Yıkıcı Çağrılar (Davetler) Tehlikli Olduğu ve Toplumların Güvenliği ve
İstikrarını Gereçekleştimesi İçin Bu Yıkıcı Düşüncelere Karşı Çıkmasının Gerekliliği.
19 Safer 1473 H. – 11 Aralık 2015 M.

awkaf

Birinci olarak: Unsurlar.

  • İstikrar ve güvenlik nimeti.
  • Vatanların istikrarı ve güvenliği Şer’i ve vatani (ulusal) bir gereklilik.
  • Vatanların istikrar ve güvenliğinin faktörleri.

A- İnsan vatanını sevmek.

  • İnsanlar arasında işbirliiğinin ve sevgi duygularını yaygınlaştılmak.
  • Allah’a itaat etmesine ve vatan uğruna yöneticilere itaat etmek.
  • İnsanları fitnelerden uyarmak.
  • Yıkıcı çağrılar (davetler) fert ve toplumlar için tehlikli olduğu.
  • Bu yıkıcı çağrılara karşı çıkmak gerekliliği.

İkinci olarak: Kurâni Kerîm‘den deliller:

Allah Te’âlâ buyuruyor ki:

  • Hani İbrahim ” Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır” demişti. (Bakara Suresi 126. Ayet.)
  • Hani İbrahim demişti ki: ” Rabbim! Bu şehri güvenli kıl. Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.” (İbrahim Suresi 35. Ayet)
  • İman edip de imanlarına zulmü (şirki) buluşturmayanlar var ya; İşte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır. (En’âm Suresi 82. Ayet)
  • Kureyş’i ısındırıp alıştırdığı; onları kışın (Yemen’e) ve yazın (Şam’a) yaptıkları yolculuğa ısındırıp alıştırdığı için, Kureyş de, kendilerini besleyip açıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin ( Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsin. (Kureyş Suresi 1-4 Ayetleri)
  • Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak, her türlü meyve ve mahsullerin kendisinde toplandığı, saygın ve güvenlikli bir yere yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler. (Kasas Suresi 57. Ayet)
  • Çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken bizim, onların yurtlarını saygın ve güvenlikli bir yer kıldığımızı görmediler mi? Onlar hâlâ batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorsunuz? (Ankebũt Suresi 67. Ayet)
  • Sebe’ halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına ( her biri değerinden) görülen kentler oluşturduk. Oralarda gidiş gelişi belirdik (seyahati kolaylaştırdık) ve onlara da şöyle dedik: ” Oralarda gece gündüz güvenlik içinde dolaşsın. ”  (Sebe’ Suresi 18. Ayet)
  • Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, ” İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun ” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzeldir! ” dediler. (Âl-i İmrân Suresi Ayet)
  • Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah azabı çetin olandır. (Enfâl Suresi Ayet)
  • İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir siz bilmezsiniz. (Nur Suresi Ayet)
  • Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden ulu’l-emre (İdarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde Allah’a ve ahiret gününe gereçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir. (Nisâ Suresi Ayet)
  • Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Hâlbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız. (Nisâ Suresi Ayet)

NEBEVÎ SÜNNETİNDEN DELİLLER:

  • Seleme b. Ubeydullah b. Muhsın El-Hatmıy babasından söyle demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Her kim evinde emin, bedeninde afiyette olur, yanında da günlük kuvveti(iaşesi) bulunursa, âdeta dünya onun olmuş olur.” buyurmuştur. (Bu hadis-i şerifi,  Tirmizi rivâyet etmiştir.)

İbn Abbas ” Radıyallahu anh” demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu zaman işittim: “İki göz vardır ki, cehannem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda nöbet tutarak geçiren göz.” (Buhadis-i şerifi, Tirmizi rivâyet etmiştir.)

Abdullah İbn Adiy İbn Hamrâa Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazvara üzerinde çıkıp ve şöyle buyurduğunu işittim: “Ey Mekke, vallahi sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı yerisin. Ve ona en sevimli yersin, Bana da en sevimli yerisin. Vallahi eğer buradan çıkmaya mecbur bırakılmasaydım, çıkmazdım.” (Buhadis-i şerifi, Tirmizi ve Ahmed müsenedinde geçmiştir.) Hazvara Mekke’de bir yerdir.

 İbn Abbas ” Radıyallahu anhuma” demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’ye hitap ederek şöyle buyurduğunu“Ey Mekke, sen  bana en güzel ve en sevimli beldesin. Eğer senin sâkin olanların senden uzaklaştırmasaydılar başka bir yerde yerleşemezdim.” rivayet etmiştir. (Bu hadis-i şerifi,Tirmizi rivâyet etmiştir.)

 Aişe” Radıyallahu anha” demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle Allah’ım! Bize Mekke’yi sevdirdiğingibi Medine’yi de” buyurmuştur. (Bu hadis-i şerifi,  Buhâri rivâyet etmiştir.)

 Ebû Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan etmiş ise, mutlaka Allah’a isyan etmiştir. Kim Emîr’e itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de Emîr’e isyan etmiş ederse mutlaka bana isyan etmiş olur. ” (Buhadis-i şerifi,  Buhâri rivâyet etmiştir.)

Ebû Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: ” Kim itaatten çıkar, cemaatten ayrılır (ve bu halde ölürse) cahiliyye ölümü ile ölmüş olur, Kim de körükörüne çekilmiş (ummiyye) bir bayrak altında savaşır. Asabiyet (ırkçılık) için gadablanır veya asabiyete çağırır veya asabiyete yardım eder, bu esnada da öldülrülürse bu ölüm de cahiliyye ölümüdür. Kim ümmetimin üzerine gelip iyi olana da, kötü olana da ayırım yapmadan vurur, mü’min olanlarına hurmet tanımaz, ahid sahibine verdiği sözü de yerine getiremezse o benden değildir, ben de ondan değilim.” (Bu hadis-i şerifi,  Mislim rivâyet etmiştir.)

Ebu Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu: “Yakında büyük fitneler olacak o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekan bulursa ona sığınsın” demiştir.

Üçüncü olarak: Konu:

            İnsan güvenliği ve istıkrarı Allah’ın en güzel nimetlerindendir. İnsan istikrarsız ve güvensiz rahatça yaşamaz, huzura kavuşmaz ve dünya tümünü bile elde etmişse güven ve istikrar olmadan mutlu yaşamaz. Dünyada mutlu ve huzurlu yaşamak, güvenlik ve istikrara bağlıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) hadisinde buyuruyor ki: “Her kim evinde emin, bedeninde afiyette olur, yanında da günlük azığı (iaşesi) bulunursa, âdeta dünya onun olmuş olur.” (Tirmizi onu rivâyet etmiştir.)

            Güven ve istikrar nimeti, yeryüzünde yaşayan bütün yaratılmışların ihtiyaçlarındandır. İbrahım (a.s.) ailesi ve kavmı için, bu nimeti Allah’tan istemiştir. Allah’a böyle yalvarıp dua etmiştir ki:  “Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah’a  ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır.” (Bakara Suresi 126. Ayet.), İbrahim (a.s.) Mekke için Allah’tan güvenlik ve rızık dilemiştir. Ve güvenlik rızktan önce istemiştir. Çünkü güvensizlik ortamlarda rızıkın tadını ve lezzeti olmaz. İnsan güvenli ve istıkrarlı ortamlarda rahatça yaşabilir ve yaşam değerini bilir. Allah Te’âlâ, Peygamberi ve Halılli İbrahim (a.s.) duasını kabul edip ve İbarahım(a.s.) duasının bereketiyle Mekke’ye istikrar ve güvenlik bağışladı. Ve isteğiyle Mekke’yi İslam vatanı yapmıştır. Hatta İbrahım (a.s.) güvenlik nimeti tercih edip Tevhid ve İbadetten istemiştir. Zira şöyle demiştir: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl. Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.” (İbrahim Suresi 35. Ayet).

Allah Te’âlâ, güvenlik nimeti Kureyş’e in’aâm edip onlara hayatta çok rızık vererek vatanlarına güvenlik ve istıkrar hibe etmiştir. Allah Te’âlâ buyuruyor ki: ” Kureyş de, kendilerini besleyip açıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin ( Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsin.” (Kureyş Suresi 3- 4 Ayetleri). Allah Te’âlâ da Mekke elhli için güvenli bir Harem yapmıştır. Allah Te’âlâ buyuruyor ki: “Çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken bizim, onların yurtlarını saygın ve güvenlikli bir yer kıldığımızı görmediler mi? Onlar hâlâ batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorsunuz?” (Ankebũt Suresi 67. Ayet). Vatanlar güvenlik ve istikrar ile ilerliyor ve insanlar huzur ve rahat içinde yaşıyorlar, milletler ve toplumlar da ilerleyerek iktisatlarını büyüp gelişiyor. Kur’ân-ı Kerim bunu iyice açıklamıştır, milletlerden bir millet ve toplumlardan bir toplum ilerlediği zaman güvenlik yayılıp de halk bütün fertleri güvenliğe ve huzura kavuşurlar.

Güvenlik ve istikrarı kaybolduğunda vatanlar ve insanlar üzerinde olumsuz etkisi olur. Hatta insanların ibadetlerinin (o insanlar yaratılmasının amacıdır) üzerinde de olumsuz etkisi olur. Bunun için korku (Havf) namazı, güvenlikli ortamında kılınan namazın şekli ve sıfatından farklıldır. Hatta yol güvenliği Hac ferizati şartlarındandır. Yol güvenli olmadığını takdirde insan Hac farzini yerine getirmek zorunda değildir. Buna göre dini farzlarını güvenlik ve istikrar nimeti olmadığında mükemmel bir şekilde yerlerine getirilemez.

Bir ümmet fertlerin arasında (millette) güvenlik ve istikrar yayılırsa, her kimsenin malını, ırzını ve hayatını korunmuş duyarsa (hissederse) toplumun huzurlu ve istikrarlı olur ve bu toplum da her hangi bir tedirginlik veya korku ya da kargaşa olmaz. Ve toplum ilerliyor. Bunun için vatanların istikrarı şer’i bir zaruret, ulusal bir ihtiyaç ve İslam dininin en önemli amaçlarındandır.

İstikrar faktörlerinden: İnsan üzerinde çok rahatça yaşadığı vatanını sevmesi, bu vatanın değerini iyice bilmesi, Allah’a itaat etmesine ve vatan uğruna yöneticilere itaat etmektir. Bu durum Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye göç ettiğinde iyice canlandırmıştır. Ve vatanlar sevmesi ve vatanlara bağlı kalması bize öğretti. Zira hazret Peygamberimiz (s.a.v.)Mekke ehlinin ona eziyet etmelerine rağmen vatanını çok sevip de değerini iyicie biliyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke’den çıktığı zaman şöyle buyurmuştur: “Ey Mekke, vallahi sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı yerisin. Ve ona en sevimli yersin, Bana da en sevimli yerisin. Vallahi eğer buradan çıkmaya mecbur bırakılmasaydım, çıkmazdım.” (Tirmizi ve Ahmed müsenedinde.). ve İbn Abbas ” Radıyallahu anhuma” rivayetinde: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’ye hitap ederek şöyle buyurduğunu “Ey Mekke, sen  bana en güzel ve en sevimli beldesin. Eğer senin sâkin olanların senden uzaklaştırmasaydılar başka bir yerde yerleşemezdim.” rivayet etmiştir. (Tirmizi rivâyet etmiştir.).

 Medine Münevvere’ye göç edince ve mödern devleti inşa ettiği zaman, (s.a.v.) vatanların bina etmesine sadece vatan sevenlerin çalışacağını ashabına ( r. Allah’u anhum) ve tüm dünyaya öğretti. Bunun için (s.a.v.) şu duasını olmuştur: “ Aişe” Radıyallahu anha rivayetine şöyle dua etmiştir: Allah’ım! Bize Mekke’yi sevdirdiğin gibi Medine’yi de sevdir.” (Buhâri rivâyet etmiştir.). Peygamberimiz (s.a.v.) vatan sevmesini dilediğinde sadece bütün vatan mensuplerine güvenlik ve istikrarı gereçekleştirlmesi içindir.

Bunun için insan vatanının korumasını ve sevmesini, vatanın savunmasını  ve üzerine düşen bütün vazifeleri yapıp gerekmektedir. İslamda vatanın yeri ve menzileti çok büyük ve yüksektir. Ve vatan hakklarını bırakması büyük thlikedir. Bunun için Peygamberimiz (s.a.v.) vatan istikrarı uğruna çalışanlara ve vatan uğruna fedakârlık yapan insanlara değer ve büyük önem verip de Allah onu azap etmiyor ve gözüne ateş dokunmuyor. Mükafaat  amel cinsindendir. İbn Abbas ” Radıyallahu anh” demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu işittim “İki göz vardır ki, cehannem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda nöbet tutarak geçiren göz.” (Tirmizi rivâyet etmiştir.), vatan sevgisinin toplumun  istikrar temel faktölerindendir. İnsan vatanını severse vatının güvenliği ve istikrarı üzerine sorumluluğu ve yükümlülüğü hissseder ve vatanı tahrip etmek isteyenlere kulak vermiyor, çünkü inasn vatanında güvenli ve huzurlu yaşarsa, mutlu ve huzurlu yaşayıp de bütün işleri ve görevleri mükemmel bir şekilde yapmakta ve üretimi artmaktadır.

İstikrar faktörlerinden:  İnsanlar arasında işbirliğinin ve sevgi duygularının yaygınlaştılmasıdır. Peygaberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”. (üzerine ittifak edilmiştir) . çekişme ve anlaşmazlık bir şerdir, ayrılmaya yol açar. Allah Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle birliktedir. ” (Enfâl Surresi 46. Ayet). Çekişme ve anlaşmazlıktan sakının. O bir şerdir ve ayrılmaya ve bölünüp kaybolmaya yol açar. Sakının particilik, partizanlıktan ve fırkalar haline gelmekten o bir şerdir, toplumları ayrılmaya bölmeye sürükler. Toplumun güvenliği ve istikrarını gereçkleştirilmesinde bütün fertleri el ele, işbirliği ve yardımlaşma halinde olmaları gerekmektedirler. Allah Te’âlâ bunu emredip şöyle buyurmuştur: ” İyilik ve takva üzrerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir. ” (Mâide Suresi 2. Ayet).

Vatanların istikrarı gereçekleştiren işler: gayri masiyette ulu’l-emer’e (yöneticilere) itaat etmektir. Allah Te’âlâ şöyle buyurmuştur: Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden ulu’l-emre (İdarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde Allah’a ve ahiret gününe gereçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir. (Nisâ Suresi 59. Ayet). Yönetici (Veliyü u’l-emr) yeryüzünde Allah Te’âlâ’nın gölgesidir.  Hazerti Peygamberimiz şöyle buyurduğu gibidir: “Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. Ona ikram eden ikram görür, ona ihanet eden de ihanete maruz kalır.” (Taberani ve Beyhakı rivayet etmişlerdir). Yine Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle de buyurmuştur: ” kim dünyada sultana hürmet ve saygı gösterse Allah Te’âlâ kıyamet gününde onu mükafaatlandırır ve kim dünyada sultanı aşağılarsa Te’âlâ kıyamet gününde onu aşağılar. ” (Ahmed onu rivayet etmiştir).

Yöneticiye itaat etmek, Allah Te’âlâ’ya itaatindendir ve vatan yaralarındandır. Mü’min kişinin bu inancıyla Allah Te’âlâ’ya ibadet eder. Yönetici bir şeye emrederse ya da bir şeyden nehyederse Allah’a isyan etmesi dışında ona itaat etmesi gerekir. Ebû Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan etmiş ise, mutlaka Allah’a isyan etmiştir. Kim Emîr’e itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de Emîr’e isyan etmiş ederse mutlaka bana isyan etmiş olur. İmam bir cünnedir, inasnlar onun arkasından savaşırlar ve onu kalkan alırlar, Allah takvasına ve adle çağrırsa mükafaatını alır ve bunun dışında şeylere çağırırsa cezasını alır. ” (Buhâri onu rivâyet etmiştir.). Masıyet dışında Veliyü’l-emr’e itaat etmesi din ve yararına çok faydalı, ve ona isyan etmesi halinde büyük fesad olur.

Bunun için her kişinin yöneticilere itaat etmesi gerekir ve Müslümalar cemaatindan ayrılmamasın. Çünkü  Müslümalar cemaatindan ayrılısa cemaat ayrılmalarına sebep olur.  Ebû Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim itaatten çıkar, cemaatten ayrılır (vebu halde ölürse) cahiliyye ölümü ile ölmüş olur, Kim de körükörüne çekilmiş (ummiyye) bir bayrak altında savaşır. Asabiyet (ırkçılık) için gadablanır veya asabiyete çağırır veya asabiyete yardım eder, bu esnada da öldülrülürse bu ölüm de cahiliyye ölümüdür. Kim ümmetimin üzerine gelip  iyi olana da, kötü olana da ayırım yapmadan vurur, mü’min olanlarına hurmet tanımaz, ahid sahibine verdiği sözü de yerine getiremezse o benden değildir, ben de ondan değilim.” (Mislim onu rivâyet etmiştir.)

Belki yöneticilere itaat etmenin sebebi, onlara isyan etme ve itaat etmmesi haline tertüp edilenleri, onlara baş kaldırmaktan zararlar ve fesadlar daha fazla olmasıdır. Ummet birleşmeye ve yardımlaşmaya ve parçalanıp bölünmemeye nush (nasıhat etmek) ve irşat ( rehberlik etmek ve yol göstermek) için çok barışçıl ve demokratik üslup ve yollar vardır. Çünkü parçalanıp bölünme halinde kan dökülecek, toplum fertlerin ırzlarına ve namuslarına tecavüz edilecek, vatanlar tahrip edilecek, mallar kaybolcak ve ümmet  parçalanıp bölüncektir. Bu günlerde anarşi neticeside belli, açık ve net olan kargaşanın sebebi yöneticilere kulak vermemek ve onlara isayan etmektir.

Vatan istikrarı tehlikye sokan büyük işlerinden:

Nimeti gideren, fesat çıkaran, musıbet ve bela getiren, milletler ve halkların arasındaki arkadaşlık ve kaedeşlik ilişkileri kesen, kötü şeyler yaydıran, düşmanlık, kin ve nefrete yol açan ve muhabbet ve kardeşlik bozduran fitneler sokmaktır. Fitneler bir ateştir, koru ve taze yer, insan ve kardeşi, annesi, oğularından ayrırarak arasındaki muhabbet ve sevgi bozar ve Alemlerin Rabbı itaatindan uzaklaştırır. Bu fitneler sokan mel’undur (lanetlidir) ve onları çevreye yayılmasına sebep olan kişi fitne fücur kişidir. Fitneler iyi ortamlar bozdurur ve kötü akıbete (sonuca) götürür, bu fitnelerde öldüren ve öldürülen cehenneme girecekler, o ne kötü karargahtır.

Bonun için İslam toplumum fitnelerden korunmasına büyük önem vermiştir. Ve Hazret Peygamberimiz (s.a.v.) fitneler durumlarında fitnelerden kurtulmak için bizi çok nasıhat vermiştir. Bu hususta bizi çok yönlendirip de müslüman fitne durumlardan nasıl kurtulacağını açıklamıştır. Ve müslümana bu fitnelerle nasıl davrayacağını öğretmişlerdir. Abdullah ibn Amr ibn Al-As (Radıyallahu anhuma)’tan rivayet edildiğine göre: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:  ” bir zaman gelmek üzeredir, bu zamanda insanlar elekten geçirilecekler ve elekte kötü ve önemsiz insanlar kalacalar, onlar sözlerini tutmayan, emanet geri vermeyen ve parçalanıp bölünmeye sebep olan kişilerdir.” Ve parmaklarını birbirine geçirdi. Onlar, ya Resulullah biz o durumda ne yababiliriz diyerek sormuşlar. Resulullah (s.a.v.) ” o zaman ki bildiklerinizi alırsınız ve bilmediklerinizi bırakacaksınız diye cevap vermiştir. Âlimlerinizin  yapacakları yapın ve diğer kişilerin yapacaklarından uzak durun” buyurmuştur. ( Abu Davud onu rivayet etmiştir).

Allah Te’âlâ, birlik ve vatan korunmasına çalışan kişiler yanındandır. Sakının sakının fitnelerden, açık ve gizli fitnelerden sakının. Allah Te’âlâ kitabının çok yerlerinde, bizi fitnelerden uyarmıştır. Bu yerlerin birinde    şöyle buyurmuştur: ” Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah azabı çetin olandır.” (Enfâl Suresi 25. Ayet) fitneler olduğu halde fitneciler ve iyi insanlar ayrım yapmadan hepisine zarar verilecektir. Ve hazreti Peygamberimiz (s.a.v.) fitnelerden uyarmışlardır. Hüzeyfe (Radıyallahu anhu)’dan Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor ” Fitneler kalplere hasır udleri (örgüleri) gibi tek tek  arzedilir, onları kabul eden kalp içinde bir siyah nokta çıkar ve onları kabul etmeyen kalp, içinde beyaz nokta çıkar, bu iki kalp, birincisi simsiyah olup ikincisi ise pembeyaz olacaktır. Pembeyaz kalp fitneler yer ve gökyüzü arasında olursa ona hiç zarar verilmeyecektir. ” işittiğini demiştir. (Müslim onu rivayet etmiştir) ve Ebu Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu: “Yakında büyük fitneler olacak o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekan bulursa ona sığınsın” demiştir. (müttefikün aleyhi).

Akıllı müslüman fitnelerden ve onlara sokan her şeyden uzak durup sakınmak gerekmekte, ve fitnelere sakınganlıkla davranmaktadır. Ens ibn Malik (Radıyallahu anhu)’dan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ensâr’a şöyle buyurmuştur: “Benden sonra zulma uğrayacaksınız, benimle havz üzerinde görüşünceye kadar sabredin. ” ( Buhari onu rivayet etmiştir)

Fitneler tuzaklarına düşmemek, dünya ve ahirette kurutulmak isteyen müslüman sıfatlarındandır. Bunun için hazret Peygaberimiz (s.a.v.) fitne tuzaklarına düşmemek için elden gelene kadar çalışan insanı övdü. Ebu Hureyre (Radıyallahu anhu)’dan  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yakında büyük fitneler olacak o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekan bulursa ona sığınsın” (müttefikün aleyhi)

Fitneden kurtulmak, sadece Allah Te’âlâ ve Resulü (s.a.v.) emirlerine bağlı kalmasıyla, cemaat birlikte olmasıyla ve marufta ve vatan yararlarında Yöneticilere itaat etmesiyle olur. Bunun için Allah Te’âlâ buna aykırı davranan kişiler fitnelere düşmesinden sakındırdı. Ve fitnelere düşenlere kıyamet gününde elem dolu bir azap onu bekldiğini söyledi . Allah Te’âlâ buyuruyor ki : ” Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakısınlar.” (Nũr Suresi 63. Ayet).

Bu mübarek vatan ilerleyip geliştimesine, mülkünün korunmasına,  ahlakları, düzenleri ve kanunları korunmasına, bütün vatandaşlar el ele olup da işbiliği yapmaları gerekmektedir. İyi ve salıh vatandaş vatanını geliştirmeye ve vatanının istıkrarına vr korunmasına çalışır ve  kişisel maslahat, ve yozlaşmış yıkıcı çağrılar sahipleri arkasında gitmez. Yozlaşmış yıkıcı davetler sahipleri bu davetlerle vatanı tahrip edip vatanın her yerinde anarşi yayılmasını istiyorlar. Allah Te’âlâ buyuruyor ki: ”  Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun nimeti sayasinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yere eresiniz. ( Ăl-i Îmrân Suresi 103. Ayet).

Toplumum istikrarı ve güvenliği tehdit eden en büyük fitnelerden:

Kalpleri hasta, inançları zayıf, vatanlarına inanmayan ve aşırı düçünceler (aşırı ideoloji) sahipleriden çıkan yıkıcı davetlerdir. Onlar toplumun ayrılmasına, yıklımasına ve istikrarını ve givenliğini gidermesine ve temellerini sarsılıp yıkılmaya çalışır. Onlar devleti yıkılmasına amaçlayan komplular kurmaktan sakınmazlar.

Din kötü bir şekilde kullanması, ülkelere tehdit eden, parçalanıp bölünmeye çalışan, çekişme ve nefrte yol açan şeylerdendir. Gerek boş ve anlamsız hutbeler ve gerekse içi boş sloganlar ve retorik konuşmalar ya da faydasız tartışmalar, Son günlerde herhangi bir sonuç gereçekleştirmeyen ve utansız ve hayâsız yeryüzü üzerinde fesatlık yayılmasına çağıran, kan dökülmesine ve emin olan kişiler korkutmasına ve hayasızlığın ve çirkin işlerin yayılmasına  bazı anormal sesler ve yıkıcı davetler ortaya çıkmıştır.  Allah Te’âlâ buyuruyor ki: “İnanlar arasında hayasızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir siz bilemezsiniz.” (Nũr Suresi 19. Ayet)

Sahipleri toplumun tahrip etmeye, devlet her yerinde anarşi yayılmasına, kanunlara saygısızlık etmeye çalışan bu yıkıcı davetler, vatanların milli güvenliğine en büyük tehdit teşkil edip de terörizm ve din aşırılığa yakıt olur ve toplumdaki olmayan kötü ve çirkin şeylerle vasıflandırılmasına vesile bulurlar. Bu yıkıcı davetler, büyük fitnelere yol açar. Bu büyük fitneler vatanın temellerini sarsılıp tahrip eder, toplumda öldürme, kan dökülme ve istikrarı ve güvenliği ortadan sır olmasına sebep olur. Anarşiye düştüğü bölgedeki ülkelerinden ders alamamız lazım. İslam dini istikrar, güvelik ve emniyete çağrıda bulunup  terör, düşmanlık ve saldırganlık işleri redetmektedir.