İman Semereleri

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْدِيهِمْ رَبُّهُمْ بِإِيمَانِهِمْ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمُ الأَنْهَارُ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

 “İman edip iyi ve faydalı işler yapanlara gelince; Rableri onları imanları sayesinde doğru yola iletir, altlarından nehirler akan nimetlerle dolu cennetlere eriştirir”. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Yüce Allah’ın kullarına olan lütfundan, insanın yaptığı sâlih amellerin hoş bir semeresi olmasıdır. Birey ve toplum üzerinde iyi etkileri olan en önemli amellerden Allah’a iman etmektir. Peygamber Efendimiz, müminin kalbinde gerçekleşmesi gereken imanın gerçeğini belirtmiştir. Halbuki Cebrâil -aleyhisselâm- Resûlullah’a iman hakkında sorduğunda, Resûlallah “Allah’a, Allah’ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere, hayrına şerrine inanmandır” buyurdu. Bunun üzerine, Hz. Cebrâil: “Doğru söyledin” dedi. İman sadece dille söylenecek bir söz değil, ancak kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve gereğince amel etmektir. İman kalbe yerleşen ve amellerin doğruladığı şeydir. Bu iman ancak Allah’ın emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak yoluyla elde edilir.

İmam el-Hasen el-Basri’ye “Sen mümin misin?” diye sorulduğunda, şöyle cevap vermiş: İman iki türlüdür. Eğer sen bana Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, cennete, cehenneme, öldükten sonra dirilişe ve hesaba imanı soruyor isen, ben bunlara iman eden bir kimseyim. Yok eğer Yüce Allah’ın: “Müminler ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler. İşte onlar gerçek müminlerin ta kendileridir” buyurması hakkında soruyorsan, Allah’a yemin ederim ki, ben onlardan mıyım, değil miyim? Bilemiyorum.

Gerçek iman, eğer kalbin derinliklerine dokunursa ve nefse hâkim olursa şüphesiz onun güçlü etkisi ruh ve zihne, bireye ve topluma yansır. İmanın başka semerelerinden biri, güzel ahlakı miras bırakmasıdır. Çünkü iman ve güven birbirinden ayrılmayan ikizdir. Bu bağlamda Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Eminliği olmayanın imanı yok, ahdi olmayanın da dini yoktur”. İman ve haya da iki dosttur.  Resûlullah şöyle buyurdu: “İman ve haya birbirinden ayrılmayan iki dosttur. Biri gidince diğeri de peşinden gider”. İman ve doğruluk karşılıklı olarak birbirine bağlıdır. Safvan İbnu Süleym (radıyallahu anh) şöyle anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü! mü’min korkak olur mu?” diye sordular, “Evet!” buyurdu. “Peki cimri olur mu?” dediler, yine: “Evet!” buyurdu. Onlar yine: “Peki yalancı olur mu?” diye sorduklarında, bu sefer: “Hayır!” buyurdu. Bazı alimler imanı doğruluk diye tanımlayıp şöyle demişler: “Gerçek iman, doğruluğun sana zarar verebileceğini bilmene rağmen doğru söylemen veya yalanın sana yararlı olacağını bilmene rağmen yalan söylememen demektir”. Yüce ahlak görürsen bil ki gerçek imanın bir semeresidir. Mümin sadece ıslah edip bozmayan ve inşa edip yıkmayan güzel sözlerle konuşur. Çünkü dinimiz ahlak, ıslah, inşa ve geliştirme dinidir. Bu sebeple kim ahlakta senden daha üstün olursa, dinde de senden daha üstün olur.

İmanın semereleri arasında huzur ve güven hissetmektir. Eğer iman insan ruhuna hâkim olursa, o zaman bu ruh huzur ve rıza ile dolu olur ve dünyada ve ahirette mutlu olur. Gerçek mümin kendi hakkında yazılmamış olan şey onun başına gelmeyeceğini ve ona takdir edilen de onu atlayıp başkalarına gitmeyeceğini iyi bilir. Bu durum onun sevinç için şükretmesine ve zarar için sabretmesine neden olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’a kim inanırsa onun gönlünü doğruya yöneltir”.  Hz. Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Mü’minin durumu hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece mü’minde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur”.

İman; mümini büyük günahları işlemekten korur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Zina eden kimse, zina ettiği sırada mü’min olduğu halde zina edemez; Hırsızlık eden kişi de hırsızlık yaparken mü’min olduğu halde hırsızlık yapamaz. İçki içen içki içerken mü’min olduğu halde içemez. O bu günahları işledikten sonra tevbe (kapısı) hala önündedir”. Gerçek iman eden; alay etme ve kötü düşünme gibi insanların duygularına zarar veren her şeyden uzak durur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın, inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir isimdir. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey inananlar! Zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin, hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allah’tan sakının, şüphesiz Allah tevbeleri daima kabul edendir, acıyandır”. Şüphesiz ki iman insanın iyi niyetli olmasına alıştırır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onu işittiğiniz zaman, erkek kadın müminlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda bulunup da: “Bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?”.

İmanın semerelerinden de Yüce Allah’ın destek, yardım ve beraberliğini kazanmaktır.  Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah inananlarla beraberdir.” İşte bu ayetteki beraberlik Allah’ın yardımı ve desteği demektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey inananlar! Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar” başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Doğrusu Biz, peygamberlerimize ve inananlara dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz”. Yine başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “inananlara yardım etmek bize hak olmuştu”. Yine de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler. Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir”.

İmanın başka semerelerinden Allah’ın kulların gönüllerine müminin sevgisini yerleştirmesidir. Böylece gerçek müminin yumuşak huylu ve aşina göründüğünü görürüz. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İnanıp sâlih ameller işleyenler için Rahman olan Allah, gönüllere bir sevgi koyacaktır”. Allah’a sadık ve iman eden bir kalple yaklaşan insan, Allah insanların kalbinde ona karşı bir sevgi uyandırır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Allah Teâlâ bir kulu sevdiği zaman Cebrâil’e: “Ben filanı seviyorum onu sen de sev!” diye emreder. Cebrâil onu sever ve sonra gök halkına: Allah filanı seviyor, onu siz de seviniz, diye seslenir. Gök halkı da o kimseyi sever, sonra yeryüzündekilerin kalbinde o kimseye karşı bir sevgi uyanır.

Kutsi hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur” dedi: Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nâfile ibadetlerle durmadan yaklaşır; nihâyet ben onu severim. Kulumu sevince de ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden ne isterse, onu mutlaka veririm, bana sığınırsa, onu korurum.

İman, sıkıntıların ve kederlerin giderilmesine bir vesiledir. Hz. Peygamber, ashabına: ‘Size bir şey haber vereyim mi? Sizden birine bir sıkıntı veya dünya musibetlerinden bir musibet isabet ettiği zaman, bu dua ile dua ettiği zaman o sıkıntı ve imtihan ondan giderilir’ demiş. Kendisine ‘evet haber ver’ denilmiş, bunun üzerine; ‘Hz. Yûnus’un; Allah’ım! Senden başka ilâh yoktur, Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum, şeklinde yaptığı duadır, buyurmuştur. Daha sonra Allah Teâlâ’nın şu buyurmasını okumuştur: “Biz de ona cevap verip, onu üzüntüden kurtarmıştık. İnananları böyle kurtarırız”.

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e, ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

Kıymetli Müslüman kardeşlerim!

İmanın toplumsal güven ve huzur sağlaması, en azametli semerelerden biridir. Kalbi imanla dolu gerçek mümin her zaman güven, huzur ve istikrar kaynağıdır ki insanlar ona kendi ruhları ve malları konusunda güvenirler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Müslüman elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu kişidir. Mü’min ise insanların malları ve ırzları hususunda güvendikleri kişidir”. Müslüman olmasalar bile güven içinde olan insanları korkutmak veya onlara saldırmak müminin hiç ahlakından değildir. Bu hususta Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bir zimmîyi haksız yere öldürürse o kimse Cennet kokusu kokamaz. Halbuki Cennet kokusu kırk yıllık mesafede bulunur”.

Peygamber Efendimiz, komşusuna zarar veren ya da komşusunun aç olduğunu bildiği halde tok yatan herkesin imanı tam olmadığını söyledi. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Vallahi iman etmez, Vallahi İman etmez, Vallahi iman etmez”. Bunun üzerine dediler ki: Bu kimdir Ya Resûlallah? Resûlallah şöyle buyurdu: Yapacağı fenalıklardan komşusu güven içinde olmayan kimse!” buyurdu. Başka bir hadiste Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Yanı başındaki komşusunun aç olduğunu bildiği halde tok yatan, bana iman etmiş olmaz”. Gerçek iman, mümini iyilikleri yapmaya ve başkalarına yardım etmeye sevk eder ve müminin tüm insanlarla ve hayvanlarla hatta cansız varlıklarla olan davranışında belli olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz”.

Bu hususta da şair şöyle der:

Eğer iman kaybolursa, din yaşamamış kişi ne huzur ne hayat bulur.

Dinsiz bir hayata razı olan, onun hayatının varlığı ile yokluğu birdir.

İmanın en yüce semerelerinden de ahirette Allah’ın müminler için hazırladığı büyük ecir ve mükâfattır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İnananlar ve yararlı iş yapanları, imanlarına karşılık Rableri doğru yola eriştirir; nimet cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, ‘Bu daha önce de rızıklandığımızdır’ derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar”. Yine başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İnanıp yararlı işler yapan kimseler cennetlik olanlardır, onlar da orada temellidirler”. Yine de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Gerçek şu ki, iman edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Muhakkak ki inanıp yararlı iş işleyenlerin konakları Firdevs cennetleridir. Orada ebedî kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler”.

Kutsi hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ, ‘Ben sâlih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın hayal edemediği nimetler hazırladım’ buyurdu.” Daha sonra Resûlullah şu ayeti okudu: “Müminlerin yaptıkları ibadet ve iyiliklere karşılık olarak onlara ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez”.

Bilelim ki imanı düşünce, söz ve fiil olarak gerçekleştirdiğimiz zaman merhamet, iş birliği, dürüstlük, tevazu, cömertlik ve iffet hâkim olacaktır.  Mümin olmamız için ilk olarak yalan, aldatma, ihanet, gıybet, dedikodu ve adaletsizlik gibi kötülüklerden uzak durmalıyız. Ayrıca ırzlar, canlar ve malların kutsallığını korumalı ve vatanın hakkını da vermeliyiz.

Ey Allah’ım! Bize imanı sevdir ve onu gönüllerimize güzel göster; inkarcılığı, yoldan çıkmayı ve baş kaldırmayı bize iğrenç göster! Bizi, hak yolda yürüyenlerden kıl! Ülkemizi ve tüm âlemi Sen koru!

Dualarımızın sonu da «El-hamdülillahi Rabbi’l-âlemin»dir.

* * *