Yüksek Ruhluluk Gelişmiş Ümmetlerin Yoludur

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Kurân-ı Kerim’de şöyle buyurur:

سَابِقُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ

Rabbinizden bir mağfirete; Allah’a ve peygamberlerine inananlar için hazırlanmış olup genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. İşte bu, Allah’ın lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

İslam’ın yüce öğretileri, insanları yüksek ruhluluğa, gayrete, çalışmaya ve yeniden inşa etmeye teşvik edip, tembellik, uyuşukluk ve yolsuzluğu yasaklar. Önceki Risaletler de bunlara çağırmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Yoksa, Musa’nın ve ahdine vefa gösteren İbrahim’in sahifelerinde yazılı olanlar kendisine haber verilmedi mi? Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez. Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. Ve çalışması da ileride görülecektir. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir”. Peygamber Efendimiz hadiste şöyle buyurdu: “Allah cömerttir, cömertliği sever. Güzel ahlakı da sever. Önemsiz işlerden nefret eder”. Hz. Ömer b. Hattab dedi ki: “Yüksek ruhlu olmaktan vazgeçmeyin”. Şöyle de denilmiştir: Aklın tam olmasının alameti yüksek ruhluluktur.  Şair El- Mütenebbî de şöyle diyor: Tam akıl sahibi olamayanların kusuru dışında insanlarında bir kusur görmedim.

Yüksek ruhluluk belirli bir alanla sınırlı değildir; insanın hayatında yaptığı her şeyde, ibadet dahil olmak üzere gerçekleşmelidir. Dinimiz ibadet alanında koşuşmaya ve yarışmaya teşvik etti, Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!”. Cenab-ı Hak; ibadette gayret edip ciddi çalışan kuluna büyük ecir temin etti. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim de mü’min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir”.

Peygamber Efendimiz, ibadet en başta olmak üzere hayatının tüm işlerinde yüksek ruhluydu. Halbuki Allah Teâlâ ona hitap ederek şöyle buyurdu: “Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku. Doğrusu Biz, sana, taşıması ağır bir söz vahyedeceğiz”. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem geceleyin kalkıp ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Bunun sebebini sorduklarında, “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu.

Hz. Peygamber sahabelerini ve ümmetini yüksek ruhlu olmaya çok motive ederdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’tan Cennet istediğinizde Firdevs’i isteyiniz. Çünkü Firdevs, Cennetin daha yükseği ve ortasıdır. Onun üstünde Rahman’ın Arş’ı vardır ki, oradan Cennet nehirleri fışkırır.” Rebîa b. Kâ’b da anlatıyor ki geceleyin Resûlullah ile beraber bulunuyor ve ona hizmet ediyordum. Abdest suyunu getirdiğimde, Resûlullah “Bir ihtiyacın var mı?” diye bana sorardı. Bir gün “Evet Ey Resûlullah! Bir ihtiyacım var” dedim. Resûlullah, “İhtiyacın nedir?” buyurduğunda, “İhtiyacım, cennette senin yanında olmak istiyorum” cevabını verdim. Bunun üzerine Resûlullah “Başka bir ihtiyacın yok mu?” diye sorunca, ben de o kadar, dedim. Resûlullah, “Çok secde yaparak bana yardımcı ol!” buyurdu.

İbadetteki yüksek ruhluluk; ibadeti iyi bir şekilde yerine getirmeyi ve onun etkisini davranışta ve ahlakta yansıtmayı gerektirir. Dolayısıyla yüksek ruhlu insan yalan söylemez, ihanet etmez, hile yapmaz ve insanların mallarını haksızca yemez olmalıdır. Böylece ibadetin maksadı gerçekleşir ve bu doğru dinin temeli olan doğruluk elde edilir.

Yüksek ruhlu olmamız gereken en önemli alanlardan ilimdir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’tan yararlı ilim dileyiniz ve yarar sağlamayan ilimden Allah’a sığınınız”. Bu yüzden yararlı ilim; milletlerin güçlendirildiği ve sayesinde geliştiği gerçek silahtır.

Sahabeler ve Tabiiler ilim arayışında en yüksek ruhlu insanlardı, işte Ebu-Hüreyre Peygamberin hadislerini kaydetmek için çok gayret ederdi. Ağaç dikmek veya ticaret yapmak Resûlullah’ın bana öğrettiği tek bir sözden beni alıkoymaz.  İbn Ömer dedi ki: Ey Ebu-Hüreyre bizden fazla Resûlullah’ın yanında bulunuyor ve onun hadislerini bizden daha biliyorsun. İsmail b. Yahya dedi ki: İmam Şafii’nin şöyle dediğini duydum: Kur’an-ı Kerim’i yedi yaşındayken ezberledim. Muvatta kitabını da on yaşındayken ezberledim. İmam Ahmed b. Hanbel bir milyon hadisi ezberlemiştir. İmam Nevevi’nin de günde on iki ders aldığını söylenir.

 Eski bilim adamlarımız; ilmin tüm alanlarında çaba gösterip Allah’ın rızasını kazanmak ve tüm insanlığa yarar sağlamak için ilim mesajını insanlara ulaştırmışlar. Böylece isimlerini tarihe altın harflerle yazmışlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Köpük uçup gider, insanlara fayda veren ise yerde kalır. Allah bunun gibi daha nice misaller verir”.

Yüksek ruhlu olmamız gereken başka önemli alanlardan da çalışmadır. Dinimiz çalışma değerini yükseltti ve Kur’an ibadet ve çalışma arasında kuvvetli bir bağ olduğunu göstermektedir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Namaz bitince yeryüzüne yayılın; Allah’ın lütfundan rızık isteyin, Allah’ı çok anın ki saadete erişesiniz”. Yüce Allah; işini en iyi şekilde yapan kullarına dünyada güzel bir hayat vaat etmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kadın, erkek, inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için makam olarak Firdevs cennetleri vardır”.

Tüm peygamberlerin çalışması da çalışma değerine kanıt olarak yeterlidir. Hz. Âdem, Hz. İbrahim ve Hz. Lût çiftçi olarak çalışırlardı, Hz. Nuh bir marangoz, Hz. İdris bir terzi, Hz. Salih bir tüccar ve Hz. Davut bir demirciydi. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın’ diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; ‘geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut’ diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim”. İnsan becerdiği ve iyi çalıştığı işe göre değerlendirilir. Zira çalışmak insanlardan dilenmekten daha hayırlıdır.  Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Sizden herhangi birinizin sırtına bir bağ odun yüklenip satması, herhangi bir kişiden dilenmesinden hayırlıdır. O da ya verir yahut vermez.”

Maksadımız her iş değil ama işin hakkını vermektir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur”. Resûlullah her birinin kendisine de başkasına da yarar sağlayacak iyi bir iş sahibi olmasını teşvik ederdi. Hadisi şerifte Peygamber Efendimiz “Her Müslümanın sadaka vermesi gerekir” buyurdu. Kendisine: “Ya bulamayan olursa?” diye sordular. “Eliyle, çalışır hem şahsı için harcar hem de sadaka verir” cevabını verdi. “Ya çalışacak gücü yoksa?” dediler. “Bu durumda, Darda kalana, ihtiyaç sâhibine yardım eder” buyurdu. “Buna da gücü yetmezse?” dediler. “İyilik yapmayı tavsiye eder” buyurdu. “Bunu da yapamazsa?” diye tekrar sorulunca: “Kötülük yapmaktan uzak durur. Bu da onun için sadakadır” buyurdu.

Yine yüksek ruhlu olmamız gereken konulardan, topluma hizmet etmek, darda kalana ve ihtiyaç sahibine yardım etmek, insanların ihtiyaçlarını karşılamak ve işlerini kolaylaştırmaktır. Rivayet edildiğine göre, bir adam Resûlullah’a geldi ve “Yâ Resûlallah, insanlardan Allah’a en sevimli olan kimdir? Ve Allah’a en sevimli olan amel nedir?” diye sordu. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a en sevimli olan, insanlara en faydalı olandır. Allah’a en sevimli olan amel, bir sıkıntısını gidermek, borcunu ödemek veya karnını doyurmak suretiyle Müslümanı sevindirmendir. Bir ihtiyacı için din kardeşimle beraber yürümem, bana şu Medine mescidinde bir ay itikafa girmemden daha sevimlidir. Kim öfkesini yutarsa, Allah onun kusurlarını örter. Kim intikam almaya gücü yettiği halde öfkesini yenerek intikam almaktan vaz geçerse, Allah kıyamet gününde onun kalbini huzurla doldurur. Kim ihtiyacı görülünceye kadar kardeşiyle beraber yürürse, ayakların kaydığı günde Allah onun ayaklarını Sırat üzerindeyken sabit kılar.”

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanmayı dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son peygamber Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

Kıymetli Müslüman Kardeşlerim:

Hepimizin yarışmamız ve yüksek ruhlu olmamız gereken önemli alanlardan da vatana hizmet etmektir, zira vatana hizmet etmek imandan.  Yüce Allah iyilik alanında ve vatana fayda sağlayan her şeyde yarışmamızı emretti. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir”. Cenab-ı Hak; insanlara iyilik yapmak için yarışan kullarını överek şöyle buyurdu: “Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı”.

Şüphesiz camilerin bakımını yapma, okul inşa etme, hastane donatma ve hasta tedavi etme gibi iyi işlerde yarışmak, vatanları inşa etmek ve toplumsal sorumluluk almak yüksek ruhluluk alanlarındandır. Zira bunların hepsi sadaka-i cariye hükmündedir. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hadis-i Şerif’inde şöyle buyurmuştur: Yedi husus vardır ki, bunların mükâfatı kul için ölümünden sonra ve o, kabrinde olduğu halde yazılmaya devam eder: İlim öğreten, ırmak akıtan, kuyu kazan, bir miktar hurma ağacı diken, mescit inşa eden, Mus­haf (Kur’ân) mîras bırakan yahut ölümünden sonra kendisinin bağışlanmasını dileyecek evlat bırakan.”

  Hepimizi kapsayan vatan hizmeti için aramızda bir rekabetin olması ne güzeldir. Çünkü yaptığımız tüm iyilikler hepimize yararlı olur. Bunu ancak dayanışma, birlik, farkındalık, merhamet ve herkese yardım eli uzatmak yoluyla gerçekleştirebiliriz. Vatan hepimizindir, sayemizde de gelişir.  Diğerlerden irade, güç ve gayret olarak daha az değiliz. Biz medeniyetin, asaletin ve tarihin sahibiyiz. Bilelim ki öncelik ve üstünlük zorluklarla yüzlemeyi ve özveriyi gerektirir. Oysaki menfaatlere ve hayırlara ancak gayret ve çaba göstermekle ulaşılır. Şair Ebû Temmâm şöyle demiştir:

Büyük rahatı aradım onu ancak yorucu bir yoldan sonra gördüm.

Ey Allah’ım! Bu dünyada ve ahirette bize yarar sağlayan her şeyde üstünlük elde etmek için bize yüksek ruhlu olmayı nasip et! Ey Rabbimiz! Dinimiz, ülkemizi ve tüm alemi sen koru!

* * *