Birlik Olmak Vatanın Gücüdür

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا

 “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılmayın”. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, birlik ve uyum çağrısında bulunan ve bölünmeyi ve anlaşmazlığı yasaklayan bir mesajla geldi, böylece müteferrik yaşayan Arapları bir araya getirip, onları bir ümmet haline getirdi ve aralarında iman kardeşliği ile bağlantı kurdu. Onların gönüllerini ülfet bağıyla birleştirdi. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Mü’minler ancak kardeştirler” ve başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah, onların gönüllerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir”. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem karşılıklı sevgi, acıma ve merhameti emrederek şöyle buyurdu: “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”

Ancak bu uyum sadece Müslümanlar aralarında sınırlı değil; ama herkesi kapsıyordu. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır”. Kur’an-ı Kerim, peygamberler ile kendi kavimleri arasındaki insanlık kardeşliğinden bahsetmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u (gönderdik)”, “Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i (gönderdik)”, “Medyen halkına kardeşleri Şuayb’ı gönderdik”. Cenab-ı Hak, önceki Peygamberlerin hikayelerini anlattıktan sonra şöyle buyurur: “Şüphesiz bu bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir; ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının” ve başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İşte sizin ümmetiniz bir tek olan ümmettir ve ben de sizin Rabbinizim; Öyle ise bana kulluk edin”. İmâm el-Begavî (Allah rahmet eylesin) dedi ki: Allah, tüm peygamberleri din ve muhabbet sağlamlaştırmak ve bölünme ve tefrikadan vazgeçmek için gönderdi.

İslam’ın, birliğe ve bir araya gelmeye ve bölünme ve bencilliği reddetmeye çağrılması, ülkenin gücünü ve toplumun bütünlüğünü korumak için önemli faktörlerden biri olduğuna şüphe yoktur, çünkü birey ne kadar güçlü olursa olsun, zayıf bir toplumda olduğu sürece zayıf kalır, aksine de birey ne kadar zayıf olursa olsun, güçlü bir toplumda olduğu sürece yaşadığı toplumdan güç alır. Bu yüzden İslam, vatandaşlık değerini yükseltti ve vatanın tüm evlatlarına ait olduğunu vurguladı.  Zira vatanın birliği, çocukları arasında din, renk veya cinsiyet temelinde bir ayrım yapılmamasını gerektirir. Halbuki Arabın Aceme ve beyazın siyaha takva ve sâlih amelden başka bir üstünlüğü yoktur. Bundan hareketle Hz. Peygamber Efendimiz, Medine Yahudileri ile Medine sözleşmesini yapmıştır. Bu sözleşmede Yahudilere özgürlük, güvenlik ve barış gibi Müslümanların sahip oldukları haklar verildi ve Medine’yi savunmak da Müslümanlarla birlikte ortak bir görevdir. İslam, kendilerine verilen görev ve sorumluluklarına bağlı kaldıkları sürece tüm vatandaşlar arasında eşitlik sağlar.

 İslam her zaman ve her yerde ekip ruhuyla çalışma değerini yükselterek, birliği sağlamayı, yardımlaşmayı ve anlaşmazlıkları bırakmayı da ümmetin görevlerinden yaptı. Allah Teâlâ Kuran-i Kerim’de bunu emretmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılmayın”. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah Teâlâ sizin için üç şeyden hoşnut olur, üç şeyden de hoşlanmaz. Sizin sadece kendisine ibadet etmenizden, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamanızdan ve Allah’ın ipine sımsıkı sarılıp tefrikaya düşmemenizden hoşlanır. Dedikodu yapmanızdan, çok sual sormanızdan ve malı telef etmenizden de hoşlanmaz“. Peygamber Efendimiz ümmetin birliği, uyumu ve kenetlenmesi konusunda nice örnekler verdi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.” Hz. Peygamber bunu açıklamak için, iki elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek kenetledi.

Kur’an-ı Kerim, vatanın korunmasına ve toplumun güvenliğine yol açan birlik olmanın örneklerini verdi. Allah’ın peygamberi Hz. Yusuf aleyhisselâm ülkeyi büyük kıtlıktan korumak için özenle hesaplanmış bir plan hazırladı. Onunla birlikte herkes iş birliği yaparak planı uyguladılar. Ardından da refah, bolluk, koruma ve ekonomik güç gerçekleşti. İnsanlar, Mısır’ın hayırlarından faydalanmak için her yerden geliyordu. Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Yusuf dedi ki: Yedi sene âdetiniz üzere ekin ekersiniz. Sonra da yiyeceklerinizden az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında bırakınız. Sonra bunun ardından, saklayacaklarınızdan az bir miktar hariç, o yıllar için biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek yedi kıtlık yılı gelecektir. Sonra bunun ardından da bir yıl gelecek ki, o yılda insanlara yardım olunacak ve o yılda (meyve suyu ve yağ) sıkacaklar.”

İslam da birlik ve beraberliğe sebep olan her şeye teşvik etti. İşte merhamete, yumuşaklığa ve iyiliğe de çağırdı. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu hâlde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever”. Muhakkak ki merhamet, yumuşaklık ve müsamaha kalplerin birleşmesine bir sebeptir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Din kolaylıktır. Dini aşmak isteyen kimse, ona yenik düşer. O halde, orta yolu tutunuz, en iyiyi yapmaya çalışınız, o zaman size müjdeler olsun; günün başlangıcından, sonundan ve bir miktar da geceden faydalanınız”. Başka bir hadiste şöyle buyurdu: “Müsamahakârlık ve kolaylık üzerine kurulmuş olan, hanîf din ile gönderildim”.

İslam dinimiz, farklı inançlarıyla tüm toplum üyeleri arasında yakınlık ve barışın yayılmasına çağırdı. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İnsanlara güzel söz söyleyin”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever”. Peygamber Efendimiz, Kur’an-ı Kerim’in açıkladığı bu amaca göre Müslüman olmayanlarla davranırdı, onlara iyilik edip hediyelerini kabul ederdi, davetlerine icabet ve hastalarına da ziyaret ederdi. Böylece, bu dinin hoşgörüsünü göstermeye ve toplumun birliğini korumaya çalışırdı.

Zaman faktörü ve öncelikler fıkhı, vatanın aşamanın doğasını bilen tüm sadık evlatlarının birleşmelerini gerektirir, her biri kendi iş alanında vatan için yeterlilik sağlamak için iş birliği yapmalıdır. Mesela, Tıp uzmanları kendi alanlarında birleşip vatan için yeterlilik sağlamaya çalışmalılar. Ayni şekilde hukuk, mühendislik, tarım, eğitim ve diğer tüm uzmanlık adamları da fedakârlık ruhunu geliştirmeliler; işte biri eliyle çalışarak üretir, biri de insanlara öğretir. Ülkeye hizmet etmek için tüm enerjileri ve yetenekleri yerinde kullanmak gerekir. Zira bu, bizim dinimizin özünden gelir. Allah Teâlâ bize çoğul ifadesiyle hitap etmiştir ki kimse çalışıp gayret etmekten müstesna olduğunu sanmasın. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Şu hâlde yerin omuzlarında dolaşın ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır” ve diğer ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz”.

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e, ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

Kıymetli Müslüman kardeşlerim!

Tarih olaylarını iyice takip eden kişi, ayrılık ve anlaşmazlığın, yenilgi ve güçsüzlük nedenlerinden olduğunu anlar. Kur’an-ı Kerim bize bundan uyardı. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır”. Yine de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir”. Şüphesiz ki dağılma ve anlaşmazlık ümmetin heybetini kaybeder ve zayıflığı da miras bırakır. Ayrıca cemaatten ayrılarak ölen kimse, Câhiliye devrinde ölmüş gibi olur.

Bu nedenle İslam, bölünme ve anlaşmazlığa yol açacak her türlü davranış ve tezahüre karşı çıktı, bu yüzden İslam’ın câhiliye taassubu etkilerinden biri olan ırkçılığı yasakladığını görüyoruz. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Aziz ve Celil olan Allah sizden câhiliyye devrinin kabalığını ve babalarla övünmeyi gidermiştir. Mümin olan, takvâ sahibidir. Kâfir olan ise bedbahttır. Siz, Âdem’in çocuklarısınız. Âdem de topraktan yaratılmıştır.” Resûlullah insanların hak ve görevlerde eşit olduklarını belirterek buyurdu ki: “Ey insanlar! İyi bilin ki; Rabbiniz birdir, babanız birdir. İyi bilin ki; Arabın Aceme, Acemin de Araba, beyazın siyaha, siyahın da beyaza takvadan başka bir üstünlüğü yoktur.”

Ey Allah’ım, saflarımızı ve kalplerimizi birleştir ve sevdiğin ve hoşnut olduğun işleri yapmaya bizleri muvaffak eyle! Söz ve amellerde ihlaslı olmamızı nasip et! Mısır’ımızı ve tüm âlem-i İslâm’ı sen koru!

Dualarımızın sonu da «El-hamdülillahi Rabbi’l-âlemin»dir.

* * *