuştur: ” Eğer onlar tevbe edip kendilerini ıslah ederlerse” Nisâ suresi, 16. ayet) ve Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Ancak tevbe edip bundan sonra ıslah olanlar müstesna. Çünkü Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nũr suresi, 5. ayet) . ıslah etmek, Allahu Te’âlâ’ya iman etmek, takva, ve Allah’a içtenlikle tevbenin semresi(meyvesi)’dir.

Resũller ve Peygamberlerin haberlerini takıp edersek, hepsini insanların yeryüzündeki bozdurduklarını ıslâh etmeye gönderildiklerini bulacağız. Bütün peygamberlerin risâleti tektir. O risâlet yeryüzündeki bulunan bozguculuk, yayılmış ahlak hastalıkları ve masıyetleri düzeltmektir. Her peygamberin zamanındaki yayılmış bozgunculuğu düzeltmeye gönderilmiştir. Allahu Te’âlâ peygamberlerin, insanlara şeri’at, inanç ve ahlak   müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gödermiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin” diye vahyetmişizdir.” ( Enbiyâ suresi, 25. ayet). Peygamberlerin daveti,  insanın ahirette Allahu Te’âlâ rızasını kazanmak amacıyla dünyadaki işlerini düzeltmeye gelmiştir.

İşte hazreti Nuh (a.s.) kavmını, kendilerini düzeltmeye, Allahu Te’âlâ’ya tek ilâh olarak ibadet etmeye ve fayda etmeyen ve zarar vermeyen butlara ibadet etmeden uzak durmaya  çağırmıştır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Şöyle dediler: ‘Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Hele hele Vedd’i, Süvâ’ı, Yeğũs’ı, Ye’ũk’u ve Nesr’î hiç bırakmayın. Onlar gereçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin sadece sapıklıklarını artır.” (Nuh suresi, 23-24. ayetler). Ve onları, (onlaın) rızkını artırmak için istiğfâr ile ıslâh etmeyi isteklendirmiş ve onlara mal ve çocuk verir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır. (Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.  Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin. Size ne oluyor da Allah için bir vakar (saygınlık, büyüklük) ummuyorsunuz?” (Nũh suresi, 10-13. ayetler).

Ve işte peygamberlerin hatîbi Şu’ayb (a.s.) kavminde inanç bozgunculuğu ve ona bağlı iktisadi bozgunculuğu düzeltiyor, onları ölçüyü ve tartıyı eksik yapmamaya davet ediyor. Bu kötü huluk (davranış) kavminin arasında yayılmış bir davranıştır. O (a.s.), satıcı ve alıcının haklarını koruyan ıslâh davetiyle gelmiştir. Allahu Te’âlâ Şu’ayb diliyle şöyle buyurmuştur: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum. Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapım. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Hũd suresi, 84-85. ayetler). Bundan sonra devetinin gereçeğini açıklamıştır. Onun davetinin cevheri (amacı) ıslâh etme olduğunu beyen etmiştir. (a.s.) kavmine hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” (Hũd suresi, 88. ayet). Başka bir yerde (a.s.) kavminin yeryüzünde yapmış oldukları ölçüyü ve tartının eksilteme düzeltmeye ısrar ederek onlara şöyle hitap etmiştir: ” Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın. Doğru terazi ile taratın. İnsanların mallarını ve haklarını eksiiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”  (Şurâ suresi, 181-183. ayetler)

Şu’ayb (a.s.) “Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” dediğinde dikkatimizi çekemek gerektiren önemli bir şey vadır. O (a.s.), her ıslah eden kişide, ıslâh ettiği zaman önemli ve yüce bir amaç bulması gerekmektedir. O amaç ıslâh ettiği zaman ihlaslı olması lazımdır.

İşte Allah’ın peygamberi Sâlih (a.s.) kavmine çağrırarak şöyle buyurmuştur: “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.”  (Şuarâ suresi, 150-152. ayetler)

Musâ (a.s.) kardeşi Hârũn (a.s.) kavminde halife kıldığı zaman, onu bozgunculuk edenlerin yolunu izlememesine ve ıslâh (düzeltmek) ile tavsiye etmiştir. Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: ” Mûsâ, kardeşi Hârûn’a, “Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma” dedi.” (A’râf suresi, 142. ayet)

İslam peygamberi (s.a.v.) ondan önce gönderilmiş olan peygamberlerin başladıkları ıslâh davetini, hayat her tarafında (Dini, siyasi, ictimâi (toplumsal) ve ekonomi ) tamamlamak için gönderilmiştir. (s.a.v.)’in hayatına ve sîretine derin bir bakış atarsak, o günlerde toplum zina, hırsızlık, öldürme, riba ve insanların ve yetîm malarını haksızlıkla yemesi gibi kötü ve çirkin adetlerle dolu olduktan sonra, güzel ahlak ve iyi değerler üzerine islami bir medeniyet kurmuş (inşa etmiş) olduğunu buluruz. Peygamberimiz  (s.a.v.) bu kötü ve çirkin adetleri reformist yöntem ile düzeltmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in daveti, hayat ve ıslâh davetidir. toplumu ve bireyi bir ıslâh davetiydi. Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun.” (Enfâl suresi, 24. ayet). Dini yanında, (s.a.v.)’in daveti, hayat ve ıslâh devetiydi. Allah tek ve ortaksız bir ilâh olduğunu beyan etmiştir. Ve Allah tek olduğuna ve peygamberi (s.a.v.) sadık olduğuna kanıtlamıştır. İnsanların davranışlarını düzeltmenin yanında ise, peygamberimiz (s.a.v.) güzel ahlaka davet etmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ben, ancak güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” (Beyhaki süneninde rivayet etmiştir.).

Bugünkü çeşitli sahalarda bulunan tahrip, çatışma, savaşma ve fesat tersine, Peygamberimiz (s.a.v.) da toplum çatışmasız, nefretsiz, terörizmsiz ve barışçıl bir ortamda yaşamak için toplumu düzeltilecek olan islâmi ilkeler ve islâmi değerlere davet etmiştir.

Adalet, hoşgörürlük, söz tutmak, emanetleri ehline vermek, söz ve amellerde sadık kalmak, ana babaya iyilik etmek, yetîm mallarını yememek, komşuya iyi davranmak ve güzel söz söylemenin değerleri bütün  semâvî dinler üzerine ittifak ettikleri değerlerdendir. Semavi dinler kayanğı tektir. Bunun için peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ” Peygamberler baba bir kardeşlerdir. Anneleri ise muhteliftir. Dinleri birdir.” (Buhari sahihi), semavi dinler zamanlar ve yerlere göre ibadâtler  meselesinde farklı olabilir. Ancak ahlak ve insani değerler meselesinde aralarında herhangi bir ihtilaf yoktur. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: İlk peygamberlik sözlerinden insanların hatırında kalan: “Utanmazsan dilediğini yap” sözüdür.haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı canı öldürmek, ana babaya kötülük etmek, yetim malını haksızlıkla yemek ya da işçiler üceretlerini vermemek helal kılan bir semavi din yoktur.

Bir de yalan söylemek, vefazılık, verilen söz tutmamak ya da iyilik  yapmanın karşılığı kötülük vermek gibi şeyleri herhangi semavi bir din mübah kılmamıştır. Bütün semavi dinler güzel insani değerler üzerine ittifak etmişilerdir.

Bunun için İbn Abbas (r.anhuma) Allahu Te’âlâ’nın şöyle buyurduğu: “(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olu . Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti. İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyu . Başka yollara uymayı . Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırı . İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.  (En’âm suresi, 151-153. ayetler) hakkında şöyle demiştir: “şu ayetler muhkem, her hangi bir kitaptan nesh edilmemiş ayetlerdir. Bütün insanlara haram kılınmılardır. Onlar kitabın anasıdır. Yani kökü ve temelidir. Bu ayetlerle amel edenler (onlara göre davrananlar) cinnete gireceklerdir ve onları terk eden kişi cehennme girecektir”. Buna göre peygamberlerin ıslah davetlerine aykırı ve Şer’i Kavîm yolundan uzak duran bütün ıslah davetleri, bozgunculuk davetleri olur.

Peygamberimiz (s.a.v.) salâh ve ıslâh etmek (düzeltmek) meselesinde kavlen ve amelen (konuşarak ve yaparak) en güzel ve en yüce örnek vermiştir. Her şeyde (s.a.v.) ısalahı istiyor ve şöyle dua ediyordu: Allahım! her işimin esası olması itibariyle dinimi islah et, içinde geçimim olan dünyayı ıslah buyur, döneceğim yer olan ahiretimi de ıslâh et, hayatı, her türlü hayırları artırmama vesile kıl, ölümü de her türlü şerden kurtulup rahata ermeme vesile yap.” (sahih Müslüm). Peygamberimiz (s.a.v.) insanların aralarını kendisiyle düzeltmekte ve düzeltmeyi isteklendirmektedir. Sehl ibn Sa’d (r.a.)’dan (şöyle demiştir): “Kubâ ahâlîsi bir­birleriyle döğüştüler; hattâ birbirlerine taşlar attılar. Bu hâdise Resulullah’a haber verilince, Resûlullah (s.a.v.) hemen: “Bizi götürün de aralarım iyileştirip barıştıralım” buyurdu. (Buhari sahihinde rivayet etmiştir.).

Salah ve ıslâh (düzeltme) toplumun devam etmesi ve gelişmesi için sağlam bir kaledir. Biz öncelikle nefsi düzetlemye ve hayatın çeşitli (siyası, sosyal , ekonomik ve ilmi) alanlarını içeren bir şekilde temizlenmesine ihtiyacımız var. Nefisin düzletilmesi şer’i bir teklif ve dini bir görevdir. Özellikle bu günlerdeki nefislerde iman azalmış, ahlaklar bozulmuş, haklar ve görevler kaybolmuş. böylelikle  insanların çoğu ne büyükler ne âlimler ne akrabalar ne ana babalar ne de vatana  hakkı hürmet gösterir.

Islâh, insanın ne yapması ve ne yapılması gerektiğini bilmesi demektir. diğerlerin haklarına saldırmamalı, insanın görevlerini bilerek en iyi şekilde yerine getirmelidir. Kendi  doğruluğu, nefsini yüce ahlaklara alıştırması ve yolu sapmaktan, dünyada bozgunculuk ve haksızlık etmesi ve kin ve kötülükle kalbının doldurmasından  vazgeçmesi ve sıyırılması işte budur ıslâhın kendisidir. Nefsi, rabbi, ırkının çocukları ve kainatla doğrulık gösteren her insan işte kendi içinde ıslâh ve başkalara ıslâh geçekleştiren insandır. Sankı nefsin yüce ahlaklara alıştırması; haksızlıktan, günahlardan  ve Allah’ın yasakladıklarına düşmekten vazgeçiren ve dünayı imar ederek topluma genel bir faydayı getiren defineleri ve sırlarını çıkartmak için ıslâhın aracıdır.

Islâh yoluyla ayrımlık değil ülfet olur, bunun da aynısı Kur’ân Kerîm’de geçer. ıslâh yoluyla  rahmet, hoşgörü ve affetme değerleri tüm toplumun bireylerine demek tüm millete yansır. Islâh yoluyla da şiddet, nefret ve kin  kökünden sökülür.

Islâhın belirli bir vaktı yok, hatta insan hayatının son nefesine (soluğuna) kadar mücadele etmelidır. Bununla ilgili Resũlullah (s.a.v.) Enes ibn Malık (r.a.) rivayetine göre şöyle buyurdu: “Birinizin elinde bir hurma fidanı varken kıyamet kopacaksa da kopmadan önce onu diktirebilirse diksin.”(Buhari bu hadisi el-Edab el-Müfredde rivayet etmiştir.)

Kayda değer ki, ıslâh; insan kendisi, ailesi ve toplumuyla başlayıncaya kadar gerçekleşip meyvesini vermez. Hayat düzelmesi, ülkeler güven, iş ve gelişme ile dolu olması ve inanların arasında sevgi muhabbet yayılması için toplumun ıslahı olması gerekir. Salih (ıslahcı) – aralarını bozulan kişilerin aralarını düzeltmek için malını ve çabası sarfeden – için dua ederek Peygamber efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu : “İslam garib bir halde başladı ve yine garib bir hale dönecektir. Ne mutlu o gariblere ki insanların buzdukları şeyleri sünnetim yoluyla düzelteceklerdir.” (Sünen et-Tirmizî).

Islahın  birey ve topluma büyük etkileri vardır. Bu etkilerden biri: hoş bir hayat yaşamak, Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Erkek veya kadın, mü’min olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayatiyle yaşatırız. Ve mükafatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.” (Nahl süresi, 97. Ayet)

Onlardan da yıkılma ve tahribden  kurtulmaktır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Halkı iyi olduğu halde Rabbin, haksızlıkla memleketleri helak etmez.” (Hũd süresi 117.ayet)

Onlardan da yeryüzüne varis olmaktır. Zira yeryüzüne varis olmak  ıslâh şartıyla bağlıdır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Andolsun Zikir’den sonra Zebur’da da: ‘Yeryüzüne iyi kullarım varis olacaktır.’ diye yazmıştık.” (Enbiyâ suresi, 105.ayet).

Islâh etkilerinden de;  Allah’ın ıslâh prensiblini tutan kuluna korumayı sağlar. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Süphesiz ki, benim koruyanım Kitab’ı indiren Allah’tır. Ve O, bütün salih kullarını görüp gözetir.) (Arâf suresi, 196. Ayet)

Hem de çocukları korumaktır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.”  (Kehf suresi, 82. ayet). Hz. Musa (a.s.)’le salih kul Hızır’ın arasında olan iki yetim çocuğun duvarı hikayesi bilinir.  duvarın inşa etmesi tesadüf  değildi, gerçi babaları iyi bir kimse olduğundan dolayıdır.

Hem ıslâh dünya ve ahirette korkudan güven verir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar üzüntü de çekmeyecekler) (Enâm suresi, 48. ayet). Hem de mağfiret ile rahmet getirir; Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Nisâ suresi, 129. ayet)

Islâh bir şeye girdiği zaman süsler ve güzeleştirir. Allahu Te’âlâ ve onun resũlü (s.a.v.) sevdiği bir ahlak vesilesiyle hayat düzelir, garibanı yücelten  güçlü ve  sağlam bir ümmet olur. Onunla müslümanlar birleşip sözlerini bir olur, ayrılıklarını son erdirir, sevgi ve muhabbet yayılır ortada. İşte iman kardeşliğinin kanıtıdır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (Hücürât suresi, 10. ayet)

Islâh değerini kaybedersek,  toplum bozgunluğa uğrar, aileler yıkılır, kargaşa yayılır , Allahın kutsal şeylerine saygısızlık gösterilir, günahlar işlenir hatta bütün toplum, ülke ve uygarlık yıkılır. Böylece ıslâh etmekten vazgeçmek dünyada eziyet ve manavi yıkılışa sebep olur. Fakirlik ve aşağılık gibidir.

İslam İnşa ve İmar Dinidir
21 Rabiülevvl 1437 H. – 1 Ocak 2016 M.

awkaf-

Unsurlar:

  1. Yeryüzünü imar etmek şeri’i bir farızadır.
  2. İnşa ve imar etmeye İslamın çağrısı.
  3. İşi iyi ve sağlam yapılmak, milletlerin ve halkların ilerlemelerinin yoludur.
  4. İslam, tenbelliğinin bütün şekillerinden sakındırır.
  5. Yeryüzünde tahrip etmek ve bozgunculuk yapmaktan sakındırmak.

Kurân-i Kerîm’den Deliller:

  1. “Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.” (Mâide suresi, 33. ayet)
  2. “Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Şüphesiz, Allah’ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.” (A’râf suresi, 56. ayet)
  3. De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.” (Tevbe suresi, 105. ayet)
  4. “Bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşırlar.” (Müzzemmil suresi, 20. Ayet)
  5. “O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.” (Mülk suresi, 15. ayet)
  6. “O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı.” (Hȗd suresi, 61. ayet)

Nebevî Sünnetinden Deliller:

  1. El-Mıkdâm(r.a.)’dan: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hiç­bir kimse kendi elinin çalışmasını yemekten daha hayırlı bîr yiyecek asla yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd aheyhi’s-selâm da ken­di elinin emeğinden yer idi” (Buharî onu rivayet etmiştir)
  2. Abdullah ibn Abbas (r.a.)’dan Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurduğu anlatmıştır: “Kim işinden yorulmuş olarak geceyi geçirirse, Allah’ın bağışlamasına mazhar olarak gecelemiş demekti.” (Elmücam Elvasît)
  3. Ebû Hureyre (r.a.)’den şöyle der idi: Rasûlullah (s.a.v.): “Yemîn ederim ki, sizden herhangi birinizin (ipini alıp da dağdan) arkasına bir bağ odun yüklenmesi, verecek yâhut vermeyecek olan herhangi bir kişiden istemesinden çok hayırlıdır” buyurdu. (Buharî onu rivayet etmiştir)
  4. Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.): “Dul kadınların ve fakirlerin nafakalarım kazanmaya koşan müslümân kim se, Allah yolunda savaşan mücâhid gibidir, yâhut gece namâzlı, gündüz oruçlu âbid kimse gibidir.” buyurdu. (Buharî Sahıhî)
  5. Enes İbn Malik (r.a.)den, şöyle demiştir: Resȗlullah (s.a.v.): “Birinizin elinde bir hurma fidanı varken kıyamet kopacaksa da kopmadan önce onu diktirebilirse diksin.” buyurdu. (El-Adeb Elmüfrad kitabında Buharî onu rivayet etmiştir).
  6. Ka’b ibn-i Ucre radıyallâhü anh anlatıyor ki: “Bir adam Nebiyy-i Muhterem sallallâhü aleyhi vesellem’e uğramıştı. Resûlüllah (s.a.v.)’ın ashâbı, bu adamın kuvvet ve kabiliyetini görünce, ‘ Yâ Resûlellah, bu adam Allah yolunda cihad etseydi ne güzel olurdu, dediler. Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘ Bu adam, küçük çocuklarının geçimini temin etmek için çıktı ise, Allah yolundadır. ‘Yaşlı anne ve babasına hizmet için evinden çıkmışsa, Allah yolundadır.’ Çalışıp nefsini dilencilikten korumak için çıkmışsa, Allah yolundadır. ‘Âilesinin geçimini temin etmek için çıkmışsa, Allah yolundadır. (Çalışıp kazandığının) çokluğuyla övünmek, (zenginliğiyle gururlanmak) için çıkmışsa, tâğutun (şeytanın) yolundadır.” (Tabarânî onu rivayet etmiştir.)
  7. Enes İbn Malik (r.a.)’den demiştir ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyordu: “Allahım! Ben aczden, tenbellikten, korkaklıktan, ihtiyarlık ve cimrilikten sana sığınırım. Kabir azabmdan ve hayat memat fitnesinden de, sana sığınırım.” (Müslim onu rivayet etmiştir)

Konu:

      Allahu Te’âlâ, inasnı en güzel bir biçimde yaratmış ve onu şerfli kılıp bütün yarattıklarından üstün kıldı. Göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın onun hizmetine verdi. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsrâ suresi, 70.ayet). ve Yine de şöyle buyurmuştur: “O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratandır.” (Bakara suresi, 29. ayet). insanı bu şekilde onurlandırma ve ona inâm etme çerçevesinde İnsanı  yeryüzünde halife kılınmıştır. Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: “Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim. demiştir.” (Bakara suresi, 30. ayet).  Allahu Te’âlâ, insanı Allah’a ibadet etmenin  yanında yerüyüzünü imar etmek, yeraltındaki ham maddeleri ve nefîs madenler (altun, gümüş ve elmas ilh) çıkarmakla görevlendirdi. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı.” (Hȗd suresi, 61. ayet).

Yani, sizlerden (bütün insanlardan) yeryüzünü imar etmek ve onarmak, onun üzrendeki nimetler ve azıkları (rızıklar) aramak ve onun altındaki faydalı bütün ham maddeler çıkarmanızı  istedi. Allahu Te’âlâ, bu gayete (amaca) ulaşmak için, insan çalışmasını ve buna ulaştıran ve onu gereçekleştiren bütün yolları arayıp onlara önem vermesini ve tenbellikten kurturulmasını emretmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.” (Mülk suresi, 15. ayet).

    Çalışmak için belli ve kesin bir vakıta bağlı değildir. İnsan can vermesine kadar çalışmak gerekir. Resȗlullah (s.a.v.), Enes İbn Malik (r.a.)’den hadisinde bu meseleye işaret etmiştir. Enes İbn Malik (r.a.)’den, şöyle demiştir: Resȗlullah (s.a.v.): “Birinizin elinde bir hurma fidanı varken kıyamet kopacaksa da kopmadan önce onu diktirebilirse diksin.” buyurdu. (El-Adeb Elmüfrad kitabında Buharî onu rivayet etmiştir). İslam, hatta zor durumlarda ve zor vakıtlarda  inşa ve imar etmeye önem verip de takdîs etmekte ve inşa ve imar etmeye çağırıp da ona isteklendirmektedir.

            İslam, yeryüzünün imar etmesiyle ilgli bütün şeyler öğerinmesine ve öğretmesine ilgilenmiştir. İslam, müslümanların, yer üzerinde yürümelerine ve  yerde ve denizdeki rızık kaynaklarını aramalarına isteklendirmiştir. El-Mıkdâm(r.a.)’dan, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hiç­bir kimse kendi elinin çalışmasını yemekten daha hayırlı bîr yiyecek asla yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd aheyhi’s-selâm da ken­di elinin emeğinden yer idi” (Buharî onu rivayet etmiştir). İslam, tüm dünyaya hayır getiren, onun yapmasıyla dünyayı imar eden çalışmaya ve emek etmeye sarıh bir davettir.

      İslam, çalışmak ve emek vermeye değer verip yüceltmiştir. Çalışma değerini ve kıymetini yükseltip de ilerlemeye bir yol ve vesile kılmış, ve çalışmayı, onu bir ibadet kılmış ve onu yapan kişiye mükafat edilecektir. Kur’ân-i Kerîm’in ayetleriyle, çalışmaya ve emek harcamaya motive etmiştir.  Yeryüzüne dağılma ve ayırlma emrini namaz kılmaktan sonra gelmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: ” Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.” (Cuma suresi, 10. ayet). İrâk ibn Mâlik (r.a.)’dan, Cuma namazını kıldıktan sonra cami kapısının önünde durup da şöyle demiştir: “Ey Allahım! senin davetine cevap verdim. Bana farz kıldığın namazı kıldım ve yeryüzüne dağıldım, beni rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın.”

     Yeryüzünü imar etmek için çalışma ve emek harcamanın önemli olduğundan Kur’ân-i Kerim’de çok ayetler varid olmuştur. Ve Nebevî Sünnerti de, bu meseleye  ilgili hadisler doludur.  Ebû Hureyre (r.a.) şöyle der idi: Rasûlullah (s.a.v.): “Yemîn ederim ki, sizden herhangi birinizin (ipini alıp da dağdan) arkasına bir bağ odun yüklenmesi, verecek yâhud vermeyecek olan herhangi bir kişiden istemesinden çok hayırlıdır” buyurdu. Süfyân Sevrî (Allah onu rahmet eylesin) Mescdi Harâm önünde oturan kişiler önlerinden geçerken şöyle diyordu: ” neden burada oturuyorsunuz? Ona “ne yapabiliriz?” diyerek cevap vermişler. O onlara ” Allah lütfundan isteyin ve müslümanlar omuzlarının üzerinde bir yük olmayın.”.

İslam hanif dini, onun ve evaltının helal rızlarını kazanmaya çalışan kişi, şehît ve Allah yolunda nöbet tutan kişinin mertebesine olduğunu açıklamıştır. Ka’b ibn-i Ucre radıyallâhü anh anlatıyor: ‘Bir adam Nebiyy-i Muhterem sallallâhü aleyhi vesellem’e uğramıştı. Resûlüllah (s.a.v.)’ın ashâbı, bu adamın kuvvet ve kabiliyetini görünce, ‘ Yâ Resûlellah, bu adam Allah yolunda cihad etseydi ne güzel olurdu, dediler. Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘ ‘Bu adam, küçük çocuklarının geçimini temin etmek için çıktı ise, Allah yolundadır. ‘Yaşlı anne ve babasına hizmet için evinden çıkmışsa, Allah yolundadır. ‘Çalışıp nefsini dilencilikten korumak için çıkmışsa, Allah yolundadır. ‘Âilesinin geçimini temin etmek için çıkmışsa, Allah yolundadır. (Çalışıp kazandığının) çokluğuyla övünmek, (zenginliğiyle gururlanmak) için çıkmışsa, tâğutun (şeytanın) yolundadır.’ (Tabarânî onu rivayet etmiştir.).

İslam, çalışma ve emek verme yeryüzünü imar etmenin yolu olarak,  müslümanları çalışmaya ve emek harcanmaya davet etmesiyle yetinmemiştir. Ve müslümalar, Allah sevgisi uğruna için, işlerini yaptıklarında iyi ve sağlam yapmalrına devet etmiştir. Hz. Aişe (radıya Allahu Anha)’dan, peygamber (s.a.v.) şöyle buyurduğunu demiştir. “Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.” (Taberânî onu rivayet etmiştir.).

İşi iyi ve sağlam yapmak ve ona büyük önem vermek, İslam onlara davet eden en önemli ilkeler ve değerlerdendir. İşi iyi ve sağlam yapmak, din amaçlarındandır. Allah’ın rızasını kazanmaya, Allah’a sadık olmaya ve ilerlemeye vesile olur. Allahu Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: “Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Neml suresi, 88. ayet), Allahu Te’âlâ, insâni  iyilik etmeye ve işi iyi sağlam yapmaya motive edip de bozgunculuk yapmasından nehyetmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.” (Bakara suresi, 195. ayet), yine şöyle de buyurmuştur:  “Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas suresi, 77. ayet).

Kurân-ı Kerîm çok ayetlerinde, Allahu Te’âlâ rızasını kazanmak, kullarına nasıhat etmek ve toplumun fertleri arasında işbiriliği sağlamak için, işi iyi ve sağlam yapmaya davet etmiştir. Ve bunu yapana dünyada ve ahirette güzel ecir verilmesine vaadetmiştir. İnsanın her işi yaptığında, Allahu Te’âlâ’nın gözetiminin altında olur. Allahu Te’âlâ her şey bilir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’ân’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.” (Yũnus suresi, 61. ayet).

Allahu (azze ve celle) insanı görüp de çiftliğinde, fabrıkasında ve mağazasında yapmış olduğu bütün işlerini onun gözetiminin altında olur. Alllahu Te’âlâ şöyle buyuruyor:  De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir. ” (tevbe suresi, 105. ayet). Müfesirlerin açıkladıkları gibi, bu ayette kastedilen şeyi, hem insanlara tehdit etmek ve korkutmaktır. Yani Allah bütün amlerlernizi bilip de ve onon gözetiminin altında olur. Hayırlı ve iyi işler yapmaya çabuk olun ve işlerini iyi ve sağlam yapın, hem de onları istekledirme içerir. İşlerini (kötülükler ve iyilikler) Allah’ın gözetininin altında bilen insan, bütün işlerini iyi ve sağlam bir şekilde yapacaktır. Ve iyi ve hayırlı işleri yapacak fena ve kötlüklerden uzak duracaktır.

Aynı şekide Nebevî Sünneti de ilerlemeye ve daha iyi durumlara ulaşmak için, işi iyi ve sağlam yapmaya ve inşa ve imar etmeye davet etmiştir. İbadetsel yönünde, Allah ve kul arasındakı bir bağ olan namaz gibidir. Namazda, namaz kılanlarının imamı olnarın Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyeni olur. Ve Kur’ân-ı Kerîm’i okunduğu zaman Kur’ân-ı Kerîm’i en sahih şekilde okuyanı okur. Ve Rasulullah (s.a.v.) ölünün emrini üstlenen kişiye emrederek:   şöyle buyurmuştur: “biriniz kardeşini kefenlediği zaman kefenini güzel yapsın.” .(Müslim onu rivayet etmiştir) ve Ăsım ibn Küleyb el-Carmi şöyle demiştir: ” Babam Küleyb, babası yanında Peygamber (s.a.v.)’le birlikte bir cenazeye gittik. Ben akleder ve anlar bir kişiyim. Cenaze kabra konulunca kabır cenazeyi sığamadı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) şöyle diyordu: ‘şuraya kadar düzeltin.’ Hazır olanlar, bu şeyi süünet olduğunu zanetmişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara bakarak şöyle buyurmuştur: “Bunun ölüye ne zararı ne de faydası olur.  Ancak Allah, işçinin yaptığı işi, ameIi ve görevi sağIam ve iyi yapmasından hoşnut oIur. ” (Beyhakı onu rivayet etmiştir.)

İnsan, yaptığı her işi iyi ve sağlam yapmasını gerekir ve işini yaparken Allahu Te’âlâ, onu gördüğü gibi çalışması gerekmektedir. Allahu Te’âlâ insanların kalplerindekini tek gören ve bütün yaptıklarını tek bilendir. Fakat  işlerini iyi ve sağlam yapmayan kişi günahkâr olur. Görevini ihmal eden, işini iyi ve sağlam yapmayan ve haram maaş yiyen görevli, kıyamet gününde hısabını verilecektir. Ümmetlerin ve milletlerin geciktirmelerine ve geri kalmalarına sebep olduğundan bu görevliler kıyamet gününde ümmetlerin ve milletlerin geciktirmelerinin ve geri kalmalarının günahlarını yüklenecekler. Onları Allah’a şikayet ederiz. Hz. Ömer (r.a.) şöyle diyordu: ” Allah’ım! Sana emin olanın (inanılır kişi) zayıflığını ve kavının (güçlü olan) hiyanetini  şikayet ederim.”.

İslam, inşa ve imar etmeye yardım eden üşengenlik (tenbellik) ve ümitsizlikle mücadele edip de üşengenlik kötü bir sıfat saymıştır. Allahu Te’âlâ yüce kitabında üşengeçler zemedip de üşengenlik münafıkların sıfatlaından olduğunu beyan etmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Namaza üşene üşene vermeleridir.” . Üşengenlik (tenbellik) olumsuzluk bir tehlike ve tehlikeli bir hasatlık, ümmetleri bozmalarına sepep olup da onları mahveder ve gelişmiş medeniyetlerden geciktirmeye sebep olur. İmam Rağıb demiştir ki: ” Kim işisiz olmasını ister ve çalışmaya çaba sarf etmezse, insaniyetten sıyrılmış (insanlıktan uzak durmuş olur) olur ve ölülerden olmuş olur.”. bunun için Hz. Peygamberimiz (s.a.v.), tenbellikten Allah’a sığınmıştır. Enes İbn Malik (r.a.)den demiştir ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): «Allahım! Ben aczden, tenbellikten, korkaklıktan, ihtiyarlık ve cimrilikten sana sığınırım. Kabir azabmdan ve hayat memat fitnesinden de, sana sığınırım.» derdi.(Müslim onu rivayet etmiştir). Peygamber (s.a.v.) Allah’a sığınmasında acz, tenbellikle bağlamıştır. Çünkü ikisini birbirleriyle bağlıdır ve herbirinin, kişinin işlerini iyi ve sağlam yapmasına engel olur.

Tenbellik kalbı bir hastalıktır ve zihinsel bir engel, insan gayretini ve kararlılığnı zayıflatır, tehlikle bir hastalıktır, insanlar iyi ve sağlam işler yapmalarına engel olur. İslam tenbellikği kınıp da tenbellikten sakındırmıştır. İmam Alı (r.a.) şöyle demiştir: “Üşengenlik, sefilliğin anahtarıdır. Ve tenbellikle ve üşngenlik yüzünden fakirlik gelmiş ve tehlike ortaya çıkmıştır. İstemeyen bulamaz, ve yolsuzluğa yol açmaktadır. “. Tenbellik, İslam derğerlerinden değildir. Çünkü İslam, iyiliğe ve yeryüzünü imar etmeye davet eder. Ama üşengenler ve tenbeller, ne bir medeniyeti yapmazlar. Fakat medeniyetler yıkarlar.

Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak (ifsat etmek), İslam onunla mücaadele etmiş şeylerdendir. Çünkü bozgunculuk, yeryüzünü imar etmemeye götürür. Bozgunculuk, kötü insanların huluku (ahlakı) ve onunla sadece münafıklar huluklandırılırlar. Allahu Te’âlâ onların hakkında şöyle buyurmuştur: ” Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah bozguncuları sevmez.” (Maide suresi, 6.ayet) ve yine şöyle de buyuruyor ki: “Yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın.” (Bakara suresi, 60. ayet)

Bozgunculuğun çeşitli şekilleri vardır. Onların en telikeli, dinin adına çıkarılmış olduğu bozgunculuktur. Ümmet yeryüzünde bozgunculuk çıkarmış olan kimselerle mübtela olmuştur. İsalam Dini onlardan beri’dir. Onlar, din adına  insanları öldürüler, ırzları dokunurlar ve insanların mallarını haksız yere yiyorlar. Allahu Te’âlâ yüce kitabında onları zemetmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: “İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır.  O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez. Ona “Allah’tan kork” denildiği zaman, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!”(Bakara suresi, 204-206. ayetler)

Bozgunculuğun bütün şekilleri ve çeşitleri, bina ve kalkınma temellerini sarsar ve olumsuzluğun ve sorumluluğun duygusunu neşreder. Bozgunculuk ve bozgunculara karşı çıkmak gerekir. Çünkü onlara karşı çıkmasıyla toplum kurtlulur.  Bozgunculuk ve bozgunculara karşı çıkmamak halinde toplumu mahvedilir. Nu’mân İbn-i Beşîr (Allah Onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak onları koruyanlarla yasaklarını hiçe sayarak hududu çiğneyenlerin durumu aynen şöyledir: Bir gemideki yerlerini almak üzere bir toplum aralarında kur’a çektiler. Bunlardan bir kısmı geminin alt katına(ambar kısmına) bir kısmı da üst katına(güverteye) yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar hissemize düşen alt kattan bir delik açsak da üst katımızda oturanlara su almak için eziyet etmemiş olsak, dediler. Eğer üstte oturanlar bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa hepsi birlikte batar helak olurlar. Eğer buna mani olurlarsa hem kendileri kurtulur hem de onları kurtarmış olurlar. (Buhârî onu rivayet etmiştir.) Müslümanlar arasında bir daynışma ve işbirliği olması gerekir ve Üsalm kardeşliği ve imanı gereçek hale getirmesi gerekmekedir.

Yeryüzünün bozgunculardan kurtarılması, yolların ve müesselerin koruması, birr ve iyiliğinin en güzel işlerindendir. Allah’ın, bozguncuların bozgunculuklarını salih olanların işleriyle defeder. Allahu Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: “Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.” (Hȗd suresi, 116. ayet). Bozguncu, toplumun tahrip etmesinin baltasıdır. Allahın kullarının kurtuluşu sadece  bozguncuların bozgunculuklarını menetmesiyle gereçekleşir.

İslam ümmeti, verimli topraklar, göller, denizler ve büyük nehirler, dünyanın ihtiyaç olduğu madenlerin çoğunu, dünyanın en büyük petrol rezervlerinin yanına düşünür akıllar ve büyük işgücüne sahiptir.  Buna göre, İslam Ümmetinin, ümmet fertlerin yararına, bilimsel ilerlemesine ve uygarlaşmasına  bu kaynaklar ve servetlerinden iyi bir şekilde faydalanması gerekmektedir.

İslam ümmetimizin, çalışma ümmetidir, tahrip etmenin ümmeti değil inşa ve imar etmenin ümmetidir. Medeniyet ümmetidir, geri kalmanın sıfatlarından bir sıfat değildir. Dinini sevmiş olan kişinin, dinini ve vatanını yükseltmesine çalışmalıdır.

Muhammed (s.a.v.) Risâletinde Güzel Ahlâk

awkaf

Unsurlar:

  • İslâm güzel ahlakın dini.
  • Ahlakların çöküntüsü, milletlerin çöküntüsüne sebep olur.
  • Ahlak, sahıh ibadertlerin semeresidir.
  • Ahlaklarımızı nasıl güzelleştiririz?

Deliller:

Kur‘ân-ı Kerîm’den deliller:

  • “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem suresi, ayet)
  • “Sen af yolunu tut, İyiliği emret, cahillerden yüz çevir.” (A’râf  suresi, ayet)
  • “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve (kuşkusuz ben müslümanlardanım) diyenden daha güzel sözlü kimdir? İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir. Bu güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak (hayırdan ve olgunluktan) büyük payı olanlar kavuşturulur.” (Fussilet suresi, 33-35.. ayetler)
  • “Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman (selâm) der (geçer)ler.”( Furkân suresi, ayet)
  • “Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir. Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiç bir kibirleneni, övüngeni sevmez. Yürüyüşünde tabiî ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir!” ( Lokmân suresi, 17-19. ayetler)
  • ” (Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. İçlerinden zulmedenler hariç Kitap ehli ile ancak en güzel bir yola mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: (Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir (aynı ilâhtır). Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz.” (Ankebȗt suresi, 45-46. ayetler.)
  • “Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.” (Bakara suresi, 197. ayet)
  • “Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme Ăyetlerimiz kendisine okunduğu zaman (Öncekilerin masalları!)der. Yakında biz onun burnunu damğalayacağız.” (Kalem suresi, 10-16. ayetler)

 Nebevî Sünnetinden deliller:

  • Nevvâs b. Sem’ân El-Ensârî’den naklen rivayet etti. {Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) iyilik ve günahı sordum da şöyle buyurmuştur : « İyilik, ahlâkın güzelliğidir. Günah ise, kalbinde gıcık yapan ve başkalarının muttali olmasından hoşlanmadığın şeydir.»
  • Ebû’d Derdâ (r.a.)’den rivâyet edildiğine, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü mü’minin mizanında hiçbir şey güzel ahlaktan daha ağır değildir. Allah kaba ve ahlaksız kişileri asla sevmez.” (Ebû Dâvûd, Edeb: 5)
  • Ebu Hüreyre (r. Anh)’dan Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyrmuştur: Muhakkak ki yüceahlakı tamamlamak için gönderildim.” 
  • Ebû Zer (r.a.)’den rivâyet edildiğine, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Nerede olursan ol Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşa, işlediğin bir günahın arkasından hemen bir sevap işle ki onu imha edip yok etsin. İnsanlara güzel ahlakla muamele et.”

Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “İmanı en olgun olan kimseler ahlakı en güzel olan kimselerdir. En hayırlılarınız hanımları için en hayırlı davranışta bulunanlardır.”

Sa’d ibn Hişâm ibn Ămir El-Ansârî’den: ” Âişe annemiz kendisine Allah Rasülü’nün ahlakının nasıl olduğunu sordum. Bana şöyle sorarak demiştir. (Sen Kur’ân okumaz mısın?) Ben de: ( Evet Kur’ân’ı okuyorum) diyerek cevap verdim. O, Peygamber (s.a.v.)’in ahlakı Kur’ân idi, demiştir. “

  • Aişe (r.anhâ)’dan (rivayet edilmiştir); dedi ki: Rasûlulah (s.a.v.)’i (şöyle) derken işittim: “Muhakkak ki mü’min, ahlâkının güzelliği sebebi île (gündüzleri) oruç tutan (ve geceleri de) Allah’a ibâdetle geçiren kimsenin derecesine ulaşır.”

Câbir (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü bana en sevgili ve en yakın olanınız: Ahlakı en güzel olanlarınızdır. Kıyamet günü bana en sevimsiz ve benden en uzak olacak olanlar dengesiz biçimde saçmalayıp boşboğazlılıkla insanları rahatsız edenlerle mutefeyhıklerdir.” Ashab: Ey Allah’ın Rasûlü! Dediler: Dengesiz ve boşboğazları anladık fakat bu mütefeyyikler kimdir? deyince Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ululuk taslayıp kibirli davrananlardır.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.

Konu:

            Şüphe yok ki, İslâm Dini yüceliğinin yönleri çeşitlidir. En güzel ahlakı yansıtan  Şeriat ve ahlak dininin olduğunu, insani güzel değerleri topladığını  onun yüceliğindendir. Bu dinin yüceliği, hayat bütün yanları kapsamasındadır. En faziletli işlere ve iyilikler yapmaya davet eder ve kötü işlerden uzak durmaya emretmektedir.

            Sabır, merhamet, vefakârlık, sadık olmak, emanete hıyanet olmamak, kerim olmak (cömert olamk), utangaçlık, iyi huylu olmak, mütevazi olmak, mertlik, adıl olmak (adelet), ihsan etmek, insanların ihtiyaçlarını karşılamak ve onlara iyilik yapmak, insanların ayıplarına ve avert yerlerine göz yummak,  eziyyet çektirmemek, güler yüzlü olmak, tatlı dil ile konuşmak, insanların aralarını düzeltmek, büyüklere saygı göstermek, diğerleri kendilerine tercih etmek, diğerlerin duygularına saygı göstermek ilh.  İslam onlarına davet eden ve onlarına teşvik eden iyiliklerdendir. Allahu Te’âlâ, bu meseleye işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki bu Kur’ân, insanları en doğru yola iletir ve salih amel işleyen mü’minlere büyük bir ecir olduğunu müjdeler. ” (İsrâ suresi, 9. ayet).

Kur’ân ve Sünnette, bu konuyla ilgili  metinler bulunmaktadır. Bunlardan Allahu Te’âlâ, A’râf  suresinde, peygamberi emrederek şöyle buyurduğu: “Sen af yolunu tut, İyiliği emret, cahillerden yüz çevir.” (A’râf  suresi, 199. ayet) ve  Allahu Te’âlâ Bakara suresinde şöyle buyurduğu: “İnsanlara güzel sözler söyleyin. ” ( Bakara suresi, 83. ayet). Ve Nisâ suresinde şöyle buyurdu: “Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizili konuşmaların çoğunda hiç bir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz. ” (Nisâ suresi, 114. ayet). Bu hususta ayetler çoktur. Kim Kur’ân ayetleleri iyice düşünürse,  güzel ahlaka davet eden çok ayetler bulacaktır.

Nebevi Sünnetinin metinleri, insan hayatında, ahlakın önemine tekit etmiştir. Güzel ahlaklı insana güzel ecir verileceğini kesinleşmiştir. Ondan, Resȗlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ” Birr, ahlâk güzelliğidir.” (Müslim onu rivayet etmiştir). Ve Birr: her iyilik türlerini kapsayan isimdir. Ve (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyrmuştur: “Kıyamet Günü kulun mizanında güzel ahlaktan daha ağır gelecek hiçbir şey yoktur. ” Başka bir rivayette: “Kıyamet Günü kulun mizanında güzel ahlaktan daha ağır gelecek hiçbir şey yoktur. Doğrusu Yüce Allah, seviyesiz ve çirkin olana buğzeder.”. (Türmizi süneninde, Ebû’d Derdâ (r.a.)’den rivayet etmiştir.)

            Resȗlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), insanları güzel ve yüce ahlaklı sahip olmalarına hep teşvik ediyordu. Peygamber (s.a.v.) hadislerinde bir kere şöyle buyuryor ki: “Mü’minlerin iman bakımından en iyi olanları ahlaken en iyi olanıdır. Hayırlarınız hanımlarına karşı hayırlı olanlardır. ” (Ahmed müsnedi). Ve Peygamberimiz (s.a.v.)’e: ” Hangi mü’minler daha iyi ” soruldu, ” ahlaken en iyi olanlarıdır ”  diyerek cevap verdi.(İbn Mâce Sünenleri), Rasülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a neyin insanları cennete soktuğundan soruldu: “Allah karşısında takvalı olmak ve güzel ahlak!” buyurmuştır.” (Sünen et-Tirmizî) ve peygamberimiz (s.a.v.) güzel ahlak, sevgisinin sebeplerini yapıp şöyle buyurmuştur: “Doğrusu Kıyamet Günü meclisime en yakın ve bana en dost olanlarınız ahlakça en güzel olanlarınızdır.”. (Sünen et-Tirmizî).

            İslam’da ahlak menzileti büyük ve yüksektir. O, dinin cevheridir. Peygamber (s.a.v.)’e “Din nedir?  “soruldu. Peygamber (s.a.v.), güzel ahlâktır!, buyurdu. (Müslim onu rivayet etti). Hatta peygamber (s.a.v.), ahlaka en büyük önem vermiştir. Zira, peygamber (s.a.v.) onun peygamberliğinin birinci amacı, güzel ahlakı tamamlamaktır. Resȗlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Ben ancak ve ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Buharî, El-Edep El-müfred). Hatta, peygamberlikten önce, (s.a.v.)’e es-Sâdıku ül- Emîn ile vasflandırıyorlar. Resȗlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sadık (gereçek) iman ile bağlamış islamî güzel ahlaktır. Peygamber (s.a.v.), yüce ahlakın en güzel örneğidir. Bunun için Allahu Te’âlâ, onu “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” Buyurduğuyla vasfetmiştir. (Kalem suresi, 4. ayet). O şehadet (şahitlik), Allah’tan ne kadar  yüce ve büyük bir şahitliktir. O (s.a.v.), bütün insanların en güzel ahlaklı insanı olmuştur. Resul-i Ekrem (aleyhi ekmelüssalavâti ve etemmütteslîmât), Kur’ân’ın öğüt ve yasaklarını yaşamında, uygulaması onun ne kadar üstün bir insan olduğuna en güzel örnektir. Peygamberimiz bütün güzel ahlakları ve güzellikleri toplamış, örnek bir kişidir. O (s.a.v.) huluk-u ilâhî ile mütehallik yani Allah ahlakı ile ahlaklanmış idi. Onun üstün şahsiyeti Allâh’ı gösteren en nûrâni ve parlak bir aynaydı. Hz. Âişe annemiz kendisine Allah Rasülü’nün ahlakının nasıl olduğunu sorulunca, “O’nun ahlakı Kur’ân idi.” diyerek cevap verdi.

Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) güzel ahlakı.

            Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Kur’ânı ahlakların en güzel öreneğidir. Güzel huluk bakımndan en iyi insan idi. İnsanların en iyi güzel Ahlak sahibi, onların en merhametli, konuşmada onların doğru söyleyeni, onların en iyi söz tutanı, onların en cömerdi, bütün insanların efendisi olduğuna rağmen onların en alçak gönül sahibi, onu (s.a.v.) her göreni ona sonsuz saygı gösterdi. kim onunla muamele etmişse, onu çok sevdi. Ümmülmüminîn Hz. Aişe onu şöyle vasfetti: “Sen Sıla-i Rahım yapıyorsun, muhtaçlara yardım edersin ve hak yapmaya ve söylemeye teşvik edersin ” ve Allahu Te’âlâ, onu şöyle buyurduğuyla vasf etti: “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. ” (Ăl-i İmrân suresi, 159. ayet). Bu güzel ve yüce ahlakla peygamber (s.a.v.) kalpler ve akıllar malik olmuştur.

Peygamber (s.a.v.) ashabını bu güzel ahlak üzerine terbiye etmiştir. Ebû Zer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Nerede olursan ol Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşa, işlediğin bir günahın arkasından hemen bir sevap işle ki onu imha edip yok etsin. İnsanlara güzel ahlakla muamele et.” Onlardan güzel ahlak sahıp olamalarını istemiştir. Peygamberin ashabı ondan merhamet, bağışlama ve afv öğrenip de güzel ahlakın en güzel örneği vermişlerdir. Peygamber (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye göç ettiği zaman ve Mühâcirîn ve Ensâr arasında kardeşlik ettiği zaman, bir Ensârî, bir Mühâcire yarım mallını vermiştir. İnsânî ahlaklar, atâ ( vermek ) ilkesi üzerinde dayanmaktadır. Kur’ân, bunu kanıtlayan çok güzel örnekler zikretmiştir. Bu güzel örnekler fertlere has değildir. Ancak bütün müslümanlar sıfatını olmuştur. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler.”. (Haşr suresi, 9. ayet)

Bunun için, onlar bu güzel ahlaklarıyla ümmetlerin beyleri idiler ve dünyanın merceği altına alınmışlardır. İnsanlar, onların iyi davranışlerını ve güzel ahlaklaını görünce, İslam  dinine bölük bölük girmişlerdir. Ama doğru yoldan ve doğruluktan ayrılınca ve bu güzel ahlakı bırakıldığında, güzel örnek kaybolup de değerler ortadan kadırılmış ve anlayışlar değiştirlmiştir. İmam Malik (r.a.) şöyle demiştir: Bu ümmetin şimdikinin nesli islah edilmesi, sadece ümmetinin ilk nesilinin olması gibidir.

Güzel ahlak, milletler çöküntüden korur ve anarşi ve gargaşadan himaye eder. Bunun için, ahlak çöküntüsünden sakındırmak lazımdı. Sehl ibn Sad es-Sâidî  (r.a.)’dan Resulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunda işitmiştir: “Allah cömerttir, cömertliği ve güzel ahlakı sever, kötü ahlakı sevmez.”

Ahlakla ümmetler yaşar ve dünyada kalır, ahlak çöküntüsüyle ümmetler çüküntüye uğrar. Çok medeniyetler çöküntüye uğrayıp da dünyadan mahvolunmuştur. Bu mahvolunup giden medeniyeteler, çöküntülerinin sebebi sadece iktisat çöküntüsü ve askeri gücünü zayılamasıyla değil, ahlaklarını çöküntüsüyle çökmüştür.

Şairler Amiri Ahmet Şveki bu mesele hakkında şöyle demiştir:

Ümmetler ahlakları ile yaşarlar

 

ahlakı olmayan millet çöküntüye uğrar

 

Kur’ân ve Sünnetteki ibadetler ve farzlar iyice düşünürsek, müslüman davranılarını tehzip etmek  ve ahlakını düzeltmek, ibadetierin en önemli amaçlarını buluruz. İslamdaki bütün ibadetlerin (Namaz, zekat, oruç ve hac), müslüman ahlakına güzel etkileri görüyoruz. Hatta bu ibadetlerin etkisi fertlerden topluma geçer ve toplumun bütün fertlerini güzel bir şekilde etkiler. Bütün dinlerdeki ibadetler, insanla yükseltmek için farz kılınmıştır. Namazdan hikmet, Allahu Te’âlâ şu ayette beyan etmiştir: ” (Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoy. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.” (Ankebȗt suresi, 45. ayet.). Namazın gereçeği, kötü şeylerden uzak durmak ve kötü sözler ve işleri terketmektir.

İbn Abbas (radıyaallahu anhuma)’dan gelen rivayette Resȗlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:  Allahu Te’âlâ: ” Namazı sadece büyüklüğüme tevazu eden, kullarıma  kibirlenmeyen, gece uyurken bana isyan etmeye ısrar etmeyen, gündüzü beni zikr etmekle geçiren, ve miskinleri, İbnilsebil (yolda kalmış yolcu) ve dul kadını merhmet edenve yaralı kişi merhemet eden kişiden kabul ederim).” (Bazzâr onu rivayet etmiştir) ve İbn Mesut (r.a.)’den Resulullah şöyle buyurmuştur: “Kim onun namazı, marufu emretmeyen ve münkerden nehyetmeyen kişi, onun namazı, sadece Allah yolundan uzaklaştırır. ” (Tabarâni sahıh isnat ile rivayet etti.). Onun namazını, gerek kavlen (söyleyerek) gerek fiilen (yaparak) kötü amellerden uzak durmayan kişi, onun namazı, namazın önemli amaçlarından önemli bir amaç gereçekleşmemiş olur.

Zekât, oruç, hac ve bütün ibadetler, nefsi temizlemek ve güzel ahlaklı sahip haline yükseltmek için farz kılnmıştır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. ” (Tevbe süresi, 103. ayet). Bunun için Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) Müslüman vereceği vacıp olan, sadaka kelimesinin anlamını genişlemiştir. Ebü Zer (r.a.)’dan Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ” (Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten nehyetmen sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.” (Bezzar onu rıvayet etmiştir).

            Oruç farzı Allah korunurlar diye kullarına farz kıldığı ibadetlerden biridir. Rabbimizin oruç tutmaktan istediği gayet ve amaç Allahtan korkmaktır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:  “Ey iman edenler! Allaha karşı gelmekten sakınmanız için, oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” (Bakara suresi, 183.ayet). Müslüman iradetini, oruç tutmasıyla küvvetlendirilir ve ahlakını ve şehvetini tutmaya alışmaktadır. Ebû Hureyre(r.a.)’den rivayet edildiğine: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ouıç bir kalkandır. Oruçlu kimse kötü söz söylemesin ve cahillik yapmasın (yânî Câhiliyet fiillerinden birşey yapmasın). Eğer herhangi bir kimse kendisiyle döğüşmeye yâhut söğüşmeye girişirse, ona iki defa ‘Ben oruçluyum’ desin.”. Demek ki birinin tuttuğu orucun kendisini kötü ahlak ve rezilelerden koruması gerekir. Oruçlu  müslumanın tavrını ve ahlakını düzelten bir iz bırakmalıdır.

            Allahu Te’âlâ Hac farzının hakkında şöyle buyurmuştur: “Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir.  (Ey mü’minler! Ahiret icin) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.”.  Ebû Hüreyre (r.a)’dan rivayet edildiğine, Peygamberi (s.a.v.)  şöyle buyurmuştur: “Bir kimse şu Beyît’e gelir de kötü sözler söylemez ve günah işlemezse demiş : Resûlüllah (memleketine) annesinin doğurduğu gibi döner.” (Müslim onu rivayet etmiştir)

İbadet, fert ve toplum üzerine olumlu bir etki bırakması gerekir. Bu ibadet, insanın huyunu ve davranışlarını düzeltip üzerine etkiletmezse, o zaman, bu ibadetin  ne değeri ne de faydası olur ahirette. Çünkü kötü ahlak ”ateşin odunu yediği gibi” bu ibadetleri ve iyilikleri yer . Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ” İflas eden kimdir? Biliyor musunuz?” Ashap: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bize göre, müflis parası ve malı olmayan kimsedir” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimin müflisi o kimsedir ki kıyamet günü kıldığı namazıyla tuttuğu orucuyla ve verdiği zekatıyla getirilecek aynı zamanda işlediği günahlardan; sövdüğü zina isnadında bulunduğu, haksız yere mal yediği ve haksız yere kan akıttığı ve ona buna vurduğu şerlerde ortaya konacaktır. Ve böylece o kişi yaptıklarının hesabını vermeye oturacak ve yaptığı kötülüklere karşılık iyilikleri takas edilecektir. İyilikleri bitince takas işlemi onun günahlarının buna verilmesi bunun sevaplarının da ona verilmesiyle devam edilecektir. Sonucunda da cezasını ateşle çekmek üzere Cehenneme atılacaktır. İşte müflis budur.” (Ahmed onu rivayet etmiştir)

Güzel ahlaklar tüm kainatları da içerir. Müslüman ve gayri müslüman arasında herhangi bir ayrı yok, herkes insanlıkta kardeştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: “Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (cesitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde tasıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın bircoğundan cidden üstün kıldık.”. (İsrâ suresi, 70. ayet).  Ve peygamber (s.a.v.)’in önünden geçen bir cenaze için ayağa kalktığında ve kendisne yahudi cenazesi olduğunu söylenince, bu da bir nefis değil miydi? demiştir. (Buhârî onu rivayet etmiştir.). Allahu Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: ” İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak en güzel yoldan mucadele edin ve deyin ki: Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim Tanrımız da sizin Tanrınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuzdur.” (Ankebȗt suresi, 46. ayet). Mûcâhid (r.a.)’den rivâyet edildiğine: “Abdullah b. Amr’in (radıya Allahu anhuma) ev halkı için bir koyun kesilmişti. Eve geldiğinde şöyle dedi. Yahudi komşumuza bunun etinden hediye verdiniz mi? Yahudi komşumuza bunun etinden hediye verdiniz mi? Rasûlullah (s.a.v.)’den işittim şöyle diyordu: Cebrail (a.s.) bana devamlı komşuluk hakkını tavsiye etti ki, ben komşuyu komşuya varis kılacağını sandım.” (Tirmizî onu rivayet etmiştir.)

            Güzel ahlaklar, sadece insanoğluna has değil, güzel ahlaklar hayvanları da içerir. Allah bir adamın suladığı bir köpek için cennete girdirmiştir. Ebû Hureyre(r.a.)’den rivayet edildiğine, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bir adam bir yolda yürüdüğü sırada bir köpek ile karşılaştı ki, susuzluktan dilini çıkarıp soluyor, yaş toprağı yiyordu. Bu adam ayakkabısının içine su doldurdu, köpeği suladı. Bu amelinden dolayı Allah bu kulunu övdü ve onu mağfiret eyledi.” (Buhârî onu rivayet etmiştir)

Öte yandan da bir kadın, bir kedinin yüzünden cehenneme girdi ; Abdullah ibn Ömer(radıya Allahu anhuma)’den: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bir kadın aç ölünceye kadar habsettiği bir kedi sebebiyle cehenneme girdi de azap edildi”. Devamla Rasûlullah: “Allah en iyi bilir ki, yâhud cehennemin bekçisi Mâlik bu kadına: — Ey kadın, sen bu kediyi habsettiğin zaman onu yedirmedin, içirmedin, yerini böceklerinden (nasibini bulup) yemesi için de salıvermedin demiş (ve kadının ukubet sebebini bildirmiş).” (Buhârî onu rivayet etmiştir)

Ahlaklarımızı ve toplumlarımızı yükseltmek istersek, bir güzel öreneğimiz olaması gerekir. Güzel örnek, ahlak oluşmasında temel bir unsurdur. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ”Andolsun ki, Resulullah, sizin icin, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzâb suresi, 21. ayet). Demek ki baba çocuğuna bir örnektir. Resulullah (s.a.v.) bize doğan çocuk temiz fıtrat üzere doğar demiştir. Allah tüm insanları aynı fıtrat üzere yaratmıştır, sonra örnek ne ise insana ya iyiye ya da kötüye değiştirir. Ebû Hureyre (r.a.)’dan rivayet edildiğine, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her doğan çocuk muhakkak fıtrat üzere doğar. Sonra anasıyle babası onu Yahûdî yâhut Nasrânî ya da Mecûsî yaparlar… ” Bundan sonra Ebû Hüreyre: “O hâlde sen yüzünü birmuvahhid olarak dîne, Allah’ın o fıtratına çevir ki, O, insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allahın yaratışına hiç bir şey bedel olamaz. Bu, dimdik ayakta duran bir dîndir. Fakat insanların çoğu bilmezler.”. ‘Rûm suresi, 30. ayet’ (Buhârî onu rivayet etmiştir)

Bir de öğretmenin güzel ahlakıyla ve iyi davarnışlarıyla öğrencilerine bir örnek olur. Öğrenciler onun hulukıyla ahlaklancaklardır. Birgün İmam Şefiî hizmetçisi Sirâç ile Harȗn er-Raşîd’e gitmişler, İmam Şefiî hizmetçisi Sirâcı,  Harȗn er-Raşîd çocularının lalası Abülsamad yannında bırakmıştır. Siraç İmam Şefiî’ye şöyle demiştir” Ey Abü Abdulllah! Onlar Emirülmüminîn çocukları, ve o onların lalasıdır, onu onlara tavsıye edersen! İmam Şefiî, Abülsamad yannına gelip ve ona şöyle demiştir: (Emirülmüminîn çocuklarının terbiyesinde ilk aşama senin ahlakını ve davranılarını düzeltmek gerekir. Onların gözleri senin güzlerine bağlı ve tabi olur, sen güzel ve iyi gördüğün şeyler,onlar da o çeyleri güzel ve iyi görürler ve bıraktığın şeyler, onlar da o şeyleri kötü ve çirkin görürler. )….  ” (Ebü Nuaym Hilyetül-Evliya).

Kayda değer ki, güzel ve yüce ahlak sadece ferde mahsus değildir. Bireysel ahlak da vardır. Adam ve karısı, babalar ve çocukları, ve akrabalar arasındaki aile ahlakı , devletler arasındaki ahlak, ve barış ve savaş ahlakı da vardır.

Allahu Te’âlâ’ya ıhlasetmek, güzel ahlak sahip olamsına dua etmek, nefis ve onun şehvetleriyle mücadele etmek,  İnsan kendini sorguya  çekmek, ve kötü ahlak akibetini düşünmek ve kötü ahlak, ferde ve topluma getirecek zararlara bakmak Kul güzel ve yüce ahlaklı olmasına yardım edenlerdendir.

PEYGAMBER (S.A.V.)’İ ONURLANDIRMANIN YÖNLERİ
8 Rebiülevvel 1437 H. 18 Aralık 2015 M

awkaf

Unsurlar:

  • İlk insan yaratılırken (s.a.v.)’i (şereflendirmek) onurlandırmak.
  • Doğumundan önce (s.a.v.)’i onurlandırmak.
  • Yüce soylarla (s.a.v.)’i onurladırmak.
  • Onun adıyla yanında, peygaberliğin yüceliği ve şerfiyle beraber hitap etmek.
  • (s.a.v.)’i sevmenin ve O’na itaat etmenin gerekliliği.
  • Allahu Te’âlâ’nın O’nu savunmasıyla onurlandırması
  • (s.a.v.) peygamberliğinin ve risâletinin genelliği.
  • O’nun peygamberliğininve risâletinin âlemlere rahmet olduğu.

Deliller:

Kur’ân-ı Kerîm’den deliller:

  • Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi? ” demişti. Onlar, “Kabul ettik ” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.(Âli İmrân suresi, 81.ayet)
  • “Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. “(Bakara suresi, 129.ayet)
  • ” Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben Allah’ın size benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim” demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince,”bu apaçık bir sihirdir” ” (Saff Suresi, 6.ayet)
  • “Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.”(Nisâ suresi, 80.ayet)
  • ” De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsunuz bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır. Çok merhamet edendir.”(Âli İmrân suresi, 31. ayet)
  • ” (Ey peygamber!) Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapamazsan, onun verdiği peygamberlik görevini getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir. ” (Mâide suresi, 67. ayet)
  • “Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.”(Sebe’ suresi, 28. ayet)
  • ” (Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”(Enbiyâ suresi, 107. ayet)
  • “Şüphesiz, Allahın melekleri peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.” (Ahzâb suresi, 56. ayet)
  • “(Ey inananlar!) peygamberin (sizi) çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçinizden birbirini siper edereksıvışıp gidenleri Allah gerçektenbilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar. ” (Nȗr suresi, 63. ayet)

Nebevî Sünnetinden deliller:

  • Vasiletü ibn-il Aska’ (Radıyallahu anh) diyor ki: Resȗlullah (s.a.v.):”Şüphesiz ki Allah, İsmail (aleyhisselâm)’ın oğullarından, Kinâne oğullarını seçti. Kinâne oğullarından Kureyş’i seçti. Kureyş’ten Hâşim oğullarını seçti. Hâşim oğulları arasından da beni seçti.” buyurduğu zaman işittim.”( Müslüm onu rivayet etmiştir.)
  • Irbâz ibn Sâriye es-Sulemî’den rivayette o, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işitmiştir:”Ben, babam İbrahim’in duasıyım, İsa’nın kavmine müjdesiyim, Annemin görmüş olduğu rüyayım ki o, rüyasında kendisinden bir nûr çıktığını ve bu nûrun Şam’ın saraylarını aydınlattığını görmüştü.”(Ahmed Müsnedi).
  • Ebi said (Radıyallahu anh)”den, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu demiştir:”Cibril bana geldi ve şöyle dedi: ‘Şüphesiz ki benim ve senin Rabbımızbuyuruyor: “Senin namını nasıl yükselttim?” Peygamberimiz ona: “Allah daha iyi bilir” diye cevap veriyor. Bunun üzerine Cibril, Allah’ın şöyle buyurduğunu haber veriyor: “Ben anıldığım zaman sen de benim­le beraber anılıyorsun.” (Haysemî, Mücamma El-Zevâid)
  • Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:”Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş, bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur.” (müttefikun aleyh)
  • Enes’in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz: “Hiçbiriniz, ben kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.(müttefikun aleyh)
  • Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:”Ben ancak hediye olunmuş bir rahmetim.” (Hâkim Müstadrakta rivayet etmiştir)
  • Câbir ( r.a.) anlatıyor ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur ki:”Bana, benden evvelki Peygamberlere verilmeyen şu beş şey verilmiştir: Bir aylık mesâfeden düşmanlarımın kalbine korku vermekle bana yardım edildi; bana yer yüzü namazgah ve temizleyici kılındı, Onun için ümmetimden namaz vakti gelip çatmış her kim olursa olsun, hemen orada namazını kılıversin. Savaşta alınan ganimetler de bana helâl kılındı. Halbuki benden evvel kimseye helâl kılınmamıştı. Banaşefaatverildi. Bir de, bendenevvelkipeygamberlersadecekendikavminegönderilmişken, benbütüninsanlaragönderildim.”(Buhârîrivayet etmiştir)

Konu:

Allahu Te’âlâ, gerek halk başlangıcında gerekse de dünyaya gelmesinden önce ya da doğduktan sonra, hayatında ve vefat ettikten sonra,  peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem) onurlandırdığı gibi, onun dışnda âlemlerden bir kimseyi onurlandırmamıştır.

Allahu Te’âlâ, peygamberi ilk insan olarak yaratırken onurlandırmak.

Allahu Te’âlâ, Evvelîn ve Ahirîn’de hazreti peygamberin şânını ve ününü yüceltip de yükselti.ve hazret-i peygamberimizden önce gönderilmiş olan bütün peygamberler, onun zamanına ulaştıkları halinde ona mutlaka iman edecekleri ve ona mutlaka yardım edecekleriiçin onlardan sağlam söz almıştır. Allahu Te’âlâ, şöyle buyurmuştur: Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi? ” demişti. Onlar, “Kabul ettik ” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlarlardanım” demişti. (Âli İmrân Suresi, 81. ayet). Allahu Te’âlâ, bu sağlam sözü daha fazla yüceltipde şereflendirmiştir. Zira Allah ve peygamberleri bu sağlam söze şâhid olmuşlardır.

Ondan önceki peygamberler onunla müjdelemişlerdir.

            Irbâz ibn-i Sâriye es-Sulemî’den rivayette o, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işitmiştir: “Ben, babam İbrahim’in duasıyım, İsa’nın kavmine müjdesiyim, Annemin görmüş olduğu rüyayım ki o, rüyasında kendisinden bir nûr çıktığını ve bu nûrun Şam’ın saraylarını aydınlattığını görmüştü.”(Ahmed Müsnedi).Hazerti İbrahim duası, Allahu Te’âlâşu ayetindedir:”Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabi ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. “.(Bakara Suresi, 129. ayet). İsa (a.s.) müjdesi ise Allahu Te’âlâ şöyle buyurduğunda: ” Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben Allah’ın size benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak göndrediği) peygamberiyim” demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince,”bu apaçık bir sihirdir” dediler. “(Saff Suresi, 6. ayet) .

Dünyaya gelmeden  önce (s.a.v.)’i onurlandırmak.

            Allahu Te’âlâ, Resȗlü (s.a.v.) doğumundan  önce onurlandırması ise, Muhammed’i adlandırmasıyla olmuştur. Hz. Âmine binti Vehheb Muhammed’e Hamile olduğu zaman şöyle anlatmıştır: “Ben hamile iken, bir gece rüyamda karşıma bir zatçıkıp dedi ki: Ey Âmine, bilmiş ol ki, bu ümmetin en hayırlısı olan kimseye hamile oldun. Yere düştüğü zaman (dünyaya geldiğinde) şöyle söyle: “onuher hasetçi şerrinden Tek İlah olan Allah’a sığınırım” de ve ismini Muhammed koy. Tavrat’taki adı Ahmed’dir, Yer ve gök sakinleri ona hamd ederler (şükr ederler ve İncil’deki adı Ahmed’dir,Yer ve gök sakinleri ona hamd ederler (şükr ederler ) ve Kur’ân’daki adı Muhammeddir. Onu Muhammed adıyla adlandır.” (Beyhakı’nın İmân Şubeleri)

Bundan da yüce soyu: Hz. Muhammed (s.a.v.) geçmiş ve gelecek insanların en üstünü, en mükemmelive en faziletlisidir. Buna delil olarak, Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Ve secde edenler arasında dolaşmanı” (Şuarâ suresi, 219. ayet), İbn Abbas anlatmıştır ki: “yani babalar sırtlarında, Adam, Nuh ve İbrahim (a.s.) Allah (Azze ve celle) O’nu (s.a.v.) peygamberlikle gönderilmesine kadar. “. O en yüce soylardan ve en cömert Arap kabilelerindendir. Allahu Te’âlâ, O’nu Cahiliyye katillerinden kormuştur ve O’nu  nesilden neslekerim sulplerden temiz rahimlere nakletmiştir. O (s.a.v.) seçmelerin seçkinidir.Vasiletü ibn-il Aska’ (Radıyallahu anh) diyor ki: Rasȗlullah (s.a.v.) şöyle buyururken işittim: “Şüphesiz ki Allah, İsmail-aleyhisselâm-‘ın oğullarından, Kinâne oğullarını seçti. Kinâne oğullarından Kureyş’i seçti. Kureyş’ten Hâşim oğullarını seçti. Hâşim oğulları arasından da beni seçti.”( Müslüm onu rivayet etmiştir.)

Ama (s.a.v.)’i hayatında onurlnadırma, dünya ve ahirette şanı yükseltti. Allah zikr edildiği zaman,Resȗlullah (s.a.v.) zikredilir. Allahu Te’âlâşöyle buyurmuştur: ” Senin şanını yükselttik.” Ebi said (Radıyallahu anh)”den, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu demiştir:”Cibril bana geldi ve şöyle dedi: ‘Şüphesiz ki benim ve senin Rabbımız buyuruyor: “Senin namını nasıl yükselttim?” Peygamberimiz ona: “Allah daha iyi bilir” diye cevap veriyor. Bunun üzerine Cibril, Allah’ın şöyle buyurduğunu haber veriyor: “Ben anıldığım zaman sen de benim­le beraber anılıyorsun.” (Haysemî, Mücemm’a El-Zevâid)

Allahu Te’âlâ, çok meselelerde onun adını, (s.a.v.)’in adıyla bağlamıştır.Allah’a vehdaniyyet (tek ilah olduğuna) şehadet ettikten sonra, (s.a.v.)’in Peygamberliğine şehadet etmeden kişi Müslüman olmaz.

Hassan bin Sâbit (r.a.) Peygamber (s.a.v.)’i bu iki beyitle övmüştür:

Allah, peygmberin adını, adına eklemiştir. Müezzin beş vakit ezanında, Eşhedü Enla İlahe İllallah dedikten sonraEşhedü Enne Muhammed’en Resûlüllah der.Ve peygamberin adını adından türemiştir.Arş sahibi Mahmȗd ve o Muhammed’dir.

Resȗlullah’ı, şehâdetinde, Ezanda, kamette, Cuma hutbesinde ve Kur’ân-ı Kerîm’de Allahu Te’âlâ’yı andıktan sonra anılır.Allahu Te’âlâ, (s.a.v.)’e itaati, Onun itaatine bağlamıştır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.” (Nisâ Suresi, 80. ayet). İbn Abbas (ra.anhuma) şöyle anlatıyordu: ” üç ayet başka üç ayetle bağlı inmişlerdir. “. Birincisi: “Namazı kılın, zekâti verin.”(Bakara suresi, 43. ayet). İkincisi:  “Bana ve anne babana şükret.”(Lokmân suresi, 14. ayet). Üçüncüsü ise:”Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin.”(Nisâ suresi, 59. ayet). Kim Allah’a itaat ederse ve peygamber’e itaat etmezse, ondan bir şey kabul edilmez.

            Allahu Te’âlâ, peygamber (s.a.v.)’in bîatını, O’nun (c.c.) bîatıyla bağlamıştır. Allah Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar.” (Fetih suresi,10. ayet). Ve Peygamber (s.a.v.)’e itaat etmeyi, cennete ulaşmanın alâmetlerinden kılmıştır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “kim Allah’a ve Resȗlüne itaat ederse, büyük bir başarıya ulaşmıştır.” ( Ahzâb suresi, 71. ayet). Ve peygamberimizin hadislerinde:Ebu Hureyre ( Radıyallahu anh)’dan Rasȗlullah Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin tamamı cennete girecektir; ancak diretenler hariç”Ya Rasȗlullah Sallallahu direten kimdir? Dediler, “Bana itaat eden cennete girecek, bana isyan eden de muhakkak diretmiştir.” buyurdu. (Buhari onu rivayet etmiştir) Ve hazreti Ömer (Radıyallahu anh ) Hacerülesved’e gelip de onu öpmesinin hadisi, hazreti Ömer şöyle demiştir: ” Ben senin taş olduğunu, bir fayda ve zarar vermeyeceğini biliyorum. ŞayetNebisallallahualeyhiveselleminseniöptüğünügörmeseydim, ben de öpmezdim.” (Buhari onu rivayet etmiştir). Allahu Te’âlâ’ya itaat etmek, sadece Peygamberine (s.a.v.) itaat etmekle gereçekleşir.

            Bir de Allah (c.c.) peygamberin sevgisi Allah’a imânından yapmıştır. Hatta onun sevgisinin, Peygamber (s.a.v.)’in sevgisinden yapmıştır. Ve Peygambere uymanın sevmeye işaretidir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsunuz bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır. Çok merhamet edendir.” (Âli İmrân suresi, 31. ayet). Peygamberin sevgisi, her Müslümana bir farzdır.Hz. Enes’in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz: “Hiçbiriniz, ben kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur. (müttefikun Aleyh). Hatta, peygamberin sevgisini, kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadan kulun kalbinde imanın tamamı olmaz. Abdullah b. Hişâm (r.a.) şöyle demiştir: Hz. Ömer (r.a.) bu hadisi işitince: “Ya Resȗlüllah, sen nefsimden başka her şeyden daha sevgilisin” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) “Ya Ömer! Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki,nefsinden de sevgili olmalıyım” buyurunca; Hz. Ömer (r.a.) ” Nefsimden de ” diyerek durumu arz etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) “Ya Ömer işte şimdi oldu. “(Buhâri onu rivayet etmiştir).

Allahu Te’âlâ, bütün peygamberlerine isimleriyle hitap ettiği halde, ona (s.a.v.) ismiyle hitap etmemesini,  hazreti Peygamberimiz (s.a.v.)’i en iyi şereflendirme şekillerindendir.Allahu Te’âlâ, Muhammed (s.a.v.) Hariç, bütün peygamberlerine isimleriyle hitapetmiştir: Buna örnek olarak;  Allahu Te’âlâ Adam’a (a.s.) hitap ederek şöyle buyurmuştur: ” Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşsin” (Bakara suresi, 35. ayet), Hazerti İsa’ya (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim.” (Âl-i İmrân suresi, 55. ayet), Hazerti Nȗh’a (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey Nȗh! Sana ve seninle birlikte bulunanların birçok ümmete bizden bereketlerle (gemiden) in.” Hȗd suresi, 48. ayet),Hazerti Musa’ya (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: ” Ey Musa! Şüphasiz ben, evet ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.” (Kasas suresi, 30. ayet), “Ey Musa! Şüpha yok ki, ben senin Rabbinim.” (Tâhâ suresi, 11-12. ayetler),Hazerti Yahya’ya (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey Yahya! Kitaba sımsıkı sarıl.”(Meryem suresi, 12. ayet),Hazerti İbrahim’e (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: ” Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” (Sâffât suresi,104-105. ayetler),Hazerti Zekeriyya’ya (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. daha önce onun adını kimseye vermedik.” (Meryemsuresi, 7. ayet).

Allahu Te’âlâ, peygamberlerin en üstünü ve sonuncusu hazreti Muhammed’e (s.a.v.) hitap ederken, onu şereflendirmesi ve yüceltmesine delâlet eden Peygamberliğin lakabıyla (unvanla) hitap eder.Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:”Ey peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeci, hemde bir uyarıcı olarak gönderdik.” (Ahzâb suresi, 45. ayet) ve Mâide suresinde şöyle buyurmuştur: “Ey şanlı Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapamazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah kâfir topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.” (Mâide suresi, 67. ayet).Sadece o kadar değil, Allahu Te’âlâ, diğer ümmetler gibi peygamberlerine isimleriyle çağırdıkları gibi ümmeti, Peygamber (s.a.v.)’e adıyla çağırmaktan nehyetmiştir. Ve bunu yapana elem dolu bir azapla vaad etmiştir.Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:”(Ey inananlar!) peygamberin (sizi) çağrımasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçnizden bibirini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah gerçekten bilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar.” (Nȗr suresi, 63. ayet)

Hz. Muhammed’i  (s.a.v.) örnek edinmesinin en üstün şereflendirme şekillerindendir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:”Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikredin kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb Suresi, 21.ayet). Şu  ayet-i kerime peygamber (s.a.v.)’in söyledikleri, yaptıkları ve durumlarıörnek almasına apaçık ve güçlü bir delildir.Müslümanların, her sahada (alanda) Hz. Peygamber (s.a.v)’in söyledikleri, yaptıkları ve durumları örnek edinmeleri gerekir. Hz. Peygamber (s.a.v)’i örnek edinmek demek, O’nun sünnetine uymak demektir.

Allahu Te’âlâ, Yüce kitabında (Kur’ân Kerîm’de) peygamber (s.a.v.)’e salat etmesinin, onu şerflendirme üsluplarındandır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:”Şüphesiz, Allah ve melekleri peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.” (Ahzâb suresi, 56. ayet).

Allahu Te’âlâ kendisiyle, bütün peygamberler hariç, peygamberin adına savunma yapmasının diğer yüce şereflendirme yüzlerindendir. Her peygamberin kavmi, onu batıl suçlamalarla suçluyorlardı.Ve her peygamber kendi adına savunma yapıyordu. Kur’ân-ı Kerîm’in anlattığı gibi, Nȗh (a.s.) kavmi, onu sapıklıkla suçladılar.Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: (Kavmimin ileri gelenleri, “Biz seni açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz.” dediler.) (A’râf suresi, 60. ayet) bu suçlamayı reddederek şöyle demiştir: “Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok. Aksine ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasıhat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah’tan gelen vahiy ile biliyorum.” (A’râf suresi, 61-62. ayetler). Ve Hȗd (a.s.) kavmi, onu yalancılık ve delilikle onu suçladılar. O’na, şöyle demişlerdir: ” Şüphesiz, biz seni akıl kıtlığı içinde görüyoruz. Biz senin mutlaka yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz.” (A’râf suresi, 66. ayet). Kendisinden,bu suçlamayı reddederek şöyle demiştir : “Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yok. Âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Rabbiminvahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım.” (A’râf suresi, 67-68. ayetler).

Ama peygamberlerin sonuncusu Hazret-i Muhammed (s.a.v.)’in kavmi, onu yalancılıkla ve iftirâlarla suçladıkları gibi, Allahu Te’âlâ, hazerti peygamberin adına savuma yapmıştır. Onun kavmi, O’nu şair olmasıyla suçlayıp şöyle demişler: (Onlar,”Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, O bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bir mucize getirsin.” Dediler.) (Enbiyâ suresi, 5. ayet), Allahu Te’âlâ, onun adına savunma yaparak onlara şöyle cevap vermiştir: “Biz, o peygamber’eşiir öğretmedik. Bu ona da. O(na vediğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır. ” (Yâsîn suresi, 69. ayet) ve o (s.a.v.) bir kâhin demişlerdir. Allahu Te’âlâ, onlara şöyle cevap vermiştir: “(Ey Muhammed!) O hâlde, sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayasinde, sen ne bir kâhinsin ne de bir deli.” (Tȗr suresi, 29. ayet) ve O (s.a.v.)’in bir kâhin olduğunu demişlerdir. Allahu Te’âlâ’nın kasamıyla, o ne büyük bir kasam (yemin etmek), peygmaber hakkında suvunma yapıp onların  iddalarını ve suçlamalarını iptal ederek, onlara şöyle cevap vermiştir: “görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur’ân), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin ( Allah’tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür. O, bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz! Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz! O, âlemlerin Rabbi tarafından indirimedir.” (Hâkka suresi, 38-43. ayetler) ve bir kerede, O (s.a.v.) bir sâhir (büyücü) olduğunu iddia etmişlerdir. Allahu Te’âlâ, onlara şöyle cevap vermiştir: “İşte böyle! Onlardan öncekilere hiç bir peygamber gelmemişti ki, (O bir büyücüdür) yahut (bir delidir) demiş olmasınlar.” (Zâriyât suresi, 52. ayet). Başka bir kerede sihirlenmiş (büyülenmiş) olduğunu demişler.  Allah Te’âlâ, onlara şöyle cevap vermiştir: “Zalimler, (inanalara): (Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz)  dediler. (Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasılda temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.” (Furkân suresi, 9. ayet), ve deli olduğunu demişlerdir. Allahu Te’âlâ, onlara şöyle cevap vererek şöyle buyurmuştur: “Yoksa ( O cinnet getirmiş) mi diyorlar? Hayır O, onlara hakkı getirdi. Hâlbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar.”(Mü’minȗn suresi, 70. ayet). Yine şöyle de buyurmuştur: “Nȗn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin. Şüphesiz sana tükenmez bir mükafât vardır. Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem suresi, 1- 4. ayetler). Ve onu azgınlık ve sapıklıkla suçlamışlar. Allah (c.c.) onlara şöyle cevap vermiştir: “Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı. O, nefis arzusu ile konuşmaz. (size okuduğu) Kur’ân ancak kendisine bildirilenbir vahiydir.” (Necm suresi,1-4. ayetler). Hatta Allah (a.c.) onu müşriklerden (s.a.v.) kormasını ve himaye etmesini üslenmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” (Ey peygamberi!) Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapamazsan, onun verdiği peygamberlik görevini getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.  ” (Mâide suresi, 67. ayet)

Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamberliğinin genelliği, Allahu Te’âlâ, onu  en üstün şereflerdirme şekillerindendir.

Geçmiş peygamberler, bütün insanlara değil, belli kavimlere, sırf içinde bulundukları topluluğa gönderilmiştir. Yalnız, Hz. Muhammed (s.a.v.) son peygamber olarak, hem kıyamete kadar bütün zamanlara, hem bütün âlemlere, hem de bütün insanlara ve cinlere gönderilmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe’ Suresi, 28. Ayet). Ve Hz. Câbir ( r.a.) anlatıyor ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur ki: “Bana, benden evvelki Peygamberlere verilmeyen şu beş şey verilmiştir : Bir aylık mesâfeden düşmanlarımın kalbine korku vermekle bana yardım edildi, bana yer yüzü namazgah ve temizleyici kılındı, Onun için ümmetimden namaz vakti gelip çatmış her kim olursa olsun, hemen orada namazını kılıversin. Savaşta alınan ganimetler de bana helâl kılındı. Halbuki benden evvel kimseye helâl kılınmamıştı. Bana şefaat verildi. Bir de, benden evvelki peygamberler sadece kendi kavmine gönderilmişken, ben bütün insanlara gönderildim. “(Buhârî, rivayet etmiştir)

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in onurlandırmasının şekillerinden: Resȗlullah’ın diğer peygamberlerden üstünlüğüdir. Allah Te’âlâ, onu diğer peygamberleinden üstün tutmuştur.  Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: O peygamberlerin  bir kısmını  diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece  yükseltmiştir.” (Bakara Suresi, 253. Ayet). Ayette geçen “Allah’ın bir çok derecelerle yükselttiği kişi” ifadesinden kasıt,  peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. Çünkü O (s.a.v.) yüksek dereceler, ebedi ve baki  Kur’ân mucizesi ve İslamiyet’ten önceki dinlerin hükümlerini toplayan korunabilmiş genel, yüksek ve yüce bir ilahi mesajin sahibidir. Ve hadiste, Ebu Hureyre’nin (r.a.) naklettiğine göre:

Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Diğer Peygamberlere verilmeyen altı şey bana verilmek suretiyle üstün kılındım: Bana az sözle çok mana ifade etme gücü verildi. (Düşmanlarımın kalbine) korku salmam hususunda bana yardım edildi. Ganimetler bana helal kılındı. Yer (yüzü) bana bir temizlik vasıtası ve bir mescit kılındı. Tüm insanlığa Peygamber gönderildim. Benimle Peygamberler sona erdi.”. (Muslim ve Tirmizi onu rivayet etmişlerdir)

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in onurlandırmasının şekillerinden de: Allahu Te’âlâ, onun (s.a.v.)’in hayatıyla yemin etmektir. Allahu Te’âlâ, Kur’ân’da peygamberden başka bir kişinin hayatıyla yemiş etmemiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Reslüm! Ömrüne yemin olsun ki gereçekten onlar, serhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.” (Hicr suresi, 72. ayet). Yani: ey Muhammed! Senin hayatın hakkıyla, bu kişiler bir hayret ve gaflet içinde ve kendilerine elem verici bir azap  geleceğini bilmezler. Onlar gaflet içinde, doğru yoldan ayrılmışlar. Ve müşrikler, Allah, peygamberi terk edip tek başına bıramış olduğu iddia edince, Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Kuşluk vaktine andolsun. Ve  karanlığı çöktüğü vakit geceye andolsun ki. Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da. Muhakka ki âhiret senin için dünyadan daha hayırlıdır. Şüphe siz, Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.” (Duhâ suresi, 1-5. ayetler.).

Ama vefatinden sonra Allahu Te’âlâ onu onurlandırması ise, Peygamber Efendimiz Kıyamet gününde şefaatidir. Ebu Hureyre (Radıyallhu anh) Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ben, kıyâmet günü Âdem oğlunun efendisiyim. Kabri ilk açılacak (haşrolunmak için kabrinden ilk çıkacak) olan benim, ilk şefaat edecek olan ve şefaati ilk kabul edilecek olan da benim.” (Buhari ve Müslim onu rivayet etmişlerdir.)

Peygamberimiz, âlemlere rahmet gönderilmesi, onu (s.a.v.) en yüce onurlandıram şekillerindendir. Allah Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ suresi, 107. ayet), Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ben ancak hediye olunmuş bir rahmetim.” (Hâkim Müstadrakta rivayet etmiştir) ve başka bir rivayette: ” Ben hediye olunmuş bir rahmet gönderildim.”.