Kur’an-ı Kerim’de Ahlaki Değerlerin Önemi

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:

إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا

 “Doğrusu bu Kurân en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu müjdeler”. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Şüphesiz ki Kur’an-ı Kerim’in büyüklük yönleri hiç sayılmaz. Kur’an-ı Kerim Allah’ın güçlü ipi, hikmet dolu mesajı, apaçık nuru ve doğru yoludur. Onu geçmişte ve gelecekte batıl kılacak yok, onun ilmine âlimler doymaz ve onun mucizeleri hiç bitmez. Kur’an’a göre konuşan doğru konuşur, ona göre çalışan ecir alır, ona göre hüküm veren adaletli olur ve onun için çağıran da doğru yola erişir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Sana her şeyi açıklayan ve Müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kuran’ı indirdik”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık”.

Kur’an-ı Kerim’in büyüklük yönlerinden biri; insanın davranışlarını düzenleyen değerler, ilkeler ve kurallar aracılığıyla bireylerin ve ulusların hayatında ahlaki yapıya önem vermesidir. Bu değerler birbirine bağlı bir toplumun temelini atar. Bu toplumda temiz ruhlar ve duru kalpler vardır ki sahipleri kendi aralarında dürüstlük, doğruluk, merhamet ve adalete göre davranırlar. Ahlaki toplumda her biri insanlar arasında farklılık hikmetine ve barış içinde bir arada yaşamaya inanır, diğerine saygı gösterir ve dünyayı din yoluyla geliştirmek için gayret eder. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey insanlar! Doğrusu ‘Biz’ sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Rabbin dileseydi, insanları tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir” ve yine de Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Sizi yeryüzünde yaratıp orayı imar etmenizi dileyen O’dur”.

Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini düşünen kişi, Kur’an’ın çağırdığı ahlaki değerlerin, vazgeçilecek bir eğlence olmayıp zamanın değişmesi ile değişmeyen sabit olduğunu bilir. Bu ahlaki değerlerin Peygamber’in kendi hayatında uyguladığı, teşvik ettiği ve çağırdığı bir hayat yöntemi olması büyük önemine kanıt olarak yeterlidir. Müminlerin annesi Hz. Aişe’nin (radıyallahu anha) kendisine Hz. Peygamber’in ahlakını sorduklarında Peygamber’in çeşitli ahlaklarını saymayıp onun ahlakı Kur’an olduğunu cevap vermekle yetindi. Sa’d b. Hişam rivayet ettiğine göre, “Ve şüphe yok ki sen çok büyük bir ahlâka sahipsin” ayeti ile ilgili olarak, “Ey Müminlerin annesi bana, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ahlakından bahset” dedim. O da: “Sen, Kur’an okumuyor musun?” dedi. Ben de: “Evet” dedim. O da: “Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ahlakı Kur’an idi” dedi. Hz. Aişe’nin bu şekilde cevap vermesi; içindeki inançlar, yasalar, ibadetler ve işlemlerle Kur’an’ın aslında insanın ahlaki bir yapıya sahip olmasına güçlü bir çağrı olduğunu vurgular ve Peygamber’in tüm hayat işlerinde ideal bir örnek olduğunu gösterir.

İnsanın insanlığına saygı duymak ve haysiyetini korumak kesinlikle önemli değerlerdendir. Kur’an’da Yüce Allah iman eden kişinin alay etme, küçümseme, kötü zan gibi insanların duygularına zarar verecek her şeyden uzak durmasını emreder. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey inananlar! Zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allah’tan sakının, şüphesiz Allah tevbeleri daima kabul edendir, acıyandır”. Kur’an-ı Kerim kalbin temiz ve tüm kötülüklerden korunmuş olmasını ve başkaları hakkında kötü zanda bulunmaktan sakınmayı emreder. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onu işittiğiniz zaman, erkek kadın müminlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda bulunup da: ‘Bu apaçık bir iftiradır’ demeleri gerekmez miydi?”.

Kur’an-ı Kerim’in sağlamlaştırmak istediği değerlerden de: iş birliği, dayanışma ve merhamettir. Kur’an-ı Kerim; tüm gruplarıyla toplumun iyilik ve takva üzerine yardımlaşmasını emreder. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İyilik ve Allah’a karşı gelmekten sakınma üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın”. Toplumun çocukları arasındaki yardımlaşma devletin güç etkenlerinden biri olup herkes için sosyal güvenliği gerçekleştirir. Her insanın sağlamaya ve karşılamaya çalıştığı ihtiyaçları vardır. Toplumda dayanışma ruhu yayıldığı zaman insan bu ihtiyaçlar konusunda içi rahat ve mutmain olur. O da elinden geldiğince topluma yardım etmeye çalışır. Şair demiş ki: “Arap olsun acem olsun insanlar birdir, farkında olmasalar da birbirlerine hizmet ederler”.

Peygamber Efendimiz birçok hadiste yardımlaşma değerine yöneltmiştir. Hadis-i şerifte şöyle buyurdu: “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” Başka bir hadiste de Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin kıyamet gününde ayıp ve kusurunu örter.”

Düşünmek ve akıl yürütmek önemli değerlerdendir. Cenâb-ı Hak, kullarının göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizam hakkında düşünmelerini emredip düşünen kullarını da övmüştür. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler ve şöyle derler: Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Göklerin ve yerin hükümranlığına bakmadılar mı?”. Yüce Allah bizim için derin düşünme ve tefekkür etme kapılarını açmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yükselten, Allah’tır”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “De ki: ‘Söyleyin: Eğer Allah gündüzü üzerinize kıyamete kadar uzatsaydı, Allah’tan başka hangi tanrı, içinde istirahat edeceğiniz geceyi size getirebilir? Görmez misiniz?’”. Yüce Allah kendi nefislerimizin yaratılış incelikleri hakkında düşünmemizi emrederek şöyle buyurur: “Onlar, kendi nefisleri hakkında hiç düşünmediler mi?”. Yine de Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ayetler vardır. Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?”.

Böylece Kur’an-ı Kerim insana fayda sağlayan her şey hakkında düşünme kapısını açar ve bu düşünme Sahabeler ve Tabilerin öğrendiği bir ibadettir. Ebû’d-Derdâ (radıyallahu anh) “Bir saat tefekkür etmek bir gece namaz kılmaktan daha iyidir” dedi. Vehb b. Münebbih de “İnsan düşündükçe anlar, anladıkça da bilir ve bildikçe kesinlikle çalışır” dedi.

Başkalarına saygı ve diyalog kurma değeri, Kur’ân’ın ayetlerinin birçoğunda insanların hayatında önemli olduğu gösterildi. Diyalog, Allah’ın peygamberlerin Risâletleri tebliğ etmelerinde bir yöntem olarak belirlediği bir üsluptur.  Halbuki İslam, inanç özgürlüğüne inanan bir dindir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Dinde zorlama yoktur; Artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır”. Allah’ın peygamberi Nuh (aleyhisselam), uzun müddet halkına davet ederken onlara şöyle diyordu: “Ey milletim! Rabbimin katından bir delilim bulunsa ve bana yine katından bir rahmet vermiş de bunlar sizden gizlenmiş olsa, söyleyin bana, hoşlanmadığınız halde zorla sizi bunlara mecbur mu ederiz?”.

Hz. İbrahim’in (aleyhisselam) zorba kral ile rasyonel diyalog çerçevesinde tartışması, Kur’an-i Kerim’de şöyle tasvir edilir: Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah kendisine mülk verdi diye İbrahim ile Rabbi hakkında tartışanı görmedin mi? İbrahim: ‘Rabbim, dirilten ve öldürendir’ demişti. ‘Ben de diriltir ve öldürürüm’ dedi; İbrahim, ‘Şüphesiz Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirsene’ dedi. İnkâr eden şaşırıp kaldı. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez”. Hz. Musa (aleyhisselam) da Firavun ile olan tartışmasında aynı yönteme göre hareket etti.  Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Firavun, ‘Âlemlerin Rabbi de nedir?’ dedi. Mûsâ, ‘O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir’ dedi. Firavun, etrafındakilere ‘dinlemez misiniz?’ dedi. Mûsâ, ‘O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir’ dedi. Firavun, ‘Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir’ dedi. Mûsâ, ‘O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir’ dedi. Firavun, ‘Eğer benden başka bir ilâh edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim’ dedi.”

Kur’an-ı Kerim’in diyalogun değerini yerleştirmesinde, insani gelişmeye bir davet vardır. Diyalog; tek taraflılık, ırkçılık ve kibirliliği reddetmeye ve rengi, dini ya da ırkı ne olursa olsun başka insana saygı göstermeye çağırır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “And olsun ki, biz Âdemoğullarını onurlandırdık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’ın ve akrabanın haklarına riayetsizlikten de sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir”.

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e, ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

Kıymetli Müslüman kardeşlerim!

Kur’an-ı Kerim’in çağırdığı ahlaki değerlerden, nefse hâkim olmak ve öfkeyi yutmaktır. Bilindiği gibi, insan bu hayatta kendi öfkesini kışkırtabilecek bazı durumlara veya olaylara maruz kalabilir. Şüphesiz ki insanın nefsi gördükleri ve duyduklarından etkilenir. Kur’an metinleri nefse hâkim olmaya ve öfkeyi yutmaya çağırmak için geldi. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Rabbinizin bağışına, genişliği gökler ve yer kadar olan ve takvâ sahipleri için hazırlanmış bulunan cennete koşun. O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever”. başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İçinizde lütuf ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için yemin etmesinler, affetsinler, geçsinler. Allah’ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? Allah bağışlayandır, merhametli olandır”. Yine başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İyilik ve fenalık bir değildir. Ey inanan kişi: Sen, fenalığı en güzel şekilde sav; o zaman, seninle arasında düşmanlık bulunan kişinin yakın bir dost gibi olduğunu görürsün”. Ve yine de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah’a aittir”.

Önemli değerlerden biri de insanların aralarını bulmaktır. İnsanları barıştırmayı emreden ve barışçı insanlara büyük bir ecirle müjdeleyen çok ayetler vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ancak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna, onların gizli toplantılarının çoğunda hayır yoktur. Bunları, Allah’ın rızasını kazanmak için yapana büyük ecir vereceğiz”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Vasiyet edenin yanılacağından veya günaha gireceğinden endişe duyan kimse, ilgililerin arasını düzeltirse ona günah yoktur. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder”. Yine başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Sana yetimleri sorarlar, de ki: ‘Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır’. Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırt etmesini bilir. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Allah şüphesiz güçlüdür, Hakim’dir”. Cenab-i Hak, insanların aralarını bozanlara şiddetli bir şekilde uyararak şöyle buyurur: “Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah’ı şahit tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeye çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez. Ona: “Allah’tan kork” denilince, gururu kendisine günah işletir, artık ona cehennem yetişir, ne kötü yataktır!”.

Ecdadımızın ulaştığı medeniyete ve ilerlemeye ulaşabilmemiz için Yüce Allah’ın Kitabı’nın çağırdığı ahlaki değerlere tutunmaya ihtiyacımız vardır. Şair Ahmed Şevkı şöyle demiş: “Milletler, ahlakı olduğu müddetçe yaşar, eğer ahlakı giderse onlar da yok olup gider”.

Ey Allah’ım! bizi en güzel ahlâklara yönlendir, Sen’den başkası yönlendiremez, bizi kötü ahlaklardan uzaklaştır, Sen’den başkası uzaklaştıramaz! Ülkemizi, halkını, ordusunu ve polisini de tüm kötülüklerden koru! Bize ve tüm âleme güven ve huzur ver!

Dualarımızın sonu da «El-hamdülillahi Rabbi’l-âlemin»dir.

* * *