Ümmetin Alimleri ile Fitne Alimleri Arasında

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:

قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ

 “De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak akıl sahipleri öğüt alır”. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

İslam’ın ilme verdiği önem ve teşvik, Kur’ân-ı Kerîm’in ilk indirilen ayetlerinde görülmektedir. Yüce Allah şöyle buyurur: “Yaratan Rabbinin ismi ile oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin en büyük kerem sahibidir. O, kalem ile (yazmayı) öğretendir. İnsana bilmedikleri şeyleri öğretti”. Vahiy yoluyla ilk nazil olan ayet; ilmin ilk kapısı olan okuma emrinden ibarettir. Ardından bilgiyi kaydetme ve aktarma vesilesi olan kaleme işaret edilir.  Bu ayetler, tüm insanların ilim faziletine, onu istemeye ve ona teşvik etmeye dikkatlerini çekmektedir. Bu ayetler şunu gösteriyor: İslam ilim ve marifet dinidir ve İslam milleti de bilim ve uygarlık yapma ümmetidir.

Kur’an-ı Kerim’de bir sûreye “Kalem” adı verilmiştir. Bu sûre Allah Teâlâ’nın “Nûn; kalem ve onunla yazılanlara and olsun” buyurmasıyla başlamıştır. Bu da bilimin malzeme ve araçlarının önemine bir kanıttır. Yüce Allah’ın, peygamberin bu dünyada ilimden başka bir şeyin fazlasını istemesini emretmemesi de ilim için şeref olarak yeter.  Allah Teâlâ şöyle buyurur: “De ki: ‘Rabbim! ilmimi artır’”. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İlim tahsil etmek için yolculuğa çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allah yolundadır”. Başka bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır”. Bu yüzden ilim, devletlerin inşası için gerekli dayanaklardan biridir. İlimle ümmetler gelişir ve ilimle de insanın değeri yükselir ve saygı kazanır.

Kur’an-ı Kerim; farklı alanlarda ilim ve alimlerin değerini yükseltmiştir.  Faydalı ilim; insanların din işlerine ya da dünya işlerine fayda sağlayan bütün bilimleri içerir. Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Size, “Kalkın”, denildiği zaman da kalkın ki, Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır”. Ayrıca alimlerin Allah’tan korktuklarına şahitlik eden Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kulları içinden ancak âlimler, Allah’tan korkar. Doğrusu Allah güçlüdür, bağışlayandır”. Yine de başka bir ayette Allah Teâlâ; alimlerin kendi zatine şahitlik etme şerefine nail olduklarını bildirip onların yüksek makamını göstererek şöyle buyurur: “Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilâh olmadığına adaletle şâhitlik ettiler. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir”.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ilim sahiplerinin; insanları yönlendirme, onlara doğru yol gösterme, ıslah ve inşa etme hususlarında peygamberlerin mirasçıları olduklarını bildirmiştir. Hadis-i şerifte Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki “Âlimin âbide karşı üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Şüphesiz ki âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler altın ve gümüşü miras bırakmazlar; sadece ilmi miras bırakırlar. O mirası alan kimse, bol nasip ve kısmet almış olur”.

Hiç şüphe yok ki, Allah’ın onurlandırdığı ve Peygamber efendimizin övdüğü ilim sahipleri; ümmetin ilim, davet ve izah emanetlerini taşıyan dürüst alimleridir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benden bir hadis işitip onu işittiği şekilde insanlara ulaştıran (anlatan) kulun Allah yüzünü ak etsin”. Evet ümmetin dürüst alimleri, Yüce Allah’ın kendilerini seçtiği görevin doğasını bilirler. Bu görev, ilimle veya dinle elde edilecek bir görev değildir ki alimlerin yerine getirmekte oldukları mesaj daha ulvidir. Cenab- Hak, Kur’an-ı Kerim’de Hz. Muhammed efendimizin dilinden ifade ederek şöyle buyurur: “De ki: ‘Ben sizden bir ücret istersem, o sizin olsun; benim ecrim Allah’a aittir. O her şeye şahittir” ve başka bir ayette şöyle buyurur: “De ki: Buna karşılık, sizden, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanız) dışında herhangi bir ücret istemiyorum”. Yine de Allah Teâlâ, Hz. Nûh, Hz. Hûd, Hz. Sâlih, Hz. Lût ve Hz. Şu’ayb dillerinden ifade ederek şöyle buyurur: “‘Ey halkım, buna karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Ücretim ancak âlemlerin Rabbinden gelir”. İşte peygamberlerin, insanları Allah’a davet etmelerinde aynı ifade kullanmaları; amacın ve yöntemin birliğini ve Allah’a ihlas ettiklerini gösterir.

Ümmetin gerçek alimleri, zamanlarını ve çabalarını sarf edip din ve vatan hizmetine bilgilerini sunanlardır. Onlar, insanlara ortalık, itidal, hoşgörü ve merhamet yolunu göstermişler. Böylece onların çağrıları, insanî değerleri yükselten, insanın saygınlığını koruyan, tüm insanlarla barış ve huzur içinde yaşayan, inşa edip yıkmayan, imar edip tahrip etmeyen faydalı nesiller yetiştirmiştir. İşte ölümden sonra sahibine yararlı olan ilim budur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsan ölünce, üç ameli dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i câriye, kendisinden istifade edilen ilim ve arkasından dua eden hayırlı evlât.” Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, yarar sağlamayan, inşa etmeyen, ahlak ve davranışları düzeltmeyen ilimden Allah’a sığınırdı. Rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’tan yararlı ilim dileyiniz ve yarar sağlamayan ilim’den Allah’a sığınınız.” Peygamber efendimiz şöyle de dua ederdi: “Allah’ım! Faydasız ilimden, ürpermeyen gönülden, doyma bilmeyen nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım”.

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e, ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

Kıymetli Müslüman kardeşlerim!

Ümmetin dürüst alimleri; her zaman ortalık bayrağını taşıyan ve Allah’ın dinini aşırıcıların tahrifinden ve cahillerin tevilinden savunan, hidayet, doğruluk ve ortalık sahipleridir.

Fitne alimleri ise Allah dinini amaçlarına ulaşmak için bir vesile olarak kullanan kötü niyetli insanlardır. Bunlar Allah’ın dinine karşı cüret ederek zarar verip yaramayan, ayırıp birleştirmeyen ve yıkıp inşa etmeyen fetvaları başlatmışlar. İslam dinimiz tekfire yol açan bu tür fetvalardan uyardı. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hangi kişi, Müslüman kardeşi için ‘Ey kafir’ derse, şayet dediği gibi ise, bu sözü ikisinden birine döner. Dediği gibi değilse, kendi üzerine döner”.

Fitne alimleri, kendileri için insanlara aşırılık ve darlık göstermekten yöntem almışlar. Bu yöntem, İslam’ın hoşgörülüğü ve ortalığından çok uzak bir yöntemdir. Zira İslam, insanlardan tüm güçlük ve zorlukları ortadan kaldırdı. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır”. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz ve kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.” İşte fetvalarda aşırılık ve zorluk çıkarmak, hoşgörülü İslam ortalığına aykırıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Böylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık”. Ortalık: adalet, itidal ve ümmetlerin helak sebebi olan aşırılıktan uzak durmak demektir. Bu bağlamda Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakının. Çünkü sizden öncekiler dinde aşırılığa kaçtıkları için helâk oldular”. Süfyân es-Sevrî (Allah rahmet eylesin) bu konuda şunu söyler: “İlim, güvenilir bir âlimden işitilen ruhsata tabi olmayı gerektirir. Aşırılık ise herkesin iyi bildiği şeydir”.

Bilgisizce konuşan ve ümmetin sebeplere sarılmasının gerekliliğini anlamayan ve dünyanın imar edilmesinin dinlerin en önemli amaçlarından biri olduğunu bilmeyenler de fitne alimlerine bağlıdırlar. Muhakkak ki biz dünyamızın işlerinde başarılı olmadıkça insanlar dinimize saygı göstermeyecekler. Biz dünyamızın işlerinde başarılı olunca insanlar hem dinimize hem de dünyamıza da saygı gösterecekler. Bunu anlamayanlar, birçok insanın dünyanın dine olan ilişkisini ve sebeplere sarılmanın gerekliliğini yanlış anlamasına yol açan vaazlarında hep dünyadan uyarırlardı. Bunların yüzünden, zahitlik tüm dünyadan kesilmek ve insanlardan uzak durmak diye yanlış anlaşılmıştır. Bunlar Yüce Allah’ın şu sözünü ihmal etmişler: “‘Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru’ diyenler vardır”.

Bununla birlikte, bilimsel olarak yeterli olmayanların fetva vermeye cüret etmelerinin hem sapma hem de saptırma olduğunu vurguluyoruz. Bilindiği gibi, bilmeden insanların hayatlarına zarar veren ne kadar çok fetva vardı. Câbir b. Abdullah’tan (radıyallahu anh), şöyle demiştir: Bir sefere çıkmıştık, bizden bir adama taş değdi ve başını yardı. Bu adam ihtilâm olmuş ve yol arkadaşlarına, “Benim teyemmüm yapmam konusunda ruhsat olduğunu düşünüyor musunuz?” diye sormuş, onlar da su varken teyemmüm edemeyeceğini, dolayısıyla onun için bir ruhsat bulunmadığını söylemişlerdi. Bunun üzerine adam gusletmiş, ancak yarası su alıp, azdığından dolayı ölmüştü. Peygamberin huzuruna geldiğimizde bu hâdise (kendisine) haber verildi. Bunun üzerine Efen­dimiz: “Onu öldürdüler, Allah da onların canlarını alsın! Bilmiyorlarsa sorsalar ya! Muhakkak ki cehaletin (hastalığının) ilacı sormaktır. Gerçekten ona, sadece teyemmüm etmesi, yarasının üzerine bir bez bağlayıp sonra üzerine meshetmesi ve vücudunun geri kalan kısmını da yıkaması yeterliydi.” buyurdu.

Bunlardan hareketle, her birimiz sadece kendi uzmanlık alanıyla ilgilenip herkes çok iyi bildiği işleri yapmalıdır. Allah’tan korkmamız, ilme saygı duymamız ve sözün tehlikesini değerlendirmemiz gerekiyor. Bilelim ki bilgisizce söylenen bir söz yıkım ve bozgunluğa neden olur. Dolayısıyla susmak zarar veren söz söylemekten daha hayırlıdır. Eğer ki her bilmeyen kişi sussaydı hiç anlaşmazlık olmazdı. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!”

Ey Allah’ım bize hakkı, hak olarak göster; ona uymayı nasip et. Bâtılı, bâtıl olarak göster; ondan kaçınmayı nasip et! Bize yarayacak şeyleri öğret ve bize öğrettiğin şeylerin faydasını göster!  Mısır’ımızı ve tüm âlem-i İslâm’ı sen koru!

Dualarımızın sonu da «El-hamdülillahi Rabbi’l-âlemin»dir.

* * *