Sebeplere Sarılmak, Allah’ın Tabiat Kanunlarındandır

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de:

وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

 “De ki: ‘İstediğinizi işleyin; Allah, Peygamberi ve müminler işlediklerinizi görecektir. Hepiniz, görülmeyeni ve görüleni bilen Allah’a döndürüleceksiniz. O size, işlediklerinizi bildirecektir.’buyurmuştur. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Allah Teâlâ; tabiatı yönetecek kanunlar ve onun hareketini ayarlayacak kurallar koymuştur. Bu kanuna göre her şey o kadar düzen içindedir ki bir şey diğerini geçmez ve onun yerini asla almaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ne güneş aya yetişebilir ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’ın kanununda asla bir değişme bulamazsın, Allah’ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın”. Allah Teâlâ; bu tabiat kanununu, yaşam kurallarını kontrol eden ve dünyayı yeniden inşa edip koruyan bir tartı olarak yaptı. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Sizi yeryüzünde yaratıp orayı imar etmenizi dileyen O’dur”. Yine de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın”. Hiç şüphe yok ki, bu ilahî kanunun gerçeğini idrak eden ve ona sarılan ümmet; Müslüman olmasa ve hatta hiçbir dinde olmasa bile gelişir. Çünkü bu kanun kimseyi taraf tutmayıp bir yaratığa iltifat etmez.

Allah’ın kainattaki kanunlarından; sebeplere sarılmaktır. Allah Teâlâ sebepleri ve sebepleyicilerini de yaratıp bizim bu sebeplere sarılmamızı emretti. Sebepler bulunduğunda sonuçlar da bulunur.  Bu; her zaman ve yerde tüm evrende hüküm süren genel bir kanundur. Bilindiği gibi her şeyin sebebi vardır. Mesela ateş yanma sebebi, öldürmek de ölüm sebebi, toprak sürmek ve tohum atmak da bitki sebebi, yemek tokluk sebebi, gayret ve çalışkanlık başarının sebebi, tembellik ve ihmal da başarısızlığın sebebidir. Vs…

Yeryüzünde yürüyüp çalışmak dinî ve milli bir görevdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Şu hâlde yerin omuzlarında (üzerinde) dolaşın ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır”. Başka bir ayette de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz”. Bu, İslam dinindeki gayret, çalışma ve yeryüzünün yeniden inşası kavramıdır. Dolayısıyla dinle hiçbir ilgisi olmayan herhangi bir çağrıya inanmamızın neticesinde gerilememizin nedeni bellidir. Bu çağrılar durgunluk, tembellik ve geri kalmışlıktan ibarettir.

Peygamberlerin ve Sâlihlerin hayatlarını inceleyen kişi, onların tüm hayat işlerinde sebeplere sarıldıklarını ve çok çabaladıklarını öğrenir. İşte kavmini Allah’ın ibadetine uzun müddet çağıran Hz. Nuh (aleyhisselam) bir marangoz idi. Yüce Allah ona gemi yapma emrini vererek şöyle buyurur: “Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır”. Aslında Allah Teâlâ kendi kudretiyle sebepsiz veya eylemsiz olarak onu kurtarabilirdi, ama Allah bize sebeplere sarılmanın gerektiğini öğretmek istedi. Hz. Nuh Yüce Rabbinin emrini yerine getirerek gemiyi imal etmeye başladı. Kavmi ona alay ederlerdi ama buna rağmen pes etmeyip işine devam etti. Bunun için Allah Teâlâ ona ve kavminden iman edenlere mükafat verdi. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “(Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz”.

Hz. Davut (aleyhisselam) bir demirciydi, ona ve insanlara fayda sağlayan bu mesleği Allah Teâlâ öğretti. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Andolsun, Davud’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. «Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin» dedik. Ona demiri yumuşattık. Geniş zırhlar imal et, dokumasını ölçülü yap. (Ey Davud hanedanı!) İyi işler yapın. Kuşkusuz ben, yaptıklarınızı görmekteyim, diye (vahyettik).” Bu bağlamda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd aleyhisselâm da kendi elinin emeğini yerdi” buyurdu. Diğer bir hadiste “kendi elinin emeğini yiyip geceleyen kimse günahları affedilir”.

Allah’ın peygamberi Hz. Yusuf aleyhisselâm hikâyesinde sebeplere sarılma ve sıkı planlamanın ülkenin ölümcül kıtlıktan ve büyük bir tehlikeden kurtulmasına bir neden idi. Hz. Yusuf ülkeyi büyük kıtlıktan korumak için özenle hesaplanmış bir plan hazırladı. Ardından da refah, bolluk, koruma ve ekonomik güç gerçekleşti. İnsanlar, Mısır’ın hayırlarından faydalanmak için her yerden geliyordu. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yusuf’un dilinden şöyle ifade edilir: “Yusuf dedi ki: Yedi sene âdetiniz üzere ekin ekersiniz. Sonra da yiyeceklerinizden az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında (stok edip) bırakınız. Sonra bunun ardından, saklayacaklarınızdan az bir miktar (tohumluk) hariç, o yıllar için biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek yedi kıtlık yılı gelecektir. Sonra bunun ardından da bir yıl gelecek ki, o yılda insanlara (Allah tarafından) yardım olunacak ve o yılda (meyvesuyu ve yağ) sıkacaklar.”

Allah tarafından rızık verilen Hz. Meryem’in durumundan dehşette kalan Hz. Zekeriya hakkında Kur’an-i Kerim’de şöyle buyurulur: “Zekeriyya’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya, onun yanına, mâbede her girişinde orada bir rızık bulur ve «Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?» der; o da: Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir, derdi.” Başka bir durumda, Hz. Meryem’in güçsüzlüğüne rağmen, Allah onun kendi üzerine taze, olgun hurma dökülsün diye hurma dalını kendine doğru silkelemeyi emretti. Aslında Allah dileseydi ağaç sallanmadan da hurma düşerdi. Fakat Yüce Allah gayret göstermeyi ve sebeplere sarılmayı öğretir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün”. Bu konuda şair şöyle demiştir:

Ey insanoğlu! her konuda Rahman’a dayan! istemek için bir gün aciz olma!

Allah Meryem’e “Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün” dediğini görmedin mi?

Allah dileseydi ağaç sallanmadan da hurma düşerdi. Ama her şeyin sebebi vardır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mübarek hicretin yolculuk olayında sebeplere sarılmak konusunda bize örnek verdi. Hz. Peygamber ümmetine, dikkatli bir şekilde planlamanın başarmak ve krizlerin üstesinden gelmek için gerekli olduğunu öğretti. Halbuki iki deve hazırlayıp yol arkadaşı olarak “Sıddık” Ebu Bekr’i seçtikten sonra, harekete geçmek için uygun zaman ve mekân belirledi. Geceleyin Ebu Bekr’in evinden yolculuğa çıktı. Ne kadar farklı fikirler ve görüşler olursa olsun, yeterliliği tercih etmeye ve yetenekleri kullanmaya inanan Hz. Peygamber Efendimiz çok maharetli ve yetenekli bir rehber seçti. Hicretin planına göre ve sebeplere sarılmak babından da onların izlerini imha etme görevini Amir b. Fuheyre’ye verdi. Resûlullah Allah’ın kendini ve yol arkadaşını da koruyacağını iyi bilirdi. Ama Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Allah’ın kâinattaki kanunlarının sebeplere sarılmayı ve işi Allah’a havale etmeyi gerektirdiğini bize öğretmek istedi.

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e, ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

Kıymetli Müslüman kardeşlerim!

Sebeplere sarılmak, Allah’a olan tevekküle aykırı değildir. Tevekkülün gerçeğini bilen sebeplere sarılmak için gayret eder. Yani gerçekten Allah’a dayanıp tevekkül eden hem sebeplere sarılır hem de çaba ve gayret gösterir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.” Allah’a tevekkül etme konusunda Peygamber buyurdu ki: “Eğer siz Allah’a gereği gibi güvenseydiniz, (Allah), kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırırdı. Kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları halde akşam dolu kursaklarla dönerler”. Bilindiği gibi kuşlar hiçbir yiyecek veya içecek biriktirmez ama yine hiçbir zaman tembel olmaz, her zaman rızkını bulmak için gayret eder.  Rızkını aramak için sabahları çıkar ve Allah’ın lütfundan yetecek kadar rızık alır döner. İşte bu kuşlar ömür boyunca yetecek yemeğini temin ederse bile onlardaki içgüdü yine çalışıp çabalamaya sevk edecektir. Kuşlar her sabah yine rızkını araştırmaya devam edecektir.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sahabelerine tüm konularda sebeplere sarılmanın gerçek anlamını anlatırdı ve zarar verip yaramayan kayıtsızlığı yasaklardı. Şunu söylesek abartmıyoruz ki ilerleme ve gelişmenin sebeplerine sarılmadığımız zaman kendilerimize ve çocuklarımıza haksızlık ediyoruz. Bu bağlamda bir adam “Ey Resûlullah! Devemi bağlayıp da mı Allah’a tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan mı tevekkül edeyim?” diye sordu. Resûlullah da “Önce onu bağla, sonra Allah’a tevekkül et!” buyurdu. Ayrıca şurası iyi bilinmelidir ki gerçek tevekkül, Allah Teâlâ’nın takdir ettiği sebepleri elde etmek için çalışmaya aykırı bir durum değildir. Bu, Allah’ın kâinattaki kanununun bir gereği ve dünyadaki hadiselerin oluşumunun temel esasıdır.

Ey Allah’ım, dinimize, halkımıza, ülkemize ve tüm alemlere fayda sağlayacak her şeyi yapmak için bize yardım et!

Dualarımızın sonu da «El-hamdülillahi Rabbi’l-âlemin»dir.

* * *