Allah’ın Beraberliği “Sebepleri ve etkileri”

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:

هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

 “O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a hükümran oldu. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür”. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Allah Teâlâ’nın beraberliği, iki çeşittir: gözetleyici ve teyit edicidir. Birinci beraberlik, Allah’ın her şeyden haberdar olduğunu demektir.  Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır”, başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüleri O olmasın. Beş kişi gizlice konuşmaz ki altıncıları O olmasın. Bundan daha az, yahut daha çok da olsalar, nerede olurlarsa olsunlar, O mutlaka onlarla beraberdir. Sonra onlara yaptıklarını Kıyamet günü haber verecektir. Allah, her şeyi hakkıyla bilir.”, Allah Teâlâ yine de şöyle buyurur: “Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır”.

İkincisi olan teyit edici beraberlik ise, muvaffakiyet, koruma ve yardım şeklinde olur ve sadece Allah’ın peygamberlerine, dostlarına ve sâlih kullarına mahsustur. Kur’an-i Kerim bu büyük beraberliğe birçok ayette işaret ederek seçkin kullara verildiğini ifade etmiştir. Örneklerinden Allah’ın Hz. Musa ile Hz. Harun’a yaptığı konuşmasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Sen ve kardeşin birlikte âyetlerimi götürün. Beni anmayı ihmal etmeyin. Firavun’a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar. Dediler ki: Rabbimiz! Doğrusu biz, onun bize aşırı derecede kötü davranmasından yahut iyice azmasından endişe ediyoruz. Buyurdu ki: Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim; işitir ve görürüm”. Yine de Allah’ın beraberliğinin azametini gösteren Hz. Musa, Firavun ve askerlerinin onu ve inanan insanları da yakalayacaklarını görünce, “İşte yakalandık!” dedi. Hz. Musa Rabbinin desteğine, yardımına ve zaferine tam bir güven ile şöyle dedi: “Hayır! Rabbim şüphesiz benimle beraberdir, bana yol gösterecektir”.

Allah Teâlâ’nın hicret yolculuğunda Hz. Peygambere ve onun ashabı Hz. Ebu Bekir’e olan beraberliği de açıktı. Hz. Ebu Bekir anlatıyor ki Hicret yolculuğunda biz Resûlullah ile mağaradayken, tepemizde dolaşıp duran müşriklerin ayaklarını gördüm ve: Ey Allah’ın elçisi! Eğer şunlardan biri eğilip aşağıya bakacak olsa mutlaka bizi görür, dedim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen ne zannediyorsun, Ebû Bekr?”. Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Eğer siz ona yardım etmezseniz; zaten ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına: Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah’ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir”.

Bir insanın Yüce Allah’ın beraberliğini kazanması ne kadar azametlidir. Allah’ın beraberliğini kazanan insan hiçbir şeyden korkmamalıdır. İnsanın Allah’ın beraberliğini kazanabilmesi için doğru kapılardan girmeli ve sebeplerini gerçekleştirmelidir. Bu kapıların en önemlisi de Allah’a tam bir şekilde iman etmektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah, inananlarla beraberdir”. Resûlullah da imanın mahiyetini şöyle açıkladı: “İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe iman etmen ve bir de kader’in hayrına ve şerrine inanmandır”. İmanın mahiyeti de insanın davranışında gösterilmekle gerçekleşir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir. Mümin ise, diğer kimselerin, malları ve canları hususunda kendisinden emin bulunduğu insandır”.

İnsanın Allah beraberliğini kazanması için takva ve ihsan sahibi olmalıdır.  Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah şüphesiz sakınanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’ın sakınanlarla beraber olduğunu bilin” ve yine de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir”. Takva: Allah’ın sevdiği her şey yapmak ve Allah’ın nefret ettiği her şeyden uzak durmak demektir.  Dolayısıyla takva tüm iyilikleri bir araya getirir. Kur’an-ı Kerim takva anlamını birçok ayette açıklamıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. Yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!”.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Birbirinizle hasetleşmeyiniz. Almayacağınız bir malın fiyatını müşteri kızıştırmak için artırmayınız. Birbirinize kin ve nefret beslemeyiniz. Birbirinize darılıp yüz çevirmeyiniz. Birinizin satışı üzerine başka biriniz satış yapmasın. Ey Allah’ın kulları, böylelikle kardeş olunuz. Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulüm ve haksızlık yapmaz, yardımı kesmez ve onu hakir görmez. –Peygamberimiz üç defa göğsüne işaret ederek buyurdu ki– Takvâ buradadır. Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi, bir kimseye şer olarak yeter. Her Müslümanın kanı, malı ve ırzı, başka Müslümana haramdır.”

İhsan mahiyetine gelince Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu şöyle açıkladı: “İhsan, Allah’a onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdu. İşte insan o anda, onun Rabbinin kendi işlediği, gizlediği ya da açıklığa vurduğu her şeyinden haberdar olduğuna tam bir şekilde inanır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’ın her şeyi görmekte olduğunu bilmez mi?”.

Allah’ın beraberliğini kazanma sebeplerinden de sabretmektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Sabredin, doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir” ve başka ayetlerde Allah Teâlâ şöyle buyurur: Sabredenleri müjdele! O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz, derler. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” Yine de sabır ile ilgili başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et”. Resûlullah sallallahu aleyh ve sellem buyurdu ki: “Bil ki hoşuna gitmeyen şeye sabretmende çok hayır var”. Başka bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyh ve sellem şöyle buyurdu: “Kim de sabretmeye gayret ederse, Allah ona sabır verir. Hiçbir kimseye, sabırdan daha hayırlı ve büyük bir lütufta bulunulmamıştır”.

Allah’ın beraberliğini ve himayesini kazanmak için vicdanı uyandırmak gerekir. Vicdan sahibi insan Yüce Allah’ın yolculukta, ikamet yerinde veya yalnızlıkta da kendisiyle beraber olduğunu ve gizli ya da açık her şeyden haberdar olduğunu bilir. Allah’ın Peygamberi Hz. Yusuf, kapılar kapatılıp itaatsizlik nedenleri hazır olunca her an kendisiyle beraber olan Allah’a sığınarak şöyle dedi: “Allah’a sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmaz!”. Yine bu hususta Kur’an-ı Kerim Aziz’in karısının dilinden şöyle ifade etmiştir: “Andolsun, ben ondan murad almak istedim. Fakat o, iffetinden dolayı bundan kaçındı”. İnsanın Allah’ın beraberliğini hissetmesi çok faziletlidir ki Rabbinden dünyada korktuğu zaman kıyamet günü Allah’ın azabını görmeyip güven içinde olur. Kutsi hadiste Allah Teâlâ buyurdu ki: “İzzetime yemin olsun ki, kuluma iki korkuyu yaşatmam. Aynı şekilde iki güveni de yaşatmam. Bunun için dünyada iken Ben’den korkan kişiyi, ahirette güven içinde kılarım”.

İnsanın Allah’ın beraberliğini kazanması için Allah’ı anmalıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin”. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Ben kulumun beni düşündüğü gibiyim. Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Eğer beni yalnız başına anarsa, ben de onu yalnız anarım. Şayet beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.”

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e, ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun. 

Kıymetli Müslüman kardeşlerim!

Allah’ın beraberliğini kazanmak insanın dünyada ve ahirette toplayacağı çok semeresi olan büyük etkiler yaratır. Allah’ın beraberliğini kazanan insan her türlü kötülük ve zarardan korunur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur”.  İşte Allah’a tevekkül edip dayanan insan, hayal kırıklığına uğramayacak ve arzuladığı her şey gerçekleşecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah, kuluna yetmez mi?”. Allah Teâlâ Hz. Musa’ya hitap ederek şöyle buyurur: “Benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim.” ve yine de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Seni kendim için seçtim”. Allah Teâlâ Hz. Peygamber Efendimize hitap ederek şöyle buyurur: “Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Biz’im nezaretimiz altındasın”. Dolayısıyla Allah’ın beraberliğini kazanma önemi, fazileti ve güzel etkilerini bilmeliyiz. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İman edenlere, Rableri katında onlar için yüksek bir doğruluk makamı olduğunu müjdele”.

Şüphesiz, Yüce Allah’ın beraberliğini gerçekten kazanmak ve ışığı altına girmek gerginlik, kaygı, kargaşa ve depresyonun tüm kapılarını kapattırıp huzur, güven ve zihinsel sağlık kapılarını açtırır.  Doğru sebeplere göre hareket eden ve her şeyin Allah’ın elinde olduğunu bilen insan hiç endişelenmemelidir. Allah bir şeyi dilediği zaman, O’nun buyruğu sadece, o şeye ‘ol’ demektir, hemen oluverir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’ın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutup hapseden olamaz. O’nun tuttuğunu O’ndan sonra salıverecek de yoktur. O, üstündür, hikmet sahibidir”.

Son olarak vurguluyoruz ki insanın Allah’ın beraberliğini hissetmesi, kendisine ve toplumuna huzur verir ve barış içinde bir arada yaşama ve toplumsal güvenlik sağlar. İnsan sebeplere sarıldığı zaman kendisiyle, ailesiyle, arkadaşlarıyla, komşularıyla, toplumuyla ve tüm insanlarla barış içinde yaşar. Bu da alemlere rahmet olarak gelen İslam’ın mesajıdır.

Ey Allah’ım, Senin gözetleyici ve teyit edici beraberliğine bizi hidayet et! Nimetlerini bize bolca ihsan et ve tüm işlerimizde ihlaslı olmamızı nasip et! Mısır’ımızı ve tüm âlemi İslâm’ı Sen koru!

Dualarımızın sonu da «El-hamdülillahi Rabbi’l-âlemin»dir.

* * *