Devletin İnşası Dinî Anlayışı

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de:

“وَتَعَاوَنُوا عَلَى البِرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُوا عَلَى الإِثْمِ والعُدْوَانِ”

 “İyilik ve takvada yardımlaşın. Günah ve haddi aşmak hususunda yardımlaşmayınbuyurmuştur. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Hiç şüphesiz, bütün milletler ve halklar; kendi hedeflerine ulaşmak için tüm enerjileri ve kaynaklarını kullanarak güçlü ve istikrarlı bir devlet kurmaya çalışırlar. Devleti yeniden inşa etmek için koşulları ve zorlukları bilmek ve tecrübe kazanmak lazımdır. Sadece politik, ekonomik ve kültürel ittifakların dilinden konuşan hızlı değişim dünyasında, bireyler ve grupların anlayışı ile devlet inşası anlayışı arasında büyük fark vardır. Bu ittifaklar hiçbir kimse veya hiçbir devletin görmezden gelemeyeceği uluslararası kurallar, yasalar ve antlaşmalara göre düzenlenir.

Devlet koruma, devlet güvenlik, devlet huzur, devlet istikrar, devlet sistem, devlet kurumlar, devlet; fikirsel, siyasi, ekonomik, düzenleyici ve hukuki bir inşadır. Devlet olmadan her yerde düzensizlik yayılır.

Devlet inşasının en önemli faktörleri: devletin kamu kurumlarını güçlendirmek, anayasa ve adalet devletini ve hukukun üstünlüğünü korumaktır. Bireylerin devletin yasalarına ve düzenlemelerine hatta trafik kurallarına uymaları gerekir. Can kaybına ve sakatlamaya yol açan ters yönde sürmek, hız limitinin üzerine çıkılmak veya insan ve yol haklarına aykırı diğer şeylerle kuralları ihlal etmemek lazım. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın”. Peygamber efendimiz de “Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur” buyurdu.

Düzeni korumak ve ona saygı göstermek; güçlü ve istikrarlı bir devlet kurulmasına katkıda bulunur. Halbuki her toplumun; üyelerin davranışlarını düzenleyen, insan haklarını koruyan, görevlerini yerine getirmesini zorunlu kılan, sisteme saygı gösteren ve hukukun üstünlüğünü koruyan kurallara ve yasalara sahip olması gerekir.

Yasalara saygı duymak ve kanunlara uymak, devletin kurulmasında en önemli faktörlerden biridir. Yasa, tüm vatandaşlar için bir korumadır, toplumun yasalara saygı göstermeden istikrarlı kalması imkansızdır. Toplumda her birinin kendi yararlarına ulaşabilmek için üzerine düşen sorumluluğu alması gerekir. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz.  Yönetici bir çobandır. Erkek, aile halkının çobanıdır. Kadın, kocasının evi ve çocukları için çobandır.  Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlık yaptıklarınızdan sorumlusunuz”. İşte sorumlu toplum, herkesin rolünü bildiği ve başkalarına saygı duyduğu uyumlu bir toplumdur. Adaletin hüküm sürdüğü ve tüm toplum üyelerinin istikrar ve güven içinde olduğu bir ülke olabilmemiz için kanunlara ve başkalarının haklarına hürmet etmemiz gerekir. Böylece milletimizi milletler arasında lâyık olduğu seçkin yeri elde ettiğini göreceğiz.

Devletin kurulmasında en önemli faktörlerden biri de ekonomik yapıdır. Gelişen devletin vazgeçilmez önemli dayanaklarından biridir. Güçlü ekonomi; devletin kendi iç ve dış yükümlülüklerini yerine getirmelerini ve vatandaşlar için iyi bir yaşam sürmelerini sağlar, ekonomi zayıfladığında, yoksulluk ve hastalık yayılır, daha sonra hayat karışır, ahlak da bozulur, cinayetler çoğalır ve düşmanlar ülkede bozgunculuk yapmak için fırsat bulurlar. Bu yüzden temel unsurlarını üretmeyen ve başkalarına dayanan millet hiçbir zaman kendi kararlarına hâkim olamaz.

Güçlü bir ekonomiye sahip olan devlet diğer dünya devletleri arasında onurlu bir şekilde yaşar, bu nedenle İslam; vazgeçilmez ve hayat temeli olan mal için büyük bir özen gösterdi.

Devleti ekonomik olarak geliştirmek için ciddi çalışmak ve üretimi arttırmak gerekir. Hiçbir millet, kurum veya aile bile çalışmadan ayağa kalkamaz. Sadece çalışmak değil ama üretimi arttırmak için ciddi çalışıp tecrübe kazanmak da gerekir. Yüce Rabbimiz çalışmamızı ve yeryüzünde gayret etmemizi teşvik ederek şöyle buyurdu: “Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz”. Ve başka bir ayette şöyle buyurdu: “Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Şu hâlde yerin üzerinde dolaşın ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır”. Bu bağlamda Peygamber Efendimiz “Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd aleyhisselâm da kendi elinin emeğini yerdi” buyurdu. Diğer bir hadiste “kendi elinin emeğini yiyip geceleyen kimse günahları affedilir”.

Üretmeye ve çalışmaya çağıran Hz. Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Kıyâmet kopmaya baş­ladığında, birinizin elinde bir ağaç fidanı bu­lunsa, kıyamet kopmadan onu dikmeye gücü ye­terse, hemen diksin”. Yine de başka bir hadiste şöyle buyurur: “Bir Müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o Müslüman için birer sadakadır”. İşte bu yüzden emek ve üretmek sayesinde dünya inşa edilir ve insan kendi onurunu ve saygınlığını korur.

Devletin inşası etkenlerinden biri: Kültürel, dini ve bilimsel bir bilinç oluşturmaktır. Bilincin kaybı veya zayıflığı, güçlü ve istikrarlı bir devletin inşasına katkıda bulunamaz ve bu nedenle toplum üyeleri arasında bilincin arttırılması ve her biri görevlerini ve haklarını bilmesi gerekir.

Toplumun tüm üyeleri; ahlaki eğitim, faydalı kültür ve cehaleti ortadan kaldırmak yoluyla bilinçli bir şekilde davranacaklar. İnsanların; ortadaki zorlukları anlamalarını ve asılsız söylentileri yalanlamalarını sağlayan kültürel, dini ve bilimsel bilinci oluşturmak için tüm devlet kurumları güçlerini birleştirmelidir. Ülkemiz hakkında yayılan söylentilerin doğru olup olmadığından emin olmamız ve önyargı oluşturmadan önce acele etmemek gerekir. Yüce Allah şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz”.

Dikkatli ve bilinçli olmalıyız, başkalarımızdan ibret almalıyız ve engin hayat tecrübelerinden faydalanmalıyız. Allah Teâlâ “Ey iman edenler! Tedbirinizi alın” buyurmuştur. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mü’min bir yılan deliğinden iki defa ısırılmaz”. Bilelim ki bizim iş ve sorumluluklarımız çerçevesinde devleti inşa edip korumak hepimizin boynunun borcudur. İnşa etmemiz için yıkıcılara karşına çıkmamız lazım. Şair diyor ki

Ne zaman tamamlanır ki binalar… Sen inşa ederken başkası yıkar.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Din kardeşin zalim de mazlum da olsa ona yardım et.” Bir adam: Ya Resûlullah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Ama zâlimse nasıl yardım edeyim, söyler misiniz? dedi. Peygamberimiz: “Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir” buyurdu. Her birimiz, sorumluluğu çerçevesinde vatanın menfaatine zarar verenlere engel olmalıdır. Haksızlık konusunda baba çocuğuna, kardeş kardeşine, dost dostuna engel olmalıdır. Etrafımızda olup bitenleri görmezden olmayıp olumsuz olmamalıyız. Bu bağlamda Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Sakın, “Eğer herkes iyilik yaparsa ben de yaparım, herkes kötülük yaparsa ben de yaparım” diyen nemelazımcılardan olmayın. İnsanlar iyilik yaparsa iyilik yapmayı, kötülük yaparsa kötülük yapmamayı içinize yerleştiriniz”. Yine de başka bir hadiste Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlâl edenler, bir gemiye binmek üzere kur’a çeken topluluğa benzerler. Onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar: Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz, dediler. Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar helâk olurlar. Eğer bunu önlerlerse hem kendileri kurtulur hem de onları kurtarmış olurlar.”

İnsan kendi zatinde salih olması yeterli değil, ama dönemin yaşadığı gerçeklik; salihlik aşamasını ıslah aşamasıyla tamamlamayı gerektirir.  Yüce Allah “Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka yahut bir iyilik yahut da insanların arasını düzeltmeyi isteyen (in fısıldaşması) müstesna. Kim Allah’ın rızasını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz” buyurmuştur. Başka bir ayette Yüce Allah şöyle de buyurmuştur: “Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helâk etmez”. İşte bunun için ıslah peygamberlerin yöntemidir, ıslah aracılığıyla ülkeler gelişir, çatışma, şiddet, terör ve bozgunculuk olmadan insanların barış ve huzur içinde yaşamaları için vatanın birliği, gücü ve bağlılığı korunur.

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e, ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun. 

Kıymetli Müslüman Kardeşlerim:

Devletin inşasında etkili faktörler arasında: Sosyal yapı, İslam, toplum üyeleri arasında sosyal bağların ve ilişkilerin güçlendirilmesine, tek vatan evlatları arasında dayanışma ve merhamet gösterilmesine ve başkalarına zarar verilmemesine yönlendirdi. Bu hususta Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz”. Başka bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Vallâhi imân etmiş olmaz. Vallâhi imân etmiş olmaz. Vallâhi imân etmiş olmaz” buyurdu. Sahâbîler: Kim imân etmiş olmaz, yâ Resûlallah? diye sordular. “Yapacağı fenalıklardan komşusu güven içinde olmayan kimse!” buyurdu. Yine başka bir hadiste Resûlullah şöyle buyurdu: “Komşusunun aç olduğunu bildiği halde tok yatan, bana iman etmiş olmaz”.

Sosyal yapının tezahürleri arasında da: aile bağlılığıdır. Zira aile; toplumu oluşturan ilk yapı taşıdır. Aile, gelecek evlatlarını yetiştirip onların bedenleri ve zihinlerini geliştirir, aile gölgesi altında sevgi, şefkat ve dayanışma duyguları kavuşur. Sağlam aile kucağında iyi ahlaklar ve değerler öğretilir. Dolayısıyla aileler çocuklarına sorumluluk bilincini ve bağımsızlık duygusunu kazandırmalılar.   Peygamberimiz sallallah aleyhi ve sellem “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter” buyurdu.

Devleti inşa etmenin faktörlerinden biri: ahlaki ve davranışsal değerleri yüceltmektir. Değerlere ve ahlaklara dayanmayan milletler ve medeniyetler zayıftır. Hatta yapısı kökeninde düşüş faktörlerini de taşır. Müslüman ahlaklar sayesinde iman derecelerinde yükselir. Güzel ahlak, Kıyamet Günü’nde kulun mizanını (terazisini) ağırlaştırır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde mü’min kulun terazisinde güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz. Allah Teâlâ çirkin hareketler yapan, çirkin sözler söyleyen kimseden nefret eder”. Başka bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: İnsanları cennete en fazla götürecek şey nedir? diye sorulduğunda. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah’a karşı gelmekten sakınmak ve güzel ahlâktır” buyurdu. Resûlullah imanın tam veya eksik olması bakımından ölçü olarak ahlakı seçmiştir. Hadis-i şerifte “Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır”.

Güzel ahlak; kendi sahibini kötülüklerden ve yıkıcı olan kötü sözden korur. Yüce Allah: “Kötü bir sözün durumu da yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir” buyurmuştur.

Yüce Allah’tan bizi en yüce ahlaklara hidayet etmesini, bize huzur ve güven nimetini daim eylemesini dileriz. Ey Allah’ım ülkemizi ve tüm dünya ülkelerini tüm kötülüklerden koru!

* * *