Dostluk ve Kişilik Üzerindeki Etkisi

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Kurân-ı Kerim’de:

“الْأَخِلَّاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا الْمُتَّقِينَ”

O gün, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar (bile) birbirlerine düşman kesilirlerbuyurmuştur. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed (s.a.v) üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Muhakkak ki, insan tabiatıyla toplumsaldır ki, toplum içinde yaşar, farklı kişisel özellikleri olduğu için diğerlerinden etkilenir ve etki bırakır. Dolayısıyla dostluğun; insan ve düşüncesi üzerinde açık bir etkisi vardır. Dostluk insanın dünya ve ahiretteki mutluluğu ve geleceğini belirlemek için önemli bir etkendir.

İnsanlığın en yüce anlamlarıyla ve yurtseverliğin en yüksek dereceleriyle karakterize edilen bir şahsiyete ihtiyacımız olduğu konusunda hiçbir ihtilaf yoktur, böylece inşa edip de yıkmayan ve vatanın genel menfaatini özel menfaate tercih eden bir nesil ortaya çıkar.

İslam şeriatı, tehlikeleri fark eden ve fitnelerden sakınan bilinçli kişiliği benimsemeyi emretti. Allah Teâlâ “Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır” buyurmuştur. İslam dinimiz, kişinin kendinden emin ve tereddütsüz bir kişiliğe sahip olmasını ister. Bu bağlamda Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Sakın, “Eğer herkes iyilik yaparsa ben de yaparım, herkes kötülük yaparsa ben de yaparım” diyen nemelazımcılardan olmayın. İnsanlar iyilik yaparsa iyilik yapmayı, kötülük yaparsa kötülük yapmamayı içinize yerleştiriniz”.

Hiç şüphe yok ki, insan kişiliğini geliştirme konusunda büyük etkiye sahip olan önemli şeylerden biri dostluktur. Halbuki insan oturduğu diğer insandan etkilenir. Şeriat, akıl, deneyim ve gerçeğin kanıtladığı gibi insanın düşüncesi, inancı, davranışı ve çalışması da dostundan etkilenir.

Üstelik, dine, vatana ve topluma yararlı olan kişiliğin önemi daha büyüktür. İşte Resûlullah (s.a.v), her ne zaman ihtiyacı olsa yanında bulunan Hz. Ebû Bekir’i kendisine bir yâren, bir arkadaş, bir sırdaş ve bir can yoldaşı edinmişti. İsra ve Miraç mucizesine karşı şaşkına dönen müşrikler Hz. Ebu Bekir (ra)’e giderler. “Muhammed bir gecede Kudüs’e gidip geldiğini söylüyor, ne dersin” derler. Hz. Ebu Bekir (ra), “Muhammed ne diyorsa doğrudur, ben bundan daha ötesinde söylediklerine, ona meleğin Allah’tan haber getirdiğine de inanıyorum” der.

Numan bin Beşir’in (r.a.) rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Müminler birbirlerini sevmek, birbirlerine şefkat göstermek ve iyilik yapmakta bir vücut gibidir. O vücudun bir uzvu hastalanırsa, diğer uzuvlar da hastalığın acısını duyar, uykusuzluk ve ateşine iştirak eder.”

Ayrıca sâlih insanların dostluğu dünyada ve ahirette büyük bereket ve fazilete sahiptir. Bu bağlamda Ebû Hureyre’den (r.a) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ’nın diğer meleklerden ayrı, sadece zikir meclislerini tespit etmek üzere dolaşan melekleri vardır. Allah’ın zikredildiği bir meclis buldular mı, o kimselerin aralarına otururlar ve diğer melekleri oraya çağırarak cemaatin arasındaki boş yerleri ve oradan dünya semasına kadar olan mesafeyi kanatlarıyla doldururlar. Zikredenler dağılınca onlar da semâya çıkarlar. Allah Teâlâ daha iyi bildiği halde onlara:

– “Nereden geldiniz?” diye sorar. Melekler de:

– Yeryüzündeki bazı kullarının yanından geldik. Onlar Sübhânallah diyerek ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, lâ ilâhe illallah diyerek seni tehlil ediyorlar, elhamdülillâh diyerek sana hamdediyorlar ve senden istiyorlar, derler. (Konuşma şöyle devam eder):

– “Benden ne istiyorlar?”

– Cennetini istiyorlar.

– “Cennetimi gördüler mi?”

– Hayır, yâ Rabbi, görmediler.

– “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”

– Senden güvence isterlerdi.

– Benden neden dolayı güvence isterlerdi?”

– Cehenneminden yâ Rabbi.

– “Peki benim cehennemimi gördüler mi?”

– Hayır, görmediler.

– “Ya görseler ne yaparlardı?”

– Senden kendilerini bağışlamanı dilerlerdi.

Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurur:

– “Ben onları affettim. İstediklerini onlara bağışladım. Güvence istedikleri konuda onlara güvence verdim.

Bunun üzerine melekler:

– Yâ Rabbi, çok günahkâr olan falan kul onların arasında bulunuyor. Oradan geçerken aralarına girip oturdu, derler. O zaman Allah Teâlâ şöyle buyurur:

– “Onu da bağışladım. Onlar öyle bir topluluktur ki, onların arasında bulunan kötü olmaz”.

İyi dostluğun faydalarından, Allah’ı sevmek ve cenneti kazanmak için bir vesile olmasıdır. Ebû Hureyre’den, Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Adamın biri, bir başka köydeki (din) kardeşini ziyâret etmek için yola çıktı. Allah Teâlâ, adamı gözetlemek için onun yolu üzerinde bir melek görevlendirdi. Adam meleğin yanına gelince, melek:

– Nereye gidiyorsun? dedi. Adam,

– Şu (ileriki) köyde bir din kardeşim var, onun ziyaretine gidiyorum, cevabını verdi. Melek:

– O adamdan elde etmek istediğin bir menfaatin mi var? dedi. Adam:

– Yok hayır, ben onu sırf Allah rızası için severim, onun için ziyaretine gidiyorum, dedi. Bunun üzerine melek:

– Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allah Teâlâ’nın sana gönderdiği elçisiyim, dedi”.

Dostlar; Kıyamet Günü’nde birlikte haşrolurlar. Enes bin Malik’ten şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bir bedevi Resûlullah’a:

– Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Efendimiz:

– “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu.

– Allah ve Resûlünün sevgisini hazırladım, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:

– “O halde sen, sevdiğin ile berabersin” buyurdu. Bunun üzerine Enes “Ben de Allah ve Resûlünü ve Ebû Bekir ile Ömer’i seviyorum. Onların amelleri gibi amel edemediysem de onlarla beraber olmayı umuyorum” demiştir.

İmam Şafii (r.a) bir şiirinde şöyle demiştir.

Salihleri severim onlardan değilsem de

Şefaatlerine ulaşmak için herhalde.

Nefret ederim günah tüccarlarından

Her ne kadar bizde de bulunsa aynı maldan.

Salihlerin dostluğu da Allah’ı hatırlatır ve dünyada ve ahirette iyiliklere vesile olur. İbn Abbas (r.a) dedi ki: “Ya Resûlallah, kimlerle oturmamız daha hayırlıdır?” Resûlallah şöyle buyurdu: “Görünüşü Allah’ı hatırlatan, konuşması ilminizi ziyadeleştiren, ameli ahreti hatırlatan kişiyle oturun”.

Gerçek dost ayna gibidir, iyiliği teşvik eder ve kötülük yapmaktan uyarır. Allah Teâlâ “Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır” buyurmuştur. Enes’ten (r.a) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Din kardeşin zalim de mazlum da olsa ona yardım et”. Bir adam:

– Ya Resûlallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Ama zâlimse nasıl yardım edeyim, söyler misiniz? dedi. Peygamberimiz:

 “Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir” buyurdu.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: “Seni topraktan, sonra spermden yaratanı, sonunda da seni insan kılığına koyanı mı inkâr ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah’tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: “Maşallah! Kuvvet ancak Allah’a mahsustur!” demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın” dedi. Derken onun serveti kuşatılıp yok edildi. Böylece, bağı uğruna yaptığı masraflardan ötürü ellerini ovuşturup kaldı. Bağın çardakları yere çökmüştü. «Ah, diyordu, keşke ben Rabbime hiçbir ortak koşmamış olsaydım»”.

Gerçek dostluk hakkında şair şöyle der:

Gerçek kardeşin, seninle birlikte olan insandır

Seni kurtarmak için kendisine zarar verebilendir.

İyi dost, dinî ve ahlaki açıdan iyi davranışlara sahip, yaşantısıyla, ilmiyle, edebiyle, takvasıyla örnek olan ve her hâlükârda çevresine faydası dokunan kimsedir. Kötü dost ise çirkin davranışları, günahta ısrar edişi, gıybet ve dedikodu gibi zemmedilen fiilleri işleyişiyle etrafına hem dinî hem de dünyevi bakımdan zararı dokunan kimsedir. Allah Teâlâ “Derken birbirlerine yönelip sorarlar. İçlerinden biri der ki: “Benim bir arkadaşım vardı”. Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın? Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız? (O zât, dünyada geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi. (İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü. “Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin. Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum” dedi. Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz? Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azâba da uğratılmayacağız!”  Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar” buyurmuştur. Resûlullah (s.a.v) arkadaş seçiminin önemine binaen şöyle bir benzetmede bulunur: “İyi arkadaşla kötü arkadaş misk taşıyan kimse ile körük üfüren kimse gibidir. Misk taşıyan ya sana onu ikram eder yahut sen ondan (miski) satın alırsın ya da ondan güzel bir koku duyarsın. Körük üfüren kimse ise ya elbiseni yakar ya da ondan kötü bir koku duyarsın!”

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanmayı dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v) ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

Kıymetli Müslüman Kardeşlerim:

Biz tüm kötü insanların arkadaşlığından dikkat etmemiz ve onlarla kaynaşmamamız gerekir. Allah Teâlâ buyurdu ki “Oysa Allah size Kitapta (Kur’an’da) “Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi halde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır”.  Ve başka bir ayette “Âyetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile oturma” buyurmuştur. Peygamber efendimiz hadisi şerifte şöyle buyurdu: “Kişi dostunun dini üzeredir. Bu yüzden her biriniz, kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin” ve diğer bir hadiste “Ancak mümin birisiyle arkadaşlık et; yemeğini de ancak müttaki insan yesin” buyurdu.

Şunu vurguluyoruz ki, iyi dostluk aracılığıyla kişiliği yapmak; tüm toplumun birlikte yapması gereken ortak bir sorumluluktur. Peygamber Efendimiz: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz.  Yönetici bir çobandır. Erkek, aile halkının çobanıdır. Kadın, kocasının evi ve çocukları için çobandır.  Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlık yaptıklarınızdan sorumlusunuz” buyurmuştur. Aile, okul, cami ve diğer eğitim ve medya kuruluşları aracılığıyla çocukları korumak ve gençleri aşırılık yanlısı ideolojiden, yıkıcı ve aldatıcı gruplardan kurtarmak için birleşmemiz gerekir. Allah Teâlâ “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun” buyurmuştur. Peygamber efendimiz “Allah, her çobanı üzerine aldığı işten sorguya çekecektir Nihayet bir erkeğe aile fertlerinden dolayı sorguya çeker” buyurdu.

Ey Allah’ım, bize iyi bir dostluk nasip eyle ve meyvesini gerçekleştir ya Rab!

* * *