Kibir, Büyük Taslamak ve Allah Yolundan Alıkoymak

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de: “Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri âyetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar bütün mucizeleri görseler de iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Fakat azgınlık yolunu görürlerse, hemen ona saparlar. Bu durum, onların âyetlerimizi yalanlamalarından ve onlardan gafil olmalarından ileri gelmektedirbuyurmuştur. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Muhakkak ki, kişi olsun ümmet olsun kibirlinin sonu dünyada ve ahirette de pek kötüdür.  İtaatsizlik eden ümmet ve memleketlerin helak edilmesi, Allah’ın önceden geçenler hakkındaki kanunudur. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Âd kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve “Bizden daha kuvvetli kim var?” dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah’ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim mucizelerimizi inkâr ediyorlardı. Bundan dolayı biz de onlara dünya hayatında zillet azâbını tattırmak için o uğursuz günlerde soğuk bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azabı elbette daha çok rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez” ve başka ayetlerde şöyle buyurur: “Rabbinin ve O’nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azmış nice memleketler vardır ki, biz onları çetin bir hesaba çekmiş ve onları görülmemiş azaba çarptırmışızdır. Böylece onlar da yaptıklarının karşılığını tatmışlar ve işlerinin sonu tam bir hüsran olmuştur”.

Kibir; Cenâb-ı Hak’ın itaatsizlik edildiği ilk günahtır, halbuki Allah Teâlâ meleklerin Hz. Âdem’e secde etmelerini emrettiğinde İblis hariç secde ettiler. Allah Teâlâ “Sonra da meleklere, Âdem’e secde edin! diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı” buyurmuştur.

Kibirli insanlar dünyada simalarından tanındıkları gibi ahirette de yine simalarından tanınırlar. Allah Teâlâ: “Kıyamet gününde A’râf’takiler, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek şöyle diyecekler: Gördünüz mü, o toplanıp bir araya gelmeniz ve büyüklük taslamanız size bir şey kazandırmadı” buyurmuştur. Bu yüzden İslam kibrin kötü sonucundan uyardı ve onu Allah merhametinden uzaklaşma kapılarından biri saydı. Allah Teâlâ kibir sahiplerine elem verici bir azap hazırladı. Allah Teâlâ “Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız!” buyurdu ve başka ayette şöyle de buyurdu: “Kıyamet gününde Allah hakkında yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Kibirlenenlerin kalacağı yer cehennemde değil midir?”. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cennet ile cehennem münakaşa ettiler. Cehennem: – Bende zorbalar ve kibirliler var, dedi. Cennet: – Bende yalnız zayıflar ve yoksullar var, dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ onların çekişmesini şöyle halletti: – Ey cennet! Sen benim rahmetimsin, dilediğime seninle merhamet ederim. Ey cehennem! Sen de benim azâbımsın. Dilediğime seninle azâb ederim. Ben her ikinizi de dolduracağım.” Ve başka bir hadiste Efendimiz şöyle buyurdu: “Size cehennemliklerin kimler olduğunu söyleyeyim mi? Katı kalpli, kaba, cimri ve kibirli kimselerdir”.

Şüphesiz ki kibir; hasta kalplere yerleşir, zira bazen insan az şeye sahip olmasına rağmen kibirli olabilir. Bazen de insan zengin olmasına rağmen mütevazı olabilir. Bu bağlamda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– “Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez”. Sahâbînin biri:

– İnsan elbise ve ayakkabısının güzel olmasını arzu eder, deyince Resûlullah:

– “Allah güzeldir, güzeli sever. Kibir ise hakkı kabul etmemek ve insanları küçümsemektir” buyurdu. Kibir hem ruhu hem de toplumu yok eden en ciddi sosyal ve psikolojik hastalıklardan biridir, kibir sahibi kendini beğenmiş ve diğerlere büyüklük taslar. Allah Teâlâ buyurdu ki “Onların kalplerinde, asla yetişemeyecekleri bir büyüklük hevesinden başka bir şey yoktur”.

Kibir, kalbe yerleşmesine rağmen, davranışlarda da belirtileri vardır. Bu belirtilerden büyüklük gururunu göstermektir: Allah Teâlâ “Böylesine “Allah’tan kork!” denilince benlik ve gurur kendisini günaha sevk eder” buyurmuştur. Bu kibirli kişi büyüklük gururundan dolayı hakkı bile kabul etmeyerek kendisini helak edebilir. Allah Teâlâ “ona cehennem yeter. O ne kötü yerdir!” buyurdu.  Bazı insanlar Peygambere karşı kibirlenerek emrine uymayı kabul etmezler. Seleme İbni Ekva` radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adamın biri Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında sol eliyle yemek yedi. Peygamberimiz ona: “Sağ elinle ye!” buyurdu. Adam: “Yiyemiyorum!” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz buyurdu ki: ″Yiyemez ol″. Onu böyle demeye kibri sevk etti. Bundan sonra elini ağzına kaldıramadı.

İnsanları küçümseyerek yüz çevirmek de kibir belirtilerindendir. Allah Teâlâ Lokman suresinde şöyle buyurdu: “Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zira Allah; kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez”.  Ve başka bir ayette “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin” buyurmuştur.  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Vaktiyle kendini beğenmiş bir adam güzel elbisesini giymiş, saçını taramış, çalım satarak yürüyordu. Allah Teâlâ onu yerin dibine geçiriverdi. O şahıs kıyamete kadar debelenerek yerin dibini boylamaya devam edecektir”. İşte bu hadise göre arabalar ve saraylarla gösteriş yapmak da elbiseyle gösterişli yürümek gibidir. Kibirli insanın belirtilerinden de yanına başkasının oturmasını istememek ve küçümseyerek fakirlerle birlikte oturmamaktır. İşte müşrikler de Selman, Suhayb ve Bilal gibi fakir sahabilerin yanında oturmayı kabul etmezlerdi. Kureyş büyükleri Resûlullah’a bunları yanımızdan kov, onlar bize cüret etmesinler dediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hak, şu ayeti indirdi: “Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na yalvaranları kovma!”.

Yine de kibir belirtilerinden fakirlerin davetine gitmek istemeyip zenginlerinkini tercih etmektir; Ebu Hureyre’den Resûlullah sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Yemeklerin en fenası, davet edildiği zaman gelecek olan kimselerin çağırılmadığı, gelmeye pek arzulu olmayanların dâvet edildiği düğün yemekleridir. (Canı istemediği için) dâvete gitmeyen kimse, Allah’a ve Resûlü’ne karşı gelmiş sayılır”.

Kibirli kişi; başkasını kendisinden düşük gördüğü insanlara selam vermez. Resûlullah büyük olsun küçük olsun yanından geçtiği herkese selam verirdi. Hadis-i şerife göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) çocukların yanından geçti ve onlara selam verdi.

Kibir belirtilerinden, düşmanlıkta haddi aşmak ve haksızlık yapmaktır. Şüphesiz Müslümanın din kardeşine üç günden fazla küs durması haramdır, zira bu davranış irtibatsızlığa ve fesada yol açar.  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslümanın din kardeşine üç günden fazla küs durması helâl olmaz. Kim Müslüman kardeşini üç günden fazla terk eder ve o hal üzere ölürse cehenneme girer.” Ve diğer bir rivayette Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir Müslümanın, din kardeşini üç gün üç geceden fazla terk edip küs durması helâl değildir: İki Müslüman karşılaşırlar biri bir tarafa öteki öbür tarafa döner. Halbuki o ikisinin en iyisi önce selâm verendir“. Yine de başka bir hadis-i şerifte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münâfık olur. Kimde de bu huylardan biri bulunursa, onu terk edinceye kadar o kişide münafıklıktan bir sıfat bulunmuş olur: Kendisine bir şey emanet edildiği zaman ona ihanet eder. Konuştuğunda yalan söyler. Söz verince sözünden döner. Düşmanlıkta haddi aşar, haksızlık yapar“.

Gerçekten kibir; müşriklerin İslam’a girmeyi reddetmelerine bir sebep olmuştur. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Onlara: Allah’tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi”. Yine kibirden dolayı Yahudiler Peygamber Efendimizin hak peygamber olduğunu bildiklerine rağmen ona uymamışlar. Allah Teâlâ “Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler” buyurmuştur. Yine de kibir sebebiyle; İsrail oğulları kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlayıp öldürmüşler. Allah Teâlâ buyurdu ki “Gönlünüzün arzulamadığı şeyleri söyleyen bir elçi geldikçe ona karşı büyüklük tasladınız. Peygamberlerden bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürdünüz”.

Kibir ve büyüklük taslamak; geçen ümmetlerin, peygamberleri yalanlamalarına sebep oldu. Hz. Nuh kavmi hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Gerçekten de günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler”. Hz. Âd kavmi hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Âd kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve: Bizden daha kuvvetli kim var? dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah’ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi (mucizelerimizi) inkâr ediyorlardı”. Hz. Sâlih kavmi hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar, içlerinden zayıf görülen inananlara dediler ki: Siz Salih’in, Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz? Onlar da Şüphesiz biz onunla ne gönderilmişse ona inananlarız, dediler. Büyüklük taslayanlar “Biz de sizin inandığınızı inkâr edenleriz” dediler”, Hz. Şuayb kavmi hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: “Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber inananları memleketimizden kesinlikle çıkaracağız veya dinimize döneceksiniz” (Şuayb): İstemesek de mi? dedi”. İşte böylece Allah’ın emrine karşı kibirlenen her milletin sonucu kötü olmuştu.

Bu çaresiz hastalığa yakalanmış olanlar; kalplerini tedavi etmeliler. İnsan kendi yaratılışını düşünmeli, halbuki Allah ilk başta insanı çamurdan yarattı. Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdi. Sonra nutfeyi alaka yaptık. Peşinden, alakayı bir parçacık et haline soktu; bu parçacık eti kemiklere çevirdi, bu kemikleri etle kapladı. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdi. Dolayısıyla insan aslına bakıp büyüklük taslamamalıdır. Rivayete göre, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Dünyada kendini beğenip büyüklük taslayanlar kıyamet günü insan şeklinde zerrecikler gibi mahşer yerine çıkarılacaklar, her yönden zillet kendilerini kaplayacaktır”. Bu hususta Allah Teâlâ “İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) âkıbet, takvâ sahiplerinindir” buyurmuştur.

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e, ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun. 

Kıymetli Müslüman Kardeşlerim:

Allah yolundan alıkoyan kişinin belirtilerinden de şunlardır: Dış görünüşe öncelik verip tavır ve davranışa bakmayan insanlarda sözler ve fiillerin çelişmesi ve ideallik ve barışçılık iddia edilmesidir. İslam’ın öğretilerine göre davranmayan ve dış görünüşten hüküm veren kişi nefrete çağırma ve Allah’ın yolundan alıkoymanın en önemli çizgilerinden biridir. Bunların hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “İçinizde nefret ettiren kimseler var”.

Dindar görünüşü olup haksızca insanların mallarını yiyen ve din sömürüsü yapanlar, din ticaretini de iyi bilirler. Bunlar topluma büyük tehlike oluşturuyorlar. Bu münafıkların amacı, ülkeyi ele geçirmek ve dış güçlerin güdümüne teslim etmektir. Terör örgütleri; gençlerin peşine düşer ve gençlerin dinî duygularını yalan hikâyelerle ve sahte vaatlerle sömürüyorlar.

Dindarlığı yalnız ibadet için sınırlayanlar; insanları tekfir etmeye ve silah taşımaya davet ediyorlar. İşte namaz kılan ve oruç da tutan Haricîler yeterince şeriatı anlamadıkları için insanlara karşı kılıçlarıyla çıktılar ve eğer ilim alsaydılar bunu yapmazlardı.  İslam; tüm anlamlarıyla merhamet dinidir. Dolayısıyla merhametten uzaklaştıran şey İslam’dan da uzaklaştırır. Önemli olan iyi söz değil iyi davranıştır. Derler ki “Bir adamın bin kişiye etkili olması, bin kişinin bir kişiye konuşmasından daha iyidir”. Yani gerçek dindarlık çok konuşmakla değil güzel ahlak ve iyi davranışlarla ölçülür.

Ey Allah’ım bize hakkı, hak olarak göster; ona uymayı nasip et. Bâtılı, bâtıl olarak göster; ondan kaçınmayı nasip et!

* * *