Şehitlik Fazileti ve Şehitlerin Ailelerine Karşı Vazifemiz

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Kurân-ı Kerim’de şöyle buyurur:

وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاء عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ * فَرِحِينَ بِمَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُواْ بِهِم مِّنْ خَلْفِهِمْ أَلاَّ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ* يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِّنَ اللّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللّهَ لاَ يُضِيعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar, Allah’tan gelen nimet ve keremin; Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Allah (c.c), insanı dünyayı imar etmek ve onu ıslah etmek için yarattı. Ayrıca bu imar etme sürecinde insana yardımcı olacak şeyleri de bulundurdu ve insan canını da kutsal yaptı ki kim ona saldırırsa tüm insanlara saldırmış gibi oluğunu ve kim ona iyilik ederse tüm insanlara iyilik etmiş gibi olduğunu saydı.  Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur”.

İmar etme ve canı kurtarma hedefi, sadece din ve vatanlarına sadık insanların büyük fedakarlıklarıyla gerçekleşen en ulvi hedeflerdendir. Bu insanlar din, vatan ve güvenli ve istikrarlı hayatın değerini bilip bu hedefi gerçekleştirmek için can ve mallarını feda etmişler. İşte bunlar Allah için zarar etmeyecek ve hep kazançlı bir ticaret yapmışlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kuran’da söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; bu büyük başarıdır”. Bunların cezası yaptıkları amelin cinsinden olur. Allah onların başkalarına sağlamak istediklerinden daha iyi olanı gerçekleştirip onların iyi niyetleri için güvenli, huzurlu ve ebedi hayatı bağışlamıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah yolunda öldürülenlere ‘Ölüler’ demeyin, zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz”.

Allah yolunda şehitlik, en yüksek makamlardan biridir ve sadece güzide insanlar için gerçekleşen çok ulvi bir hedeftir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştır!”. Allah Teâlâ şehidi kabir azabından ve kıyametteki sura üfleme sonucundaki ölümden kurtarır. Bir adam Resûlullah’a gelip: “Ey Resûlullah, niye şehit dışında kalan mü’minler kabirde imtihan edilirler?” diye sordu. Resûlullah şu cevabı verdi: “Şehidin ölüm anında başının üstünde kılıçların parıltısını hissetmesi imtihan olarak ona yeter.” Başka bir rivayette Peygamber efendimiz Hz. Cebrail’e “Sûra üfürülmüş, Allah’ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde olanların hepsi ölmüş” ayetinde istisna edilenlerin kimler oldukları hususunda sorduğunda, şehitler olduklarını söylemiştir. Şehitler için yüce makam olarak Hz. Peygamberin şu hadisi yeter. Peygamber efendimiz buyurdu ki “Sınırda Allah yolunda nöbet tutanlar dışında her ölenin ameli sona erdirilir. Sınırda nöbet tutarken ölenin yaptığı işlerin sevabı kıyamet gününe kadar artarak devam eder”.

Bu nedenle, şehitliği rızıklanan, faziletini gören ve makamına erişen insan dünyaya dönüp tekrar şehit olmayı diler. Hadiste Peygamber efendimiz “Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece şehit, gördüğü aşırı itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı ister” buyurmuştur. Şehitliğin fazileti için Peygamberimizin şu hadisi de kanıt olarak yeter. Efendimiz diyor ki: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, isterdim ki Allah yolunda cihat edip öldürüleyim, sonra yine cihat edip öldürüleyim, sonra yine cihat edip öldürüleyim.”

Allah Teâlâ şehitler için hazırladığı mükâfat için Sahabeler şehit olmayı çok arzu ederlerdi. İşte sahabi olan Amr b. Cemuh, topal olmasına rağmen Bedir savaşına çıkmak istiyordu, fakat Resûlullah kabul etmedi.  Uhud savaşı olunca da oğullarına “savaşa çıkmama izin verin” dedi. Onlar “Resûlullah seni mazeretli gördü, çıkmayacaksın” dediler. Onlara “Siz, Bedir günü benim cennete girmeme engel oldunuz! Uhud günü de mi benim cennete girmeme engel oluyorsunuz! Muhakkak çıkacağım” dedi…

İslam; mertlik, cesaret, erkeklik, iffet değerlerine sahip bir dindir. Canları, ırzları, malları ve hakları korur.  Bu değerleri korumak ve bu ahlakları savunmak yüksek hedeflerdendir. Kim bunu gerçekleştirirken ölürse şehit olur, halbuki şehitlik tek bir biçim ile sınırlı değildir; ama çeşitleri çoktur. Peygamber buyurdu ki: “Malı uğrunda öldürülen şehittir; ailesi uğrunda öldürülen şehittir, dini uğrunda öldürülen şehittir; kanı uğrunda öldürülen şehittir”. Başka bir rivayette Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda öldürülen şehit, enkaz altında kalarak ölen şehit, karın ağrısından ölen şehit, suda boğulan şehit, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olan şehit, zehirli hayvan sokarak ölen şehit, veba hastalığından ölen şehit, Allah için sınırda nöbet tutarken ölen şehit, ateşte yanarak ölen şehit, doğumda veya lohusa iken ölen kadın şehittir ve Allah Teâlâ’dan ihlasla şehitlik isteyen, yatağında ölen de şehit olur”.

Gerçek şehit, gerçek dini kabullenen, ona sadık kalan ve uğrunda fedakârlık yapan kişidir. Resûlullah şöyle buyurdu: “Kim, İslâmiyet daha yüce olsun diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır”. Şehit dünyada ve ahirette onurludur. Dünyada sunduğu fedakârlık, erkeklik ve kahramanlık örneği olarak onun adı ümmetin hafızasında nurla yazılı kalır. Şehit akıllarımızda ve kalbimizde kalacaktır.  Ne kadar nesiller geçse geçsin şehitlerimizi unutmayacağız onları hep gururla hatırlayacağız. Ahirette de şehit gurur, şeref ve güzellik şeklinde diriltilecektir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah yolunda yaralanan bir kimse, kıyamet gününde yarasından kan akarak Allah’ın huzuruna gelir. Renk, kan rengi, koku ise misk kokusudur.”

Şehitlerimiz başkaları uğrunda kendi canlarını feda etti ve ailelerini geride bıraktılar. Dolaysıyla şehit ailelerinin hakkını vermeliyiz.  Onlar şehit babaları veya evlatları oldukları için onlara saygı duymalı ve iyilik edip şükranlarımızı sunmalıyız. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir?”. Hz. Peygamberimiz “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez” başka bir rivayette de “Size iyilik yapana siz de iyilik yapınız. Şayet verecek bir şey bulamazsanız karşılık vermek istediğinizi göstermek üzere kendisine dua ediniz”. Zaten vatanı ve ırzı uğrunda canını feda eden insana ne iyilik edilirse azdır.

Şehit çocuklarına ilgilenip babasızlığın acısını hissettirmemek için elimizden geleni yapmalıyız. Onların yüzlerini güldürerek iyi muamele etmeliyiz. Peygamber efendimiz, şehit ailelerine bizzat ilgilenip bakardı. Resûlullah, Mûte Savaşı’nda şehit edilen Câfer b. Ebi Tâlib’in küçük çocuklarının sadece maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamakla yetinmeyip onlara baba gibi davranıp yüzlerine tebessüm eder, başlarını okşardı.

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanmayı dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v) ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

Kıymetli Müslüman Kardeşlerim:

Şehitlerimizin ailelerine karşı görevimiz büyüktür. Onlara güvenli ve istikrarlı bir yaşam sağlamak gerekir. Bunların babaları bize hayat vermek için canlarını feda edip şehit düştüler. Peygamber Efendimiz bize şehit çocuklarına bakıp destekleyenin sevap ve ecrini şöyle açıkladı: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim Allah yolunda cihada gidecek bir gaziyi donatır, cihad için gerekli olan ihtiyaçlarını karşılarsa, bizzat cihada gitmiş gibi sevap kazanır. Cihada giden gazinin arkada bıraktığı ailesine güzelce bakıp onların ihtiyaçlarını karşılayan da bizzat cihad yapmış gibi sevap kazanır.” Zeyd b. Eslem, babasından rivayetle dedi ki: “Ömer b. Hattab r.a. ile pazara çıktım. Genç bir kadın Ömer’e arkasından yetişerek dedi ki: Ey Müminlerin emiri! kocam öldü. Geriye de küçük çocuklar bıraktı. Allah’a yemin ederim bir koyun paçasını dahi pişiremezler. Ziraatları da yok, davarları da yok. Sırtlanın onları yiyeceğinden korkuyorum. Ben de Hufaf b. İma el-Gıfarı’nin kızıyım. Babam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Hudeybiye’de bulunmuştu. Ömer onunla birlikte durmuş yürümemişti. Sonra: Nesebin bize yakın birisi olarak merhaba sana! dedi. Daha sonra evin avlusunda bağlı bulunan güçlü bir deveye yöneldi, onun üzerine yiyecekle doldurduğu iki heybe yükledi. İki heybe arasına da nafakaları için harcayacakları bir mal ve giyecek elbiseler yükledi. Sonra da devenin yularını kadının eline verdikten sonra şunları söyledi: Haydi, bu deveyi çek, götür. Daha bunlar bitmeden Allah’tan size hayırlar gelecektir. Bir adam: “Ey Müminlerin emiri! buna çok verdin” deyince, Ömer: Anan seni kaybetsin! Allah’a yemin ederim (şu anda) onun babasının ve kardeşinin bir süre bir kaleyi muhasara etmiş hallerini görüyor gibiyim. Daha sonra kaleyi fethettiler. Daha sonra artık biz o kaledeki paylarımızı şimdi almaya devam ediyoruz.”

Bu olayda, Hz. Ömer b. Hattab’ın şehitlere ve ailelerine karşı görevimizin nasıl olduğunu öğrettiğini görüyoruz. Günümüzde bunu gerekli bir rol haline getirip şehitlerin çocuklarına bakıp acılarını paylaşmalıyız. Çünkü hepimiz hayatlarını feda eden şehit babalarına minnettarız.

Şehit çocuklarının eğitimini destekleyip işlerini kolaylaştırmalıyız. Yetenekli olanlarını da hak ettikleri yerde bulundurmalıyız. Hz. Peygamber, şehit ailelerini ziyaret eder, onların gönüllerini alırdı. Mute savaşında şehit edilen Zeyd b. Hârise’nin ailesi, onun ziyaret ettiği şehit ailelerindendi. Hz. Peygamber, şehit yakınlarını onurlandırır, ehil olanlarına önemli görevler verir, kabiliyetlerine göre bazı konularda beceri elde etmeleri için kendilerine imkân sağlar. Halbuki büyük sahabelerin bulunduğu orduya şehit çocuğu Üsâme’yi komutan tayin etti Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Siz onun kumandanlığına dil uzatıyorsanız, ondan evvel babasının kumandanlığına da dil uzatmıştınız. Allah’a yemin olsun ki: O bu işe lâyıktı. Allah’a yemin olsun ki, benim için insanların en sevimlisi idi. Allah’a yemin olsun ki: Bu da kumandanlığa layıktır. — Üsame b. Zeyd’i kastediyor— Ondan sonra gerçekten benim için insanların en sevimlisi olmuştur”. Ayrıca şehitlerin ailelerine ve çocuklarına, şehit babalarının sâlih amelleri sayesinde Allah’ın korumasına nail olduklarını müjdeliyoruz. Sâlih insanların iyiliği bu dünyada ve ahirette çocuklarına fayda sağlayacaktır. Hz. Musa (aleyhisselam) ile Hz. Hızır hikayesinde sâlih adamın yetim çocuklarına yapılan iyiliği düşünebiliriz. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “‘Duvar ise, şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı; babaları da iyi bir kimseydi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım.” Ahirette Allah Teâlâ onları onurlandırarak babaları yanına götürecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır”.

Şunu bilmeliyiz ki şehitlerimizin fedakarlıkları; vatanın alnında ve her sadık Mısırlının alnında bir taçtır. Bu fedakarlıklara vefa göstermemiz için her birimizin kendi alanında bir savaşçı olması gerekir. Ordumuz, polisimiz ve diğer ulusal kurumlarımızın arkasında durup tek el olmalıyız. Ulusal kurumlarımızın toplum için emniyet valfi olduğunu vurgularken aşırı ve terör grupların çağırdığı fitne ve düzensizliğe karşı çıkmamız gerektiğini belirtiyoruz. Bu varlıklar ve bu aşırı gruplar din ve devlete saldıran büyük bir tehlikedir. Bunlarla yüzleşmek ve aşırı ideolojisini ortadan kaldırmak dini, milli ve insani bir görevdir

Yüce Allah’tan şehitlerimizi rahmet dileriz ve Rabbimiz sevgili Mısır’ımızı ve onun ordusu, polisi ve çocuklarını tüm kötülüklerden korusun!

* * *