Önemli Haberler

PEYGAMBER (S.A.V.)’İ ONURLANDIRMANIN YÖNLERİ
8 Rebiülevvel 1437 H. 18 Aralık 2015 M

awkaf

Unsurlar:

  • İlk insan yaratılırken (s.a.v.)’i (şereflendirmek) onurlandırmak.
  • Doğumundan önce (s.a.v.)’i onurlandırmak.
  • Yüce soylarla (s.a.v.)’i onurladırmak.
  • Onun adıyla yanında, peygaberliğin yüceliği ve şerfiyle beraber hitap etmek.
  • (s.a.v.)’i sevmenin ve O’na itaat etmenin gerekliliği.
  • Allahu Te’âlâ’nın O’nu savunmasıyla onurlandırması
  • (s.a.v.) peygamberliğinin ve risâletinin genelliği.
  • O’nun peygamberliğininve risâletinin âlemlere rahmet olduğu.

Deliller:

Kur’ân-ı Kerîm’den deliller:

  • Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi? ” demişti. Onlar, “Kabul ettik ” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.(Âli İmrân suresi, 81.ayet)
  • “Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. “(Bakara suresi, 129.ayet)
  • ” Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben Allah’ın size benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim” demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince,”bu apaçık bir sihirdir” ” (Saff Suresi, 6.ayet)
  • “Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.”(Nisâ suresi, 80.ayet)
  • ” De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsunuz bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır. Çok merhamet edendir.”(Âli İmrân suresi, 31. ayet)
  • ” (Ey peygamber!) Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapamazsan, onun verdiği peygamberlik görevini getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir. ” (Mâide suresi, 67. ayet)
  • “Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.”(Sebe’ suresi, 28. ayet)
  • ” (Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”(Enbiyâ suresi, 107. ayet)
  • “Şüphesiz, Allahın melekleri peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.” (Ahzâb suresi, 56. ayet)
  • “(Ey inananlar!) peygamberin (sizi) çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçinizden birbirini siper edereksıvışıp gidenleri Allah gerçektenbilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar. ” (Nȗr suresi, 63. ayet)

Nebevî Sünnetinden deliller:

  • Vasiletü ibn-il Aska’ (Radıyallahu anh) diyor ki: Resȗlullah (s.a.v.):”Şüphesiz ki Allah, İsmail (aleyhisselâm)’ın oğullarından, Kinâne oğullarını seçti. Kinâne oğullarından Kureyş’i seçti. Kureyş’ten Hâşim oğullarını seçti. Hâşim oğulları arasından da beni seçti.” buyurduğu zaman işittim.”( Müslüm onu rivayet etmiştir.)
  • Irbâz ibn Sâriye es-Sulemî’den rivayette o, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işitmiştir:”Ben, babam İbrahim’in duasıyım, İsa’nın kavmine müjdesiyim, Annemin görmüş olduğu rüyayım ki o, rüyasında kendisinden bir nûr çıktığını ve bu nûrun Şam’ın saraylarını aydınlattığını görmüştü.”(Ahmed Müsnedi).
  • Ebi said (Radıyallahu anh)”den, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu demiştir:”Cibril bana geldi ve şöyle dedi: ‘Şüphesiz ki benim ve senin Rabbımızbuyuruyor: “Senin namını nasıl yükselttim?” Peygamberimiz ona: “Allah daha iyi bilir” diye cevap veriyor. Bunun üzerine Cibril, Allah’ın şöyle buyurduğunu haber veriyor: “Ben anıldığım zaman sen de benim­le beraber anılıyorsun.” (Haysemî, Mücamma El-Zevâid)
  • Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:”Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş, bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur.” (müttefikun aleyh)
  • Enes’in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz: “Hiçbiriniz, ben kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.(müttefikun aleyh)
  • Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:”Ben ancak hediye olunmuş bir rahmetim.” (Hâkim Müstadrakta rivayet etmiştir)
  • Câbir ( r.a.) anlatıyor ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur ki:”Bana, benden evvelki Peygamberlere verilmeyen şu beş şey verilmiştir: Bir aylık mesâfeden düşmanlarımın kalbine korku vermekle bana yardım edildi; bana yer yüzü namazgah ve temizleyici kılındı, Onun için ümmetimden namaz vakti gelip çatmış her kim olursa olsun, hemen orada namazını kılıversin. Savaşta alınan ganimetler de bana helâl kılındı. Halbuki benden evvel kimseye helâl kılınmamıştı. Banaşefaatverildi. Bir de, bendenevvelkipeygamberlersadecekendikavminegönderilmişken, benbütüninsanlaragönderildim.”(Buhârîrivayet etmiştir)

Konu:

Allahu Te’âlâ, gerek halk başlangıcında gerekse de dünyaya gelmesinden önce ya da doğduktan sonra, hayatında ve vefat ettikten sonra,  peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem) onurlandırdığı gibi, onun dışnda âlemlerden bir kimseyi onurlandırmamıştır.

Allahu Te’âlâ, peygamberi ilk insan olarak yaratırken onurlandırmak.

Allahu Te’âlâ, Evvelîn ve Ahirîn’de hazreti peygamberin şânını ve ününü yüceltip de yükselti.ve hazret-i peygamberimizden önce gönderilmiş olan bütün peygamberler, onun zamanına ulaştıkları halinde ona mutlaka iman edecekleri ve ona mutlaka yardım edecekleriiçin onlardan sağlam söz almıştır. Allahu Te’âlâ, şöyle buyurmuştur: Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi? ” demişti. Onlar, “Kabul ettik ” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlarlardanım” demişti. (Âli İmrân Suresi, 81. ayet). Allahu Te’âlâ, bu sağlam sözü daha fazla yüceltipde şereflendirmiştir. Zira Allah ve peygamberleri bu sağlam söze şâhid olmuşlardır.

Ondan önceki peygamberler onunla müjdelemişlerdir.

            Irbâz ibn-i Sâriye es-Sulemî’den rivayette o, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işitmiştir: “Ben, babam İbrahim’in duasıyım, İsa’nın kavmine müjdesiyim, Annemin görmüş olduğu rüyayım ki o, rüyasında kendisinden bir nûr çıktığını ve bu nûrun Şam’ın saraylarını aydınlattığını görmüştü.”(Ahmed Müsnedi).Hazerti İbrahim duası, Allahu Te’âlâşu ayetindedir:”Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabi ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. “.(Bakara Suresi, 129. ayet). İsa (a.s.) müjdesi ise Allahu Te’âlâ şöyle buyurduğunda: ” Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben Allah’ın size benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak göndrediği) peygamberiyim” demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince,”bu apaçık bir sihirdir” dediler. “(Saff Suresi, 6. ayet) .

Dünyaya gelmeden  önce (s.a.v.)’i onurlandırmak.

            Allahu Te’âlâ, Resȗlü (s.a.v.) doğumundan  önce onurlandırması ise, Muhammed’i adlandırmasıyla olmuştur. Hz. Âmine binti Vehheb Muhammed’e Hamile olduğu zaman şöyle anlatmıştır: “Ben hamile iken, bir gece rüyamda karşıma bir zatçıkıp dedi ki: Ey Âmine, bilmiş ol ki, bu ümmetin en hayırlısı olan kimseye hamile oldun. Yere düştüğü zaman (dünyaya geldiğinde) şöyle söyle: “onuher hasetçi şerrinden Tek İlah olan Allah’a sığınırım” de ve ismini Muhammed koy. Tavrat’taki adı Ahmed’dir, Yer ve gök sakinleri ona hamd ederler (şükr ederler ve İncil’deki adı Ahmed’dir,Yer ve gök sakinleri ona hamd ederler (şükr ederler ) ve Kur’ân’daki adı Muhammeddir. Onu Muhammed adıyla adlandır.” (Beyhakı’nın İmân Şubeleri)

Bundan da yüce soyu: Hz. Muhammed (s.a.v.) geçmiş ve gelecek insanların en üstünü, en mükemmelive en faziletlisidir. Buna delil olarak, Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Ve secde edenler arasında dolaşmanı” (Şuarâ suresi, 219. ayet), İbn Abbas anlatmıştır ki: “yani babalar sırtlarında, Adam, Nuh ve İbrahim (a.s.) Allah (Azze ve celle) O’nu (s.a.v.) peygamberlikle gönderilmesine kadar. “. O en yüce soylardan ve en cömert Arap kabilelerindendir. Allahu Te’âlâ, O’nu Cahiliyye katillerinden kormuştur ve O’nu  nesilden neslekerim sulplerden temiz rahimlere nakletmiştir. O (s.a.v.) seçmelerin seçkinidir.Vasiletü ibn-il Aska’ (Radıyallahu anh) diyor ki: Rasȗlullah (s.a.v.) şöyle buyururken işittim: “Şüphesiz ki Allah, İsmail-aleyhisselâm-‘ın oğullarından, Kinâne oğullarını seçti. Kinâne oğullarından Kureyş’i seçti. Kureyş’ten Hâşim oğullarını seçti. Hâşim oğulları arasından da beni seçti.”( Müslüm onu rivayet etmiştir.)

Ama (s.a.v.)’i hayatında onurlnadırma, dünya ve ahirette şanı yükseltti. Allah zikr edildiği zaman,Resȗlullah (s.a.v.) zikredilir. Allahu Te’âlâşöyle buyurmuştur: ” Senin şanını yükselttik.” Ebi said (Radıyallahu anh)”den, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu demiştir:”Cibril bana geldi ve şöyle dedi: ‘Şüphesiz ki benim ve senin Rabbımız buyuruyor: “Senin namını nasıl yükselttim?” Peygamberimiz ona: “Allah daha iyi bilir” diye cevap veriyor. Bunun üzerine Cibril, Allah’ın şöyle buyurduğunu haber veriyor: “Ben anıldığım zaman sen de benim­le beraber anılıyorsun.” (Haysemî, Mücemm’a El-Zevâid)

Allahu Te’âlâ, çok meselelerde onun adını, (s.a.v.)’in adıyla bağlamıştır.Allah’a vehdaniyyet (tek ilah olduğuna) şehadet ettikten sonra, (s.a.v.)’in Peygamberliğine şehadet etmeden kişi Müslüman olmaz.

Hassan bin Sâbit (r.a.) Peygamber (s.a.v.)’i bu iki beyitle övmüştür:

Allah, peygmberin adını, adına eklemiştir. Müezzin beş vakit ezanında, Eşhedü Enla İlahe İllallah dedikten sonraEşhedü Enne Muhammed’en Resûlüllah der.Ve peygamberin adını adından türemiştir.Arş sahibi Mahmȗd ve o Muhammed’dir.

Resȗlullah’ı, şehâdetinde, Ezanda, kamette, Cuma hutbesinde ve Kur’ân-ı Kerîm’de Allahu Te’âlâ’yı andıktan sonra anılır.Allahu Te’âlâ, (s.a.v.)’e itaati, Onun itaatine bağlamıştır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.” (Nisâ Suresi, 80. ayet). İbn Abbas (ra.anhuma) şöyle anlatıyordu: ” üç ayet başka üç ayetle bağlı inmişlerdir. “. Birincisi: “Namazı kılın, zekâti verin.”(Bakara suresi, 43. ayet). İkincisi:  “Bana ve anne babana şükret.”(Lokmân suresi, 14. ayet). Üçüncüsü ise:”Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin.”(Nisâ suresi, 59. ayet). Kim Allah’a itaat ederse ve peygamber’e itaat etmezse, ondan bir şey kabul edilmez.

            Allahu Te’âlâ, peygamber (s.a.v.)’in bîatını, O’nun (c.c.) bîatıyla bağlamıştır. Allah Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar.” (Fetih suresi,10. ayet). Ve Peygamber (s.a.v.)’e itaat etmeyi, cennete ulaşmanın alâmetlerinden kılmıştır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “kim Allah’a ve Resȗlüne itaat ederse, büyük bir başarıya ulaşmıştır.” ( Ahzâb suresi, 71. ayet). Ve peygamberimizin hadislerinde:Ebu Hureyre ( Radıyallahu anh)’dan Rasȗlullah Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin tamamı cennete girecektir; ancak diretenler hariç”Ya Rasȗlullah Sallallahu direten kimdir? Dediler, “Bana itaat eden cennete girecek, bana isyan eden de muhakkak diretmiştir.” buyurdu. (Buhari onu rivayet etmiştir) Ve hazreti Ömer (Radıyallahu anh ) Hacerülesved’e gelip de onu öpmesinin hadisi, hazreti Ömer şöyle demiştir: ” Ben senin taş olduğunu, bir fayda ve zarar vermeyeceğini biliyorum. ŞayetNebisallallahualeyhiveselleminseniöptüğünügörmeseydim, ben de öpmezdim.” (Buhari onu rivayet etmiştir). Allahu Te’âlâ’ya itaat etmek, sadece Peygamberine (s.a.v.) itaat etmekle gereçekleşir.

            Bir de Allah (c.c.) peygamberin sevgisi Allah’a imânından yapmıştır. Hatta onun sevgisinin, Peygamber (s.a.v.)’in sevgisinden yapmıştır. Ve Peygambere uymanın sevmeye işaretidir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsunuz bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır. Çok merhamet edendir.” (Âli İmrân suresi, 31. ayet). Peygamberin sevgisi, her Müslümana bir farzdır.Hz. Enes’in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz: “Hiçbiriniz, ben kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur. (müttefikun Aleyh). Hatta, peygamberin sevgisini, kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadan kulun kalbinde imanın tamamı olmaz. Abdullah b. Hişâm (r.a.) şöyle demiştir: Hz. Ömer (r.a.) bu hadisi işitince: “Ya Resȗlüllah, sen nefsimden başka her şeyden daha sevgilisin” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) “Ya Ömer! Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki,nefsinden de sevgili olmalıyım” buyurunca; Hz. Ömer (r.a.) ” Nefsimden de ” diyerek durumu arz etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) “Ya Ömer işte şimdi oldu. “(Buhâri onu rivayet etmiştir).

Allahu Te’âlâ, bütün peygamberlerine isimleriyle hitap ettiği halde, ona (s.a.v.) ismiyle hitap etmemesini,  hazreti Peygamberimiz (s.a.v.)’i en iyi şereflendirme şekillerindendir.Allahu Te’âlâ, Muhammed (s.a.v.) Hariç, bütün peygamberlerine isimleriyle hitapetmiştir: Buna örnek olarak;  Allahu Te’âlâ Adam’a (a.s.) hitap ederek şöyle buyurmuştur: ” Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşsin” (Bakara suresi, 35. ayet), Hazerti İsa’ya (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim.” (Âl-i İmrân suresi, 55. ayet), Hazerti Nȗh’a (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey Nȗh! Sana ve seninle birlikte bulunanların birçok ümmete bizden bereketlerle (gemiden) in.” Hȗd suresi, 48. ayet),Hazerti Musa’ya (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: ” Ey Musa! Şüphasiz ben, evet ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.” (Kasas suresi, 30. ayet), “Ey Musa! Şüpha yok ki, ben senin Rabbinim.” (Tâhâ suresi, 11-12. ayetler),Hazerti Yahya’ya (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey Yahya! Kitaba sımsıkı sarıl.”(Meryem suresi, 12. ayet),Hazerti İbrahim’e (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: ” Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” (Sâffât suresi,104-105. ayetler),Hazerti Zekeriyya’ya (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. daha önce onun adını kimseye vermedik.” (Meryemsuresi, 7. ayet).

Allahu Te’âlâ, peygamberlerin en üstünü ve sonuncusu hazreti Muhammed’e (s.a.v.) hitap ederken, onu şereflendirmesi ve yüceltmesine delâlet eden Peygamberliğin lakabıyla (unvanla) hitap eder.Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:”Ey peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeci, hemde bir uyarıcı olarak gönderdik.” (Ahzâb suresi, 45. ayet) ve Mâide suresinde şöyle buyurmuştur: “Ey şanlı Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapamazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah kâfir topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.” (Mâide suresi, 67. ayet).Sadece o kadar değil, Allahu Te’âlâ, diğer ümmetler gibi peygamberlerine isimleriyle çağırdıkları gibi ümmeti, Peygamber (s.a.v.)’e adıyla çağırmaktan nehyetmiştir. Ve bunu yapana elem dolu bir azapla vaad etmiştir.Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:”(Ey inananlar!) peygamberin (sizi) çağrımasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçnizden bibirini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah gerçekten bilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar.” (Nȗr suresi, 63. ayet)

Hz. Muhammed’i  (s.a.v.) örnek edinmesinin en üstün şereflendirme şekillerindendir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:”Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikredin kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb Suresi, 21.ayet). Şu  ayet-i kerime peygamber (s.a.v.)’in söyledikleri, yaptıkları ve durumlarıörnek almasına apaçık ve güçlü bir delildir.Müslümanların, her sahada (alanda) Hz. Peygamber (s.a.v)’in söyledikleri, yaptıkları ve durumları örnek edinmeleri gerekir. Hz. Peygamber (s.a.v)’i örnek edinmek demek, O’nun sünnetine uymak demektir.

Allahu Te’âlâ, Yüce kitabında (Kur’ân Kerîm’de) peygamber (s.a.v.)’e salat etmesinin, onu şerflendirme üsluplarındandır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:”Şüphesiz, Allah ve melekleri peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.” (Ahzâb suresi, 56. ayet).

Allahu Te’âlâ kendisiyle, bütün peygamberler hariç, peygamberin adına savunma yapmasının diğer yüce şereflendirme yüzlerindendir. Her peygamberin kavmi, onu batıl suçlamalarla suçluyorlardı.Ve her peygamber kendi adına savunma yapıyordu. Kur’ân-ı Kerîm’in anlattığı gibi, Nȗh (a.s.) kavmi, onu sapıklıkla suçladılar.Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: (Kavmimin ileri gelenleri, “Biz seni açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz.” dediler.) (A’râf suresi, 60. ayet) bu suçlamayı reddederek şöyle demiştir: “Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok. Aksine ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasıhat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah’tan gelen vahiy ile biliyorum.” (A’râf suresi, 61-62. ayetler). Ve Hȗd (a.s.) kavmi, onu yalancılık ve delilikle onu suçladılar. O’na, şöyle demişlerdir: ” Şüphesiz, biz seni akıl kıtlığı içinde görüyoruz. Biz senin mutlaka yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz.” (A’râf suresi, 66. ayet). Kendisinden,bu suçlamayı reddederek şöyle demiştir : “Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yok. Âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Rabbiminvahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım.” (A’râf suresi, 67-68. ayetler).

Ama peygamberlerin sonuncusu Hazret-i Muhammed (s.a.v.)’in kavmi, onu yalancılıkla ve iftirâlarla suçladıkları gibi, Allahu Te’âlâ, hazerti peygamberin adına savuma yapmıştır. Onun kavmi, O’nu şair olmasıyla suçlayıp şöyle demişler: (Onlar,”Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, O bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bir mucize getirsin.” Dediler.) (Enbiyâ suresi, 5. ayet), Allahu Te’âlâ, onun adına savunma yaparak onlara şöyle cevap vermiştir: “Biz, o peygamber’eşiir öğretmedik. Bu ona da. O(na vediğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır. ” (Yâsîn suresi, 69. ayet) ve o (s.a.v.) bir kâhin demişlerdir. Allahu Te’âlâ, onlara şöyle cevap vermiştir: “(Ey Muhammed!) O hâlde, sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayasinde, sen ne bir kâhinsin ne de bir deli.” (Tȗr suresi, 29. ayet) ve O (s.a.v.)’in bir kâhin olduğunu demişlerdir. Allahu Te’âlâ’nın kasamıyla, o ne büyük bir kasam (yemin etmek), peygmaber hakkında suvunma yapıp onların  iddalarını ve suçlamalarını iptal ederek, onlara şöyle cevap vermiştir: “görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur’ân), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin ( Allah’tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür. O, bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz! Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz! O, âlemlerin Rabbi tarafından indirimedir.” (Hâkka suresi, 38-43. ayetler) ve bir kerede, O (s.a.v.) bir sâhir (büyücü) olduğunu iddia etmişlerdir. Allahu Te’âlâ, onlara şöyle cevap vermiştir: “İşte böyle! Onlardan öncekilere hiç bir peygamber gelmemişti ki, (O bir büyücüdür) yahut (bir delidir) demiş olmasınlar.” (Zâriyât suresi, 52. ayet). Başka bir kerede sihirlenmiş (büyülenmiş) olduğunu demişler.  Allah Te’âlâ, onlara şöyle cevap vermiştir: “Zalimler, (inanalara): (Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz)  dediler. (Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasılda temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.” (Furkân suresi, 9. ayet), ve deli olduğunu demişlerdir. Allahu Te’âlâ, onlara şöyle cevap vererek şöyle buyurmuştur: “Yoksa ( O cinnet getirmiş) mi diyorlar? Hayır O, onlara hakkı getirdi. Hâlbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar.”(Mü’minȗn suresi, 70. ayet). Yine şöyle de buyurmuştur: “Nȗn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin. Şüphesiz sana tükenmez bir mükafât vardır. Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem suresi, 1- 4. ayetler). Ve onu azgınlık ve sapıklıkla suçlamışlar. Allah (c.c.) onlara şöyle cevap vermiştir: “Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı. O, nefis arzusu ile konuşmaz. (size okuduğu) Kur’ân ancak kendisine bildirilenbir vahiydir.” (Necm suresi,1-4. ayetler). Hatta Allah (a.c.) onu müşriklerden (s.a.v.) kormasını ve himaye etmesini üslenmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” (Ey peygamberi!) Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapamazsan, onun verdiği peygamberlik görevini getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.  ” (Mâide suresi, 67. ayet)

Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamberliğinin genelliği, Allahu Te’âlâ, onu  en üstün şereflerdirme şekillerindendir.

Geçmiş peygamberler, bütün insanlara değil, belli kavimlere, sırf içinde bulundukları topluluğa gönderilmiştir. Yalnız, Hz. Muhammed (s.a.v.) son peygamber olarak, hem kıyamete kadar bütün zamanlara, hem bütün âlemlere, hem de bütün insanlara ve cinlere gönderilmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe’ Suresi, 28. Ayet). Ve Hz. Câbir ( r.a.) anlatıyor ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur ki: “Bana, benden evvelki Peygamberlere verilmeyen şu beş şey verilmiştir : Bir aylık mesâfeden düşmanlarımın kalbine korku vermekle bana yardım edildi, bana yer yüzü namazgah ve temizleyici kılındı, Onun için ümmetimden namaz vakti gelip çatmış her kim olursa olsun, hemen orada namazını kılıversin. Savaşta alınan ganimetler de bana helâl kılındı. Halbuki benden evvel kimseye helâl kılınmamıştı. Bana şefaat verildi. Bir de, benden evvelki peygamberler sadece kendi kavmine gönderilmişken, ben bütün insanlara gönderildim. “(Buhârî, rivayet etmiştir)

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in onurlandırmasının şekillerinden: Resȗlullah’ın diğer peygamberlerden üstünlüğüdir. Allah Te’âlâ, onu diğer peygamberleinden üstün tutmuştur.  Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: O peygamberlerin  bir kısmını  diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece  yükseltmiştir.” (Bakara Suresi, 253. Ayet). Ayette geçen “Allah’ın bir çok derecelerle yükselttiği kişi” ifadesinden kasıt,  peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. Çünkü O (s.a.v.) yüksek dereceler, ebedi ve baki  Kur’ân mucizesi ve İslamiyet’ten önceki dinlerin hükümlerini toplayan korunabilmiş genel, yüksek ve yüce bir ilahi mesajin sahibidir. Ve hadiste, Ebu Hureyre’nin (r.a.) naklettiğine göre:

Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Diğer Peygamberlere verilmeyen altı şey bana verilmek suretiyle üstün kılındım: Bana az sözle çok mana ifade etme gücü verildi. (Düşmanlarımın kalbine) korku salmam hususunda bana yardım edildi. Ganimetler bana helal kılındı. Yer (yüzü) bana bir temizlik vasıtası ve bir mescit kılındı. Tüm insanlığa Peygamber gönderildim. Benimle Peygamberler sona erdi.”. (Muslim ve Tirmizi onu rivayet etmişlerdir)

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in onurlandırmasının şekillerinden de: Allahu Te’âlâ, onun (s.a.v.)’in hayatıyla yemin etmektir. Allahu Te’âlâ, Kur’ân’da peygamberden başka bir kişinin hayatıyla yemiş etmemiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Reslüm! Ömrüne yemin olsun ki gereçekten onlar, serhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.” (Hicr suresi, 72. ayet). Yani: ey Muhammed! Senin hayatın hakkıyla, bu kişiler bir hayret ve gaflet içinde ve kendilerine elem verici bir azap  geleceğini bilmezler. Onlar gaflet içinde, doğru yoldan ayrılmışlar. Ve müşrikler, Allah, peygamberi terk edip tek başına bıramış olduğu iddia edince, Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Kuşluk vaktine andolsun. Ve  karanlığı çöktüğü vakit geceye andolsun ki. Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da. Muhakka ki âhiret senin için dünyadan daha hayırlıdır. Şüphe siz, Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.” (Duhâ suresi, 1-5. ayetler.).

Ama vefatinden sonra Allahu Te’âlâ onu onurlandırması ise, Peygamber Efendimiz Kıyamet gününde şefaatidir. Ebu Hureyre (Radıyallhu anh) Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ben, kıyâmet günü Âdem oğlunun efendisiyim. Kabri ilk açılacak (haşrolunmak için kabrinden ilk çıkacak) olan benim, ilk şefaat edecek olan ve şefaati ilk kabul edilecek olan da benim.” (Buhari ve Müslim onu rivayet etmişlerdir.)

Peygamberimiz, âlemlere rahmet gönderilmesi, onu (s.a.v.) en yüce onurlandıram şekillerindendir. Allah Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ suresi, 107. ayet), Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ben ancak hediye olunmuş bir rahmetim.” (Hâkim Müstadrakta rivayet etmiştir) ve başka bir rivayette: ” Ben hediye olunmuş bir rahmet gönderildim.”.

Yıkıcı Çağrılar (Davetler) Tehlikli Olduğu ve Toplumların Güvenliği ve
İstikrarını Gereçekleştimesi İçin Bu Yıkıcı Düşüncelere Karşı Çıkmasının Gerekliliği.
19 Safer 1473 H. – 11 Aralık 2015 M.

awkaf

Birinci olarak: Unsurlar.

  • İstikrar ve güvenlik nimeti.
  • Vatanların istikrarı ve güvenliği Şer’i ve vatani (ulusal) bir gereklilik.
  • Vatanların istikrar ve güvenliğinin faktörleri.

A- İnsan vatanını sevmek.

  • İnsanlar arasında işbirliiğinin ve sevgi duygularını yaygınlaştılmak.
  • Allah’a itaat etmesine ve vatan uğruna yöneticilere itaat etmek.
  • İnsanları fitnelerden uyarmak.
  • Yıkıcı çağrılar (davetler) fert ve toplumlar için tehlikli olduğu.
  • Bu yıkıcı çağrılara karşı çıkmak gerekliliği.

İkinci olarak: Kurâni Kerîm‘den deliller:

Allah Te’âlâ buyuruyor ki:

  • Hani İbrahim ” Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır” demişti. (Bakara Suresi 126. Ayet.)
  • Hani İbrahim demişti ki: ” Rabbim! Bu şehri güvenli kıl. Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.” (İbrahim Suresi 35. Ayet)
  • İman edip de imanlarına zulmü (şirki) buluşturmayanlar var ya; İşte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır. (En’âm Suresi 82. Ayet)
  • Kureyş’i ısındırıp alıştırdığı; onları kışın (Yemen’e) ve yazın (Şam’a) yaptıkları yolculuğa ısındırıp alıştırdığı için, Kureyş de, kendilerini besleyip açıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin ( Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsin. (Kureyş Suresi 1-4 Ayetleri)
  • Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak, her türlü meyve ve mahsullerin kendisinde toplandığı, saygın ve güvenlikli bir yere yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler. (Kasas Suresi 57. Ayet)
  • Çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken bizim, onların yurtlarını saygın ve güvenlikli bir yer kıldığımızı görmediler mi? Onlar hâlâ batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorsunuz? (Ankebũt Suresi 67. Ayet)
  • Sebe’ halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına ( her biri değerinden) görülen kentler oluşturduk. Oralarda gidiş gelişi belirdik (seyahati kolaylaştırdık) ve onlara da şöyle dedik: ” Oralarda gece gündüz güvenlik içinde dolaşsın. ”  (Sebe’ Suresi 18. Ayet)
  • Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, ” İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun ” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzeldir! ” dediler. (Âl-i İmrân Suresi Ayet)
  • Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah azabı çetin olandır. (Enfâl Suresi Ayet)
  • İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir siz bilmezsiniz. (Nur Suresi Ayet)
  • Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden ulu’l-emre (İdarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde Allah’a ve ahiret gününe gereçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir. (Nisâ Suresi Ayet)
  • Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Hâlbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız. (Nisâ Suresi Ayet)

NEBEVÎ SÜNNETİNDEN DELİLLER:

  • Seleme b. Ubeydullah b. Muhsın El-Hatmıy babasından söyle demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Her kim evinde emin, bedeninde afiyette olur, yanında da günlük kuvveti(iaşesi) bulunursa, âdeta dünya onun olmuş olur.” buyurmuştur. (Bu hadis-i şerifi,  Tirmizi rivâyet etmiştir.)

İbn Abbas ” Radıyallahu anh” demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu zaman işittim: “İki göz vardır ki, cehannem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda nöbet tutarak geçiren göz.” (Buhadis-i şerifi, Tirmizi rivâyet etmiştir.)

Abdullah İbn Adiy İbn Hamrâa Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazvara üzerinde çıkıp ve şöyle buyurduğunu işittim: “Ey Mekke, vallahi sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı yerisin. Ve ona en sevimli yersin, Bana da en sevimli yerisin. Vallahi eğer buradan çıkmaya mecbur bırakılmasaydım, çıkmazdım.” (Buhadis-i şerifi, Tirmizi ve Ahmed müsenedinde geçmiştir.) Hazvara Mekke’de bir yerdir.

 İbn Abbas ” Radıyallahu anhuma” demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’ye hitap ederek şöyle buyurduğunu“Ey Mekke, sen  bana en güzel ve en sevimli beldesin. Eğer senin sâkin olanların senden uzaklaştırmasaydılar başka bir yerde yerleşemezdim.” rivayet etmiştir. (Bu hadis-i şerifi,Tirmizi rivâyet etmiştir.)

 Aişe” Radıyallahu anha” demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle Allah’ım! Bize Mekke’yi sevdirdiğingibi Medine’yi de” buyurmuştur. (Bu hadis-i şerifi,  Buhâri rivâyet etmiştir.)

 Ebû Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan etmiş ise, mutlaka Allah’a isyan etmiştir. Kim Emîr’e itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de Emîr’e isyan etmiş ederse mutlaka bana isyan etmiş olur. ” (Buhadis-i şerifi,  Buhâri rivâyet etmiştir.)

Ebû Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: ” Kim itaatten çıkar, cemaatten ayrılır (ve bu halde ölürse) cahiliyye ölümü ile ölmüş olur, Kim de körükörüne çekilmiş (ummiyye) bir bayrak altında savaşır. Asabiyet (ırkçılık) için gadablanır veya asabiyete çağırır veya asabiyete yardım eder, bu esnada da öldülrülürse bu ölüm de cahiliyye ölümüdür. Kim ümmetimin üzerine gelip iyi olana da, kötü olana da ayırım yapmadan vurur, mü’min olanlarına hurmet tanımaz, ahid sahibine verdiği sözü de yerine getiremezse o benden değildir, ben de ondan değilim.” (Bu hadis-i şerifi,  Mislim rivâyet etmiştir.)

Ebu Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu: “Yakında büyük fitneler olacak o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekan bulursa ona sığınsın” demiştir.

Üçüncü olarak: Konu:

            İnsan güvenliği ve istıkrarı Allah’ın en güzel nimetlerindendir. İnsan istikrarsız ve güvensiz rahatça yaşamaz, huzura kavuşmaz ve dünya tümünü bile elde etmişse güven ve istikrar olmadan mutlu yaşamaz. Dünyada mutlu ve huzurlu yaşamak, güvenlik ve istikrara bağlıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) hadisinde buyuruyor ki: “Her kim evinde emin, bedeninde afiyette olur, yanında da günlük azığı (iaşesi) bulunursa, âdeta dünya onun olmuş olur.” (Tirmizi onu rivâyet etmiştir.)

            Güven ve istikrar nimeti, yeryüzünde yaşayan bütün yaratılmışların ihtiyaçlarındandır. İbrahım (a.s.) ailesi ve kavmı için, bu nimeti Allah’tan istemiştir. Allah’a böyle yalvarıp dua etmiştir ki:  “Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah’a  ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır.” (Bakara Suresi 126. Ayet.), İbrahim (a.s.) Mekke için Allah’tan güvenlik ve rızık dilemiştir. Ve güvenlik rızktan önce istemiştir. Çünkü güvensizlik ortamlarda rızıkın tadını ve lezzeti olmaz. İnsan güvenli ve istıkrarlı ortamlarda rahatça yaşabilir ve yaşam değerini bilir. Allah Te’âlâ, Peygamberi ve Halılli İbrahim (a.s.) duasını kabul edip ve İbarahım(a.s.) duasının bereketiyle Mekke’ye istikrar ve güvenlik bağışladı. Ve isteğiyle Mekke’yi İslam vatanı yapmıştır. Hatta İbrahım (a.s.) güvenlik nimeti tercih edip Tevhid ve İbadetten istemiştir. Zira şöyle demiştir: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl. Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.” (İbrahim Suresi 35. Ayet).

Allah Te’âlâ, güvenlik nimeti Kureyş’e in’aâm edip onlara hayatta çok rızık vererek vatanlarına güvenlik ve istıkrar hibe etmiştir. Allah Te’âlâ buyuruyor ki: ” Kureyş de, kendilerini besleyip açıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin ( Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsin.” (Kureyş Suresi 3- 4 Ayetleri). Allah Te’âlâ da Mekke elhli için güvenli bir Harem yapmıştır. Allah Te’âlâ buyuruyor ki: “Çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken bizim, onların yurtlarını saygın ve güvenlikli bir yer kıldığımızı görmediler mi? Onlar hâlâ batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorsunuz?” (Ankebũt Suresi 67. Ayet). Vatanlar güvenlik ve istikrar ile ilerliyor ve insanlar huzur ve rahat içinde yaşıyorlar, milletler ve toplumlar da ilerleyerek iktisatlarını büyüp gelişiyor. Kur’ân-ı Kerim bunu iyice açıklamıştır, milletlerden bir millet ve toplumlardan bir toplum ilerlediği zaman güvenlik yayılıp de halk bütün fertleri güvenliğe ve huzura kavuşurlar.

Güvenlik ve istikrarı kaybolduğunda vatanlar ve insanlar üzerinde olumsuz etkisi olur. Hatta insanların ibadetlerinin (o insanlar yaratılmasının amacıdır) üzerinde de olumsuz etkisi olur. Bunun için korku (Havf) namazı, güvenlikli ortamında kılınan namazın şekli ve sıfatından farklıldır. Hatta yol güvenliği Hac ferizati şartlarındandır. Yol güvenli olmadığını takdirde insan Hac farzini yerine getirmek zorunda değildir. Buna göre dini farzlarını güvenlik ve istikrar nimeti olmadığında mükemmel bir şekilde yerlerine getirilemez.

Bir ümmet fertlerin arasında (millette) güvenlik ve istikrar yayılırsa, her kimsenin malını, ırzını ve hayatını korunmuş duyarsa (hissederse) toplumun huzurlu ve istikrarlı olur ve bu toplum da her hangi bir tedirginlik veya korku ya da kargaşa olmaz. Ve toplum ilerliyor. Bunun için vatanların istikrarı şer’i bir zaruret, ulusal bir ihtiyaç ve İslam dininin en önemli amaçlarındandır.

İstikrar faktörlerinden: İnsan üzerinde çok rahatça yaşadığı vatanını sevmesi, bu vatanın değerini iyice bilmesi, Allah’a itaat etmesine ve vatan uğruna yöneticilere itaat etmektir. Bu durum Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye göç ettiğinde iyice canlandırmıştır. Ve vatanlar sevmesi ve vatanlara bağlı kalması bize öğretti. Zira hazret Peygamberimiz (s.a.v.)Mekke ehlinin ona eziyet etmelerine rağmen vatanını çok sevip de değerini iyicie biliyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke’den çıktığı zaman şöyle buyurmuştur: “Ey Mekke, vallahi sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı yerisin. Ve ona en sevimli yersin, Bana da en sevimli yerisin. Vallahi eğer buradan çıkmaya mecbur bırakılmasaydım, çıkmazdım.” (Tirmizi ve Ahmed müsenedinde.). ve İbn Abbas ” Radıyallahu anhuma” rivayetinde: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’ye hitap ederek şöyle buyurduğunu “Ey Mekke, sen  bana en güzel ve en sevimli beldesin. Eğer senin sâkin olanların senden uzaklaştırmasaydılar başka bir yerde yerleşemezdim.” rivayet etmiştir. (Tirmizi rivâyet etmiştir.).

 Medine Münevvere’ye göç edince ve mödern devleti inşa ettiği zaman, (s.a.v.) vatanların bina etmesine sadece vatan sevenlerin çalışacağını ashabına ( r. Allah’u anhum) ve tüm dünyaya öğretti. Bunun için (s.a.v.) şu duasını olmuştur: “ Aişe” Radıyallahu anha rivayetine şöyle dua etmiştir: Allah’ım! Bize Mekke’yi sevdirdiğin gibi Medine’yi de sevdir.” (Buhâri rivâyet etmiştir.). Peygamberimiz (s.a.v.) vatan sevmesini dilediğinde sadece bütün vatan mensuplerine güvenlik ve istikrarı gereçekleştirlmesi içindir.

Bunun için insan vatanının korumasını ve sevmesini, vatanın savunmasını  ve üzerine düşen bütün vazifeleri yapıp gerekmektedir. İslamda vatanın yeri ve menzileti çok büyük ve yüksektir. Ve vatan hakklarını bırakması büyük thlikedir. Bunun için Peygamberimiz (s.a.v.) vatan istikrarı uğruna çalışanlara ve vatan uğruna fedakârlık yapan insanlara değer ve büyük önem verip de Allah onu azap etmiyor ve gözüne ateş dokunmuyor. Mükafaat  amel cinsindendir. İbn Abbas ” Radıyallahu anh” demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu işittim “İki göz vardır ki, cehannem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda nöbet tutarak geçiren göz.” (Tirmizi rivâyet etmiştir.), vatan sevgisinin toplumun  istikrar temel faktölerindendir. İnsan vatanını severse vatının güvenliği ve istikrarı üzerine sorumluluğu ve yükümlülüğü hissseder ve vatanı tahrip etmek isteyenlere kulak vermiyor, çünkü inasn vatanında güvenli ve huzurlu yaşarsa, mutlu ve huzurlu yaşayıp de bütün işleri ve görevleri mükemmel bir şekilde yapmakta ve üretimi artmaktadır.

İstikrar faktörlerinden:  İnsanlar arasında işbirliğinin ve sevgi duygularının yaygınlaştılmasıdır. Peygaberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”. (üzerine ittifak edilmiştir) . çekişme ve anlaşmazlık bir şerdir, ayrılmaya yol açar. Allah Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle birliktedir. ” (Enfâl Surresi 46. Ayet). Çekişme ve anlaşmazlıktan sakının. O bir şerdir ve ayrılmaya ve bölünüp kaybolmaya yol açar. Sakının particilik, partizanlıktan ve fırkalar haline gelmekten o bir şerdir, toplumları ayrılmaya bölmeye sürükler. Toplumun güvenliği ve istikrarını gereçkleştirilmesinde bütün fertleri el ele, işbirliği ve yardımlaşma halinde olmaları gerekmektedirler. Allah Te’âlâ bunu emredip şöyle buyurmuştur: ” İyilik ve takva üzrerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir. ” (Mâide Suresi 2. Ayet).

Vatanların istikrarı gereçekleştiren işler: gayri masiyette ulu’l-emer’e (yöneticilere) itaat etmektir. Allah Te’âlâ şöyle buyurmuştur: Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden ulu’l-emre (İdarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde Allah’a ve ahiret gününe gereçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir. (Nisâ Suresi 59. Ayet). Yönetici (Veliyü u’l-emr) yeryüzünde Allah Te’âlâ’nın gölgesidir.  Hazerti Peygamberimiz şöyle buyurduğu gibidir: “Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. Ona ikram eden ikram görür, ona ihanet eden de ihanete maruz kalır.” (Taberani ve Beyhakı rivayet etmişlerdir). Yine Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle de buyurmuştur: ” kim dünyada sultana hürmet ve saygı gösterse Allah Te’âlâ kıyamet gününde onu mükafaatlandırır ve kim dünyada sultanı aşağılarsa Te’âlâ kıyamet gününde onu aşağılar. ” (Ahmed onu rivayet etmiştir).

Yöneticiye itaat etmek, Allah Te’âlâ’ya itaatindendir ve vatan yaralarındandır. Mü’min kişinin bu inancıyla Allah Te’âlâ’ya ibadet eder. Yönetici bir şeye emrederse ya da bir şeyden nehyederse Allah’a isyan etmesi dışında ona itaat etmesi gerekir. Ebû Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan etmiş ise, mutlaka Allah’a isyan etmiştir. Kim Emîr’e itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de Emîr’e isyan etmiş ederse mutlaka bana isyan etmiş olur. İmam bir cünnedir, inasnlar onun arkasından savaşırlar ve onu kalkan alırlar, Allah takvasına ve adle çağrırsa mükafaatını alır ve bunun dışında şeylere çağırırsa cezasını alır. ” (Buhâri onu rivâyet etmiştir.). Masıyet dışında Veliyü’l-emr’e itaat etmesi din ve yararına çok faydalı, ve ona isyan etmesi halinde büyük fesad olur.

Bunun için her kişinin yöneticilere itaat etmesi gerekir ve Müslümalar cemaatindan ayrılmamasın. Çünkü  Müslümalar cemaatindan ayrılısa cemaat ayrılmalarına sebep olur.  Ebû Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim itaatten çıkar, cemaatten ayrılır (vebu halde ölürse) cahiliyye ölümü ile ölmüş olur, Kim de körükörüne çekilmiş (ummiyye) bir bayrak altında savaşır. Asabiyet (ırkçılık) için gadablanır veya asabiyete çağırır veya asabiyete yardım eder, bu esnada da öldülrülürse bu ölüm de cahiliyye ölümüdür. Kim ümmetimin üzerine gelip  iyi olana da, kötü olana da ayırım yapmadan vurur, mü’min olanlarına hurmet tanımaz, ahid sahibine verdiği sözü de yerine getiremezse o benden değildir, ben de ondan değilim.” (Mislim onu rivâyet etmiştir.)

Belki yöneticilere itaat etmenin sebebi, onlara isyan etme ve itaat etmmesi haline tertüp edilenleri, onlara baş kaldırmaktan zararlar ve fesadlar daha fazla olmasıdır. Ummet birleşmeye ve yardımlaşmaya ve parçalanıp bölünmemeye nush (nasıhat etmek) ve irşat ( rehberlik etmek ve yol göstermek) için çok barışçıl ve demokratik üslup ve yollar vardır. Çünkü parçalanıp bölünme halinde kan dökülecek, toplum fertlerin ırzlarına ve namuslarına tecavüz edilecek, vatanlar tahrip edilecek, mallar kaybolcak ve ümmet  parçalanıp bölüncektir. Bu günlerde anarşi neticeside belli, açık ve net olan kargaşanın sebebi yöneticilere kulak vermemek ve onlara isayan etmektir.

Vatan istikrarı tehlikye sokan büyük işlerinden:

Nimeti gideren, fesat çıkaran, musıbet ve bela getiren, milletler ve halkların arasındaki arkadaşlık ve kaedeşlik ilişkileri kesen, kötü şeyler yaydıran, düşmanlık, kin ve nefrete yol açan ve muhabbet ve kardeşlik bozduran fitneler sokmaktır. Fitneler bir ateştir, koru ve taze yer, insan ve kardeşi, annesi, oğularından ayrırarak arasındaki muhabbet ve sevgi bozar ve Alemlerin Rabbı itaatindan uzaklaştırır. Bu fitneler sokan mel’undur (lanetlidir) ve onları çevreye yayılmasına sebep olan kişi fitne fücur kişidir. Fitneler iyi ortamlar bozdurur ve kötü akıbete (sonuca) götürür, bu fitnelerde öldüren ve öldürülen cehenneme girecekler, o ne kötü karargahtır.

Bonun için İslam toplumum fitnelerden korunmasına büyük önem vermiştir. Ve Hazret Peygamberimiz (s.a.v.) fitneler durumlarında fitnelerden kurtulmak için bizi çok nasıhat vermiştir. Bu hususta bizi çok yönlendirip de müslüman fitne durumlardan nasıl kurtulacağını açıklamıştır. Ve müslümana bu fitnelerle nasıl davrayacağını öğretmişlerdir. Abdullah ibn Amr ibn Al-As (Radıyallahu anhuma)’tan rivayet edildiğine göre: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:  ” bir zaman gelmek üzeredir, bu zamanda insanlar elekten geçirilecekler ve elekte kötü ve önemsiz insanlar kalacalar, onlar sözlerini tutmayan, emanet geri vermeyen ve parçalanıp bölünmeye sebep olan kişilerdir.” Ve parmaklarını birbirine geçirdi. Onlar, ya Resulullah biz o durumda ne yababiliriz diyerek sormuşlar. Resulullah (s.a.v.) ” o zaman ki bildiklerinizi alırsınız ve bilmediklerinizi bırakacaksınız diye cevap vermiştir. Âlimlerinizin  yapacakları yapın ve diğer kişilerin yapacaklarından uzak durun” buyurmuştur. ( Abu Davud onu rivayet etmiştir).

Allah Te’âlâ, birlik ve vatan korunmasına çalışan kişiler yanındandır. Sakının sakının fitnelerden, açık ve gizli fitnelerden sakının. Allah Te’âlâ kitabının çok yerlerinde, bizi fitnelerden uyarmıştır. Bu yerlerin birinde    şöyle buyurmuştur: ” Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah azabı çetin olandır.” (Enfâl Suresi 25. Ayet) fitneler olduğu halde fitneciler ve iyi insanlar ayrım yapmadan hepisine zarar verilecektir. Ve hazreti Peygamberimiz (s.a.v.) fitnelerden uyarmışlardır. Hüzeyfe (Radıyallahu anhu)’dan Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor ” Fitneler kalplere hasır udleri (örgüleri) gibi tek tek  arzedilir, onları kabul eden kalp içinde bir siyah nokta çıkar ve onları kabul etmeyen kalp, içinde beyaz nokta çıkar, bu iki kalp, birincisi simsiyah olup ikincisi ise pembeyaz olacaktır. Pembeyaz kalp fitneler yer ve gökyüzü arasında olursa ona hiç zarar verilmeyecektir. ” işittiğini demiştir. (Müslim onu rivayet etmiştir) ve Ebu Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu: “Yakında büyük fitneler olacak o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekan bulursa ona sığınsın” demiştir. (müttefikün aleyhi).

Akıllı müslüman fitnelerden ve onlara sokan her şeyden uzak durup sakınmak gerekmekte, ve fitnelere sakınganlıkla davranmaktadır. Ens ibn Malik (Radıyallahu anhu)’dan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ensâr’a şöyle buyurmuştur: “Benden sonra zulma uğrayacaksınız, benimle havz üzerinde görüşünceye kadar sabredin. ” ( Buhari onu rivayet etmiştir)

Fitneler tuzaklarına düşmemek, dünya ve ahirette kurutulmak isteyen müslüman sıfatlarındandır. Bunun için hazret Peygaberimiz (s.a.v.) fitne tuzaklarına düşmemek için elden gelene kadar çalışan insanı övdü. Ebu Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yakında büyük fitneler olacak o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekan bulursa ona sığınsın” (müttefikün aleyhi)

Fitneden kurtulmak, sadece Allah Te’âlâ ve Resulü (s.a.v.) emirlerine bağlı kalmasıyla, cemaat birlikte olmasıyla ve marufta ve vatan yararlarında Yöneticilere itaat etmesiyle olur. Bunun için Allah Te’âlâ buna aykırı davranan kişiler fitnelere düşmesinden sakındırdı. Ve fitnelere düşenlere kıyamet gününde elem dolu bir azap onu bekldiğini söyledi . Allah Te’âlâ buyuruyor ki : ” Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakısınlar.” (Nũr Suresi 63. Ayet).

Bu mübarek vatan ilerleyip geliştimesine, mülkünün korunmasına,  ahlakları, düzenleri ve kanunları korunmasına, bütün vatandaşlar el ele olup da işbiliği yapmaları gerekmektedir. İyi ve salıh vatandaş vatanını geliştirmeye ve vatanının istıkrarına vr korunmasına çalışır ve  kişisel maslahat, ve yozlaşmış yıkıcı çağrılar sahipleri arkasında gitmez. Yozlaşmış yıkıcı davetler sahipleri bu davetlerle vatanı tahrip edip vatanın her yerinde anarşi yayılmasını istiyorlar. Allah Te’âlâ buyuruyor ki: ”  Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun nimeti sayasinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yere eresiniz. ( Ăl-i Îmrân Suresi 103. Ayet).

Toplumum istikrarı ve güvenliği tehdit eden en büyük fitnelerden:

Kalpleri hasta, inançları zayıf, vatanlarına inanmayan ve aşırı düçünceler (aşırı ideoloji) sahipleriden çıkan yıkıcı davetlerdir. Onlar toplumun ayrılmasına, yıklımasına ve istikrarını ve givenliğini gidermesine ve temellerini sarsılıp yıkılmaya çalışır. Onlar devleti yıkılmasına amaçlayan komplular kurmaktan sakınmazlar.

Din kötü bir şekilde kullanması, ülkelere tehdit eden, parçalanıp bölünmeye çalışan, çekişme ve nefrte yol açan şeylerdendir. Gerek boş ve anlamsız hutbeler ve gerekse içi boş sloganlar ve retorik konuşmalar ya da faydasız tartışmalar, Son günlerde herhangi bir sonuç gereçekleştirmeyen ve utansız ve hayâsız yeryüzü üzerinde fesatlık yayılmasına çağıran, kan dökülmesine ve emin olan kişiler korkutmasına ve hayasızlığın ve çirkin işlerin yayılmasına  bazı anormal sesler ve yıkıcı davetler ortaya çıkmıştır.  Allah Te’âlâ buyuruyor ki: “İnanlar arasında hayasızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir siz bilemezsiniz.” (Nũr Suresi 19. Ayet)

Sahipleri toplumun tahrip etmeye, devlet her yerinde anarşi yayılmasına, kanunlara saygısızlık etmeye çalışan bu yıkıcı davetler, vatanların milli güvenliğine en büyük tehdit teşkil edip de terörizm ve din aşırılığa yakıt olur ve toplumdaki olmayan kötü ve çirkin şeylerle vasıflandırılmasına vesile bulurlar. Bu yıkıcı davetler, büyük fitnelere yol açar. Bu büyük fitneler vatanın temellerini sarsılıp tahrip eder, toplumda öldürme, kan dökülme ve istikrarı ve güvenliği ortadan sır olmasına sebep olur. Anarşiye düştüğü bölgedeki ülkelerinden ders alamamız lazım. İslam dini istikrar, güvelik ve emniyete çağrıda bulunup  terör, düşmanlık ve saldırganlık işleri redetmektedir.

Toplu İçtihat’a İhtiyaç

أ.د/ محمد مختار جمعة وزير الأوقاف

Prof.Dr / Muhammed Muhtar Cuma
vakıflar Bakanı

Topluluklarımız, anormal fetvalar ve anormal görüşlerden çok çekmiştir. Bilgili ve uzman olmayan , şöhrete veya servete ermek isteyen bazı insanlar, kendilerine dikkat ve ilgi çekmek için veya  kendi grubunun ve kuruluşlarının çıkarlarına hizmet etmek için her tuhaf , anormal ve sıra dışı görüşleri arkasında koşup takip etmişler.

Güncel konular ve gelişmeler ve onların teferruatları çok karışık ve birçoğu çok  hassastır. Bunların bazılarının hakkında bazı eski bilim adamlar ve Fakihlerin  zamanlarına ve yerlerine uygun olarak görüşleriyle çarpışmaktadır. Uzman olmayan yarı bilim adamları, hedefleri gerçekleşme usulü bilmemekle  benzer olmayan  durumlara aynı hükmü vermeyi ve  gerçeklik ve doğru ölçüm koşullarının cahilliği  nedenleriyle toplu içtihat’a haceti artmıştır .

Büyük İmam Al-Azhar Şeyhi Prof. Dr. Ahmed Al-Tayeb, Luxor’da İslam İşleri Yüksek Konseyi tarafından  düzenlenen   ” Dini Söylemin Yenilenmesi Ve Aşırılıkçı İdeolojiyi Sökme” sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada bütün İslam dünyasında büyük alimleri toplu İçtihat’a davet edip bunun de desteklemeleri istemiştir.

Milletin kaygılarını ve sorunlarını taşıyan  büyük alimler,  terörizm ve Daru’l-İslam kavramını tanımlamak, silahlı şiddet gruplara katılmak,  toplumdan çıkma ve nefret etme,   cinayet ya da bombalamakla vatandaşların kanını dökme,  ya da insanın hak ve özgürlükleri ,ya da toplantının konuları ve kadın sorunlarıyla ilgili  olan veya  astronomik hesaplamalara hiciri ayların başını belirlemek, hac sorunları, özellikle Cidde’den hava veya deniz yoluyla gelenler için ihram meselesi, hac ibadetin taşlama rüknü her zamanda yerine  getirmek gibi çözülmeyen sorunları karşısında cesaretle ele almak gerekmektedir.   Bunların yanında, vatan sevgisi, çağın ve insanın ihtiyaçlarının gerektirdiği sorunlar olması gerekir. Bunun dışında milleti işe teşvik eden ve tembelliği yasaklayan fetvaları çıkarmak gerekmektedir.  Ancak bu hassas konularda yuvarlak, genel, gerçeği değiştirmeyen metinleri kullanılmamakla ve sorunu çözülmeyen gerçeğe bağlanmayan fetvaları çıkarmamak şarttır.

     Şüphe yok ki bu toplu İçtihat’ın çabaları,  anormal görüşlerini bitirmekte ve aşırılığın nedenleri ortadan kaldırmasında büyük bir katkı ağlayacaktır.Aşırılığın nedenleri, İslam İşleri Yüksek Konseyi tarafından  düzenlenen son sempozyumda  şöyle özetlenmiştir :

  • İzolasyon, taklit, yanlış anlama, metinlerin anlamlarına değil sözlerine durmak, amaç ve mana fıkhından uzak kalmak, şeraitin kurallarını topluca anlamamak, yeterli ve   uzman olmayanlara  İslam davetin bir tarafında liderlik mevkiinde bulunmalarına fırsat vermekti.

  • Bazı gruplar ve örgütler dini sömürmek, siyasi ve partizan çıkarları elde etmek için dini vesile saymak,   gruplar ve örgütler çıkarlarının din ve vatan çıkarlarının üstünde tutmak, örgün ve  siyasi dindarlığ, saf dindarlığı üstünde tutmaktır.
  • Bazı sömürgeci güçler,birçok Arap ve İslam ülkelerinde  karşılıklı çıkarları vasıtasıyla veya bazı gruplara hayalı vatlar vermekle veya sadakatleri satın almakla yandaşları ve ajanları çekme başarısıdır.

     Bu toplu içtihat çabaları, bilim adamları aralarında yakınlaştırmasında ve aralarındaki bölünme ve nifak nedenlerinin çoğunu ortadan kaldırmasında , Müslümanların birliğinde  özellikle anormal ve sapkın ve aşırı fikirlerin karşısında durmakta büyük bir katkı sağlayacaktır.

 

Görünüm ve Siyasi Dindarlığı

أ.د/ محمد مختار جمعة وزير الأوقاف

Prof.Dr / Muhammed Muhtar Cuma
vakıflar Bakanı

         Hiç şüphe yok ki shate  ve siyasi dindarlığının olgusu, Arap ve İslam toplumlarının karşılaştığı en ciddi sorunlarından sayılmaktadır.  Bu sorunun baş nedeni  özü  ihmal edip  görünüşe odaklayanlar  ,  görünüme mutlak öncelik verip ve  önemseyenler ve sonunda da   onlardan örnek ve model insan yapmayan  insani ve ahlaki düzeyde  ideallerına sahıp insanlardır.

Görünüşte Müslüman ama davranışları İslam’ın öğretilerine uygun olmayanar , İslama zarar ve  islamden nefret ettirmekte en önemli sebeplerdendir.

 Görünüşte dindarlığı yanında  davranışta kötülük, ya da yalancılık, ya da gaddarlık ya da vatana ihanet etmek, ya da yasa dışı olarak insanların paralarını elde etmek gibi  kötülükleri yapanlar  durumu çok teklikelidir. Çünkü  bunları,   münafıklardan sayılmaktadır.  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu:

“Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünden cayar, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder.” Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 107-108.   Yanı sıra dini ancak ibadetler ve içtihatta  hasredenler , Hariciler gibi insanların en çok namaz kılan ve oruç tutan oldukları rağmen dini yanlış anlayanlar ve  insanları kafir sayıp silahla tehditte bulunanlar  bunlardan sayılmaktadır.Kanları dökmekten engelleyen dinin kuralları ve şeriatı yeterince öğrenmedikleri için silaha sarılarak insanlara karşı çıktılar.  İmam Şafiî (Allah ona rahmet etsin) dediği gibi başta  din ilmi isteseydiler,onları kan dökmekten engellerdi.  İslam, her şeyden önce rahmet ve merhamet dinidir. Merhametten uzaklaştıran her şey, İslam’dan uzaklaştırır. Bu konuda  önemli olan sadece söylemesi değil tam tersi uygulamasıdır. Denildiği gibi bir adamın davranışı bin adam söyleyişinden bin kerre daha hayırlıdır.

Bütün ibadetler , insanları ve  kılanlarının ahlakı düzeltmezse meyvesiz kalır. Hz. Peygamber (s.a.v) “Namazı, kendisini fuhşiyyattan ve münkerâttan alıkoymayan kimse namazı yoktur.” . Allah taale kuran-ı kerim de şöyle buyurmuştur: “Kitap’tan sana vahyedileni oku! Namazı da kıl! Çünkü namaz, çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Elbette ki Allah’ın zikri/Kur’an’ı daha büyüktür! Allah, neler yaptığınızı biliyor.” (Ankebût 29/45).Orcunu, yalan konuşmasını engellemezse oruçsuz olur.   Hz. Peygamber (s.a.v)“Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse,  Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez.” (Buhârî, Savm, 8, Ebû Dâvûd, Savm, 25) . Helal paradan verilen Zekat ve sadakalar Kabul olur. Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ temizdir; sadece temiz olanları kabul eder.”( Muslim)  Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Abdestsiz namaz ve (savaşta elde edilen) ganîmetten çalınan maldan verilen sadaka kabul olunmaz.”  (Müslim). Haccin Kabulu,  harcamaları helal paradan yapılması ve ahlak güzeliğiyle bağlıdır.Resûlullah (sav) şöyle buyurdu::”-Kim, hacceder ve hac sırasında (ihramlıyken eşiyle) cinsel ilişkiye girmez ve hiçbir günah işlemezse, (memleketine) anasından doğduğu gün gibi, günahsız olarak döner.” (Buhârî; hadis no:1521. Müslim; hadis no:1350). Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:“Allah yolunda seferler yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam ellerini semaya kaldırarak, Ya Rabbi Ya Rabbi diye yalvarıyor. Oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böyle birisinin duası nasıl kabul olur? (Müslim, Zekat,19 No: 1015. I,703.

Bu  görünüşte ki dindarlığından  siyasi dindarlığı daha tehlikelidir. Siyasi dindarlığı  kast etiğimiz şey iktidara geçmek için dini bir vasıta sayarak,  insanlar dine taşıdığı saygı ve sevgiyi kullanıp  din duyuları sömürenlerdir.  İktidara geçmekten hedefi sadece Allahın dini hizmet etmeği ve desteklemeyi belirtirler. Biz niyetleri yargılamıyoruz  , Bir kişi ile Yaratan’ın arasında niyet işine  müdahale edemeyiz, Her kesin niyeti ona aittir. Ama terörist Müslüman kardeşler ve yandaşları ve destekçileriyle yaşadığımız deneyimi bizlere iki şeyi belirip vurgulamaktadır. Birincisi : Onların derdi din değil tam tersi  iktidara elde  etmekti. Kibir ve başkalarının dışlama tavırlarıyla dine büyük bir yük oldular .   kamuoyu ve halkin zihinlerinde çizilen ve bunların tavırlarını dine bağlayan olumsuz imaj düzeltmek için büyük gayretler sarf etmemizi gerekli olmuştur.

İkincisi ise:  bunlar dini ve dinin  uygarlık yüzü kötülemişler. Kendiler de ne din ne de yererlilik var olduğunu kanıtlamışlar. Yoksa insan vatanı ihanet etme ve  vatanının sırlarını açmayı ve belgelerini  düşmanlara satmayı  ve onların ajanı olmayı dinden mı sayılır.  Yoksa şiddet , cinayet ve yolsuzluğu  dinden midir.

Yoksa  benzeri görülmemiş vatanı ve milleti ihanet eden ve vatan düşmanları hizmet eden  kalite komiteleri adında  komiteler kurmayı dinden mı oldu.

Daha önce dedim ve yeniden diyorum , insanları aldatmak için dini kullanan  bu terörist gruplar , kendi amaçlarını ve otoriter emellerine varmak  için din ,vatan ve millete bakmadan şeytanla bile ittifaka hazırdırlar.