Yüce Allah’ı Zikretmek ve İnsan Üzerindeki Etkisi

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de:

“الَّذِينَ آمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللَّهِ أَلَا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ”

 “Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulurbuyurmuştur. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Yüce Allah, kullarına O’nu zikretmeyi emredip karşılığında büyük ecir vaat etmiştir.  Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah-akşam tesbih edin” ve başka bir ayette “Allah’ı çokça anan erkekler ve çokça anan kadınlar var ya; Allah işte bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır” buyurmuştur. Yine başka bir ayette “Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için Rableri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır” buyurmuştur. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ümmeti Allah’ı çokça zikretmeye teşvik ederek şöyle buyurdu: “Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi? diye sordu. Onlar da: Evet, söyle dediler. Resûlullah: “Allah Teâlâ’yı zikretmektir” buyurdu. Bir adam Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hitâben:

– Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle, dedi. O da: “Dilin hep Allah’ı zikretsin!” buyurdu.

Allah’ı anmak, yapılması kolay ve fazileti büyük olan bir ibadettir ki faziletleri sayılmaz. Bu konuda Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh şöyle dedi: Muâviye Radiyallâhu anhu, mescitte bir halkaya uğradı. Onlara hitâben: ″Sizi burada oturtan nedir? ″ diye sordu. Dediler ki: ″Allah’u Teâlâ’yı zikretmek için oturduk″ Hz. Muâviye dedi ki: ″Allah’u Teâlâ sizi buraya ancak bunun için mi oturttu?″ Onlar: ″Evet, Allah’u Teâlâ bizi burada ancak bunun için oturttu″ dediler. Bunun üzerine Hz. Muâviye şöyle dedi: Ben sizi töhmet altında bırakarak, yemin ettirmeyeceğim. Sahâbe içinde Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’den en az hadis rivayet eden benim. Bir gün Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem, ashabından bir halkaya çıkıp hitâben: ″Sizi burada oturtan nedir?″ diye sordu. Onlar: ″Biz burada Allah’u Teâlâ’yı zikretmek için oturduk. Bizi İslâm ile müşerref kıldığı için ve bize böylesine büyük bir lütufta bulunduğu için O’na hamd ediyoruz″ dediler. Peygamber Efendimiz: ″Allah’u Teâlâ sizi buraya sâdece bunun için mi oturttu?″ dedi. Onlar: ″Evet, Allah’u Teâlâ bizi ancak bunun için oturttu, başka bir gayemiz yoktur″ dediler. Bunun üzerine buyurdu ki: ″Size inanıyorum, itham edip size yemin ettirmeyeceğim. Lâkin bana Cibril gelip Allah’u Teâlâ’nın, meleklere karşı sizinle iftihar ettiğini bildirdi″.

Zikir; kalplerin hayatı ve Allah’ın en sevdiği sözdür. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” Müslim ise bu hadisi şöyle rivayet etmiştir: “İçinde Allah’ın anıldığı ev ile Allah’ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir”. Ebû Zer radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Resûlallah bir gün ona ziyarete gitti. Ebu Zer: Anam babam sana feda olsun Yâ Resûlallah! Allah’ın en sevdiği sözlerin hangisidir’ diye sordu. Şöyle buyurdu: Allâh’ın melekleri ve kulları için seçtiği “Sübhânallahi ve bihamdihi” sözüdür”. Semûra b. Cündep’den şöyle rivayet edilmiştir: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): “Allah indinde sözün en makbulü dörttür: Sübhanallah (Allah’ı tenzih ederim), Elhamdülillah (hamd Allah’a mahsustur), La ilahe illallah (Allah’dan başka ilâh yoktur) ve Allahü Ekber (Allah en büyüktür) (sözleri). Bunların hangisinden başlasan sana zarar etmez, buyurdu.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Müferridler öne geçti” buyurdu. Bunun üzerine sahâbîler: Müferridler ne demektir, yâ Resûlallah? diye sordular. Resûlallah da: “Allah’ı çok anan erkeklerle kadınlardır” buyurdu. onun için Resûlullah; Hz. Muâz’a radıyallahu anh Allah’ı zikretmekle tavsiye etmişti. Halbuki Resûlullah bir gün “Ey Muâz! Vallahi seni gerçekten seviyorum” buyurdu. Muâz “Anam babam sana feda olsun Yâ Resûlullah, Vallahi be de seni gerçekten seviyorum” dedi. Sonra sözüne şöyle devam etti: “Muâz! Sana tavsiyem şu duayı her namazdan sonra okumayı bırakmamandır: Allah’ım, Seni zikir, Sana şükür ve Sana güzel kulluk hususlarında bana yardım et”.

Yüce Allah’ı zikretme ibadeti tüm koşullarda insana bağlı olur. Müslümanın da her zaman ve her durumda yerine getirmesi gereken bir ibadettir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar”. Müslüman’ın hayatı tüm ibadetler ve işlerde Allah’ı zikretmekle doludur. Namaz da bir zikirdir; Allah Teâlâ “Beni anmak için namaz kıl” buyurmuştur ve başka bir ayette şöyle buyurdu: “Namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklardan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyüktür”. Yani namaz kılmakta iki büyük anlam vardır: birincisi: çirkin utanmazlıklardan ve kötülüklerden alıkoyar. İkincisi de Allah’ı zikretmek de muhakkak en büyüktür.

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), bize Müslüman’ın gözetmesi gereken birçok zikir duasını öğretti. Ebû Hureyre radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sabahleyin şöyle dua ederdi: Allah’ım! Senin lütfunla sabaha ulaştık, senin lütfunla akşama erdik. Sen isteyince dirilir, sen isteyince ölürüz. Yeniden diriltip huzurunda toplayacak olan da sensin.” Akşamleyin şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Senin lütfunla akşama erdik, Senin lütfunla sabaha ulaştık. Sen isteyince dirilir, sen isteyince ölürüz. Huzuruna varılacak olan da sensin”. Yine de Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim sabaha erdiği zaman: ‘Allah’ım, benimle veya mahlukatından herhangi biriyle hangi nimet sabaha ermişse, bu sendendir. Sen birsin, ortağın yoktur, hamd sanadır, şükür sanadır.’ derse, o günkü şükür borcunu ödemiştir”. Kim de aynı şeyler akşama erince söylerse o da o geceki şükür borcunu eda eder. İnsanın gününe Allah’ı zikretmekle başlaması ve gününü Allah’ı zikretmekle bitirmesi ne güzeldir. Aralarında da zikretmeye devam eder daha da güzeldir.

Ayrıca evden çıkıp girerken okunan dualar vardır. Bu bağlamda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim, evinden çıkarken: “Allah’ın adıyla çıkıyor, Bütün işlerimde Allah’a dayandım. Güç ve kuvvet ancak ve ancak Allah’ın yardımıyla olur” derse kendisine: “Doğruya iletildin, ihtiyaçların karşılandı, düşmanlarından korundun, diye cevap verilir. Şeytan da kendisinden uzaklaşır”. Ümmü Seleme radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem evinden çıkacağı zaman şöyle dua ederdi: “Allah’ın adıyla çıkıyorum, Allah’a güveniyorum. Allah’ım sapmaktan, saptırılmaktan, kaymaktan kaydırılmaktan, haksızlık yapmaktan, haksızlığa uğramaktan, câhilce davranmaktan ve câhillerin davranışlarına muhatap olmaktan sana sığınırım.”

Eve girerken okunan dualardan şunlardır: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kişi evine girince şu duayı okusun: “Allah’ım! Senden hayırlı girişler, hayırlı çıkışlar istiyorum. Allah’ın adıyla girdik, Allah’ın adıyla çıktık, Rabbimiz Allah’a tevekkül ettik”. Bu duayı okuduktan sonra ailesine selam versin“. Yine de şöyle buyurdu: “Sizden biri her gün bin sevap kazanmaktan âciz midir?” diye sordu. Yanında oturanlardan biri: Bir kimse her gün bin sevabı nasıl kazanır? diye sordu. Resûlullah şöyle buyurdu: “Yüz defa sübhânallah der, ona bin iyilik yazılır veya bin günahı bağışlanır

Yemeğe ve içmeye başlamadan önce okunacak dualar da vardır. Başlarken bismillah ve bitirdikten sonra elhamdülillah söylemek gibidir. Ebû Seleme’nin oğlu Ömer şöyle dedi: Ben Hz. Peygamber’in himâyesinde yetişen bir çocuktum. Yemek yerken, elim yemek tabağının her yanına giderdi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu: “Ey Oğul, besmele çek! Sağ elinle ye! Hep önünden ye!”. Rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yemek yedikten sonra şöyle derdi: “Bizi yedirip içiren ve Müslüman kılan Allah’a hamdolsun”.

Peygamber Efendimiz çarşıya girerken okunacak zikirleri de öğretmiştir. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Kim çarşıya girdiği zaman, “Allah’tan başka ilah yoktur. O, birdir hiçbir ortağı yoktur. Mülk ve saltanat ancak O’nundur ve hamd O’na mahsustur. 0, yaşatır ve 0, öldürür. O, daima diridir, ölmez. Her türlü hayır ancak O’nun elindedir ve O, dilediği her şeye kadirdir” zikrini okursa Allah ona bir milyon sevap verir, onun bir milyon küçük hatasını siler ve onun için cennette bir köşk yaptırır”.

Müslümanın hoşlandığı bir şey gördüğü zaman, “maşallah! kuvvet yalnız Allah’ındır” demesi gerekir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Bahçene girdiğin zaman, “Maşallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır”. Yine de Müslüman belalı veya özürlü insanları gördüğünde, kısık sesle Allah’a şükretmelidir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim özürlü veya sakat birini görünce: Sana verdiği bu musibetten beni afiyette kılan ve beni birçok yarattıklarına karşı üstün kılan ve nimetlerle donatan Allâh’a hamdolsun” derse yaşadığı sürece o dertten kurtulmuş olur”.

Müminin sıkıntılı ve dertli olduğu zaman Rabbine dua edip zikretmelidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Zünnûn’u da (Yunus’u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: «Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!» diye niyaz etti. Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz müminleri böyle kurtarırız”. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir keder ve üzüntü hissettiği zaman şöyle dua ederdi: “Azamet ve müsamaha sahibi olan Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Azametli arşın sahibi olan Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Göklerin rabbi, yerin rabbi ve yüce arşın rabbinden başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur”.

İşte Resûlullah’ın bize öğrettiği ve bahsettiğimiz bu zikir dualarına devam edip ihmal etmeyen kişiye yol gösterilir ve gafletten kurtarılır ve şeytandan korunur. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri ve hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz”. Başka bir ayette “Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma” buyurmuştur ve yine başka bir ayette şöyle buyurur: “Rahman olan Allah’ı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz”.

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e, ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

Kıymetli Müslüman Kardeşlerim:

Yüce Allah’ı zikretmek; Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabilerinde pratik olarak uyguladıkları bir yaşam tarzıydı. Bu yüzden onların ortamı, Allah’ı anmakla doluydu. Verebileceğimiz örneklerden şudur: Hz. Ebû Bekir kendi hilâfet döneminde Hz. Ömer bin el-Hattâb’a kadılık görevini vermişti. Hz. Ömer’e tam bir yıl içerisinde başvuran olmayınca Hz. Ebu Bekir’den, bu görevi bırakmak için izin istedi. Ebu Bekir ona “bir meşakkatten dolayı mı ey Ömer?” dedi. O da dedi ki: Hayır, Ey Resûlullah’ın halifesi! Ama mümin bir kavimde bulunmama gerek yoktur. Halbuki herkes kendi hak ve ödevlerini bilir. Her birisi kendisine arzu ettiği şeyi Müslüman kardeşine de arzu eder. Biri hazır bulunmayınca onu ararlar, hastalanınca ziyaretine giderler, muhtaç olunca yardım ederler ve başına bir şey gelince teselli ederler.  Onlara göre din hep nasihattir ve ahlakları da iyiliği emredip kötülüğü yasaklamaktır. O zaman aralarında husumet olur mu?

Müslüman kimse; eğer Allah’ı zikretmeyi kalbinde gerçekleştirirse, dilinde tekrar ederse, gereğince uzuvlarına hâkim olursa hidayet bulur, Allah’ın rızasını kazanır, rızkı bereketlenir, üzüntüsü biter ve huzur bulur.

Allah’ım, Seni zikir, Sana şükür ve Sana güzel kulluk hususlarında bize yardım et. Ey Allah’ım ülkemizi ve tüm dünya ülkelerini tüm kötülüklerden koru!

* * *