PEYGAMBER (S.A.V.)’İ ONURLANDIRMANIN YÖNLERİ
8 Rebiülevvel 1437 H. 18 Aralık 2015 M

awkaf

Unsurlar:

  • İlk insan yaratılırken (s.a.v.)’i (şereflendirmek) onurlandırmak.
  • Doğumundan önce (s.a.v.)’i onurlandırmak.
  • Yüce soylarla (s.a.v.)’i onurladırmak.
  • Onun adıyla yanında, peygaberliğin yüceliği ve şerfiyle beraber hitap etmek.
  • (s.a.v.)’i sevmenin ve O’na itaat etmenin gerekliliği.
  • Allahu Te’âlâ’nın O’nu savunmasıyla onurlandırması
  • (s.a.v.) peygamberliğinin ve risâletinin genelliği.
  • O’nun peygamberliğininve risâletinin âlemlere rahmet olduğu.

Deliller:

Kur’ân-ı Kerîm’den deliller:

  • Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi? ” demişti. Onlar, “Kabul ettik ” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.(Âli İmrân suresi, 81.ayet)
  • “Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. “(Bakara suresi, 129.ayet)
  • ” Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben Allah’ın size benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim” demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince,”bu apaçık bir sihirdir” ” (Saff Suresi, 6.ayet)
  • “Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.”(Nisâ suresi, 80.ayet)
  • ” De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsunuz bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır. Çok merhamet edendir.”(Âli İmrân suresi, 31. ayet)
  • ” (Ey peygamber!) Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapamazsan, onun verdiği peygamberlik görevini getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir. ” (Mâide suresi, 67. ayet)
  • “Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.”(Sebe’ suresi, 28. ayet)
  • ” (Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”(Enbiyâ suresi, 107. ayet)
  • “Şüphesiz, Allahın melekleri peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.” (Ahzâb suresi, 56. ayet)
  • “(Ey inananlar!) peygamberin (sizi) çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçinizden birbirini siper edereksıvışıp gidenleri Allah gerçektenbilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar. ” (Nȗr suresi, 63. ayet)

Nebevî Sünnetinden deliller:

  • Vasiletü ibn-il Aska’ (Radıyallahu anh) diyor ki: Resȗlullah (s.a.v.):”Şüphesiz ki Allah, İsmail (aleyhisselâm)’ın oğullarından, Kinâne oğullarını seçti. Kinâne oğullarından Kureyş’i seçti. Kureyş’ten Hâşim oğullarını seçti. Hâşim oğulları arasından da beni seçti.” buyurduğu zaman işittim.”( Müslüm onu rivayet etmiştir.)
  • Irbâz ibn Sâriye es-Sulemî’den rivayette o, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işitmiştir:”Ben, babam İbrahim’in duasıyım, İsa’nın kavmine müjdesiyim, Annemin görmüş olduğu rüyayım ki o, rüyasında kendisinden bir nûr çıktığını ve bu nûrun Şam’ın saraylarını aydınlattığını görmüştü.”(Ahmed Müsnedi).
  • Ebi said (Radıyallahu anh)”den, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu demiştir:”Cibril bana geldi ve şöyle dedi: ‘Şüphesiz ki benim ve senin Rabbımızbuyuruyor: “Senin namını nasıl yükselttim?” Peygamberimiz ona: “Allah daha iyi bilir” diye cevap veriyor. Bunun üzerine Cibril, Allah’ın şöyle buyurduğunu haber veriyor: “Ben anıldığım zaman sen de benim­le beraber anılıyorsun.” (Haysemî, Mücamma El-Zevâid)
  • Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:”Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş, bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur.” (müttefikun aleyh)
  • Enes’in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz: “Hiçbiriniz, ben kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.(müttefikun aleyh)
  • Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:”Ben ancak hediye olunmuş bir rahmetim.” (Hâkim Müstadrakta rivayet etmiştir)
  • Câbir ( r.a.) anlatıyor ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur ki:”Bana, benden evvelki Peygamberlere verilmeyen şu beş şey verilmiştir: Bir aylık mesâfeden düşmanlarımın kalbine korku vermekle bana yardım edildi; bana yer yüzü namazgah ve temizleyici kılındı, Onun için ümmetimden namaz vakti gelip çatmış her kim olursa olsun, hemen orada namazını kılıversin. Savaşta alınan ganimetler de bana helâl kılındı. Halbuki benden evvel kimseye helâl kılınmamıştı. Banaşefaatverildi. Bir de, bendenevvelkipeygamberlersadecekendikavminegönderilmişken, benbütüninsanlaragönderildim.”(Buhârîrivayet etmiştir)

Konu:

Allahu Te’âlâ, gerek halk başlangıcında gerekse de dünyaya gelmesinden önce ya da doğduktan sonra, hayatında ve vefat ettikten sonra,  peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem) onurlandırdığı gibi, onun dışnda âlemlerden bir kimseyi onurlandırmamıştır.

Allahu Te’âlâ, peygamberi ilk insan olarak yaratırken onurlandırmak.

Allahu Te’âlâ, Evvelîn ve Ahirîn’de hazreti peygamberin şânını ve ününü yüceltip de yükselti.ve hazret-i peygamberimizden önce gönderilmiş olan bütün peygamberler, onun zamanına ulaştıkları halinde ona mutlaka iman edecekleri ve ona mutlaka yardım edecekleriiçin onlardan sağlam söz almıştır. Allahu Te’âlâ, şöyle buyurmuştur: Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi? ” demişti. Onlar, “Kabul ettik ” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlarlardanım” demişti. (Âli İmrân Suresi, 81. ayet). Allahu Te’âlâ, bu sağlam sözü daha fazla yüceltipde şereflendirmiştir. Zira Allah ve peygamberleri bu sağlam söze şâhid olmuşlardır.

Ondan önceki peygamberler onunla müjdelemişlerdir.

            Irbâz ibn-i Sâriye es-Sulemî’den rivayette o, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işitmiştir: “Ben, babam İbrahim’in duasıyım, İsa’nın kavmine müjdesiyim, Annemin görmüş olduğu rüyayım ki o, rüyasında kendisinden bir nûr çıktığını ve bu nûrun Şam’ın saraylarını aydınlattığını görmüştü.”(Ahmed Müsnedi).Hazerti İbrahim duası, Allahu Te’âlâşu ayetindedir:”Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabi ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. “.(Bakara Suresi, 129. ayet). İsa (a.s.) müjdesi ise Allahu Te’âlâ şöyle buyurduğunda: ” Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben Allah’ın size benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak göndrediği) peygamberiyim” demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince,”bu apaçık bir sihirdir” dediler. “(Saff Suresi, 6. ayet) .

Dünyaya gelmeden  önce (s.a.v.)’i onurlandırmak.

            Allahu Te’âlâ, Resȗlü (s.a.v.) doğumundan  önce onurlandırması ise, Muhammed’i adlandırmasıyla olmuştur. Hz. Âmine binti Vehheb Muhammed’e Hamile olduğu zaman şöyle anlatmıştır: “Ben hamile iken, bir gece rüyamda karşıma bir zatçıkıp dedi ki: Ey Âmine, bilmiş ol ki, bu ümmetin en hayırlısı olan kimseye hamile oldun. Yere düştüğü zaman (dünyaya geldiğinde) şöyle söyle: “onuher hasetçi şerrinden Tek İlah olan Allah’a sığınırım” de ve ismini Muhammed koy. Tavrat’taki adı Ahmed’dir, Yer ve gök sakinleri ona hamd ederler (şükr ederler ve İncil’deki adı Ahmed’dir,Yer ve gök sakinleri ona hamd ederler (şükr ederler ) ve Kur’ân’daki adı Muhammeddir. Onu Muhammed adıyla adlandır.” (Beyhakı’nın İmân Şubeleri)

Bundan da yüce soyu: Hz. Muhammed (s.a.v.) geçmiş ve gelecek insanların en üstünü, en mükemmelive en faziletlisidir. Buna delil olarak, Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Ve secde edenler arasında dolaşmanı” (Şuarâ suresi, 219. ayet), İbn Abbas anlatmıştır ki: “yani babalar sırtlarında, Adam, Nuh ve İbrahim (a.s.) Allah (Azze ve celle) O’nu (s.a.v.) peygamberlikle gönderilmesine kadar. “. O en yüce soylardan ve en cömert Arap kabilelerindendir. Allahu Te’âlâ, O’nu Cahiliyye katillerinden kormuştur ve O’nu  nesilden neslekerim sulplerden temiz rahimlere nakletmiştir. O (s.a.v.) seçmelerin seçkinidir.Vasiletü ibn-il Aska’ (Radıyallahu anh) diyor ki: Rasȗlullah (s.a.v.) şöyle buyururken işittim: “Şüphesiz ki Allah, İsmail-aleyhisselâm-‘ın oğullarından, Kinâne oğullarını seçti. Kinâne oğullarından Kureyş’i seçti. Kureyş’ten Hâşim oğullarını seçti. Hâşim oğulları arasından da beni seçti.”( Müslüm onu rivayet etmiştir.)

Ama (s.a.v.)’i hayatında onurlnadırma, dünya ve ahirette şanı yükseltti. Allah zikr edildiği zaman,Resȗlullah (s.a.v.) zikredilir. Allahu Te’âlâşöyle buyurmuştur: ” Senin şanını yükselttik.” Ebi said (Radıyallahu anh)”den, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu demiştir:”Cibril bana geldi ve şöyle dedi: ‘Şüphesiz ki benim ve senin Rabbımız buyuruyor: “Senin namını nasıl yükselttim?” Peygamberimiz ona: “Allah daha iyi bilir” diye cevap veriyor. Bunun üzerine Cibril, Allah’ın şöyle buyurduğunu haber veriyor: “Ben anıldığım zaman sen de benim­le beraber anılıyorsun.” (Haysemî, Mücemm’a El-Zevâid)

Allahu Te’âlâ, çok meselelerde onun adını, (s.a.v.)’in adıyla bağlamıştır.Allah’a vehdaniyyet (tek ilah olduğuna) şehadet ettikten sonra, (s.a.v.)’in Peygamberliğine şehadet etmeden kişi Müslüman olmaz.

Hassan bin Sâbit (r.a.) Peygamber (s.a.v.)’i bu iki beyitle övmüştür:

Allah, peygmberin adını, adına eklemiştir. Müezzin beş vakit ezanında, Eşhedü Enla İlahe İllallah dedikten sonraEşhedü Enne Muhammed’en Resûlüllah der.Ve peygamberin adını adından türemiştir.Arş sahibi Mahmȗd ve o Muhammed’dir.

Resȗlullah’ı, şehâdetinde, Ezanda, kamette, Cuma hutbesinde ve Kur’ân-ı Kerîm’de Allahu Te’âlâ’yı andıktan sonra anılır.Allahu Te’âlâ, (s.a.v.)’e itaati, Onun itaatine bağlamıştır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.” (Nisâ Suresi, 80. ayet). İbn Abbas (ra.anhuma) şöyle anlatıyordu: ” üç ayet başka üç ayetle bağlı inmişlerdir. “. Birincisi: “Namazı kılın, zekâti verin.”(Bakara suresi, 43. ayet). İkincisi:  “Bana ve anne babana şükret.”(Lokmân suresi, 14. ayet). Üçüncüsü ise:”Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin.”(Nisâ suresi, 59. ayet). Kim Allah’a itaat ederse ve peygamber’e itaat etmezse, ondan bir şey kabul edilmez.

            Allahu Te’âlâ, peygamber (s.a.v.)’in bîatını, O’nun (c.c.) bîatıyla bağlamıştır. Allah Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar.” (Fetih suresi,10. ayet). Ve Peygamber (s.a.v.)’e itaat etmeyi, cennete ulaşmanın alâmetlerinden kılmıştır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “kim Allah’a ve Resȗlüne itaat ederse, büyük bir başarıya ulaşmıştır.” ( Ahzâb suresi, 71. ayet). Ve peygamberimizin hadislerinde:Ebu Hureyre ( Radıyallahu anh)’dan Rasȗlullah Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin tamamı cennete girecektir; ancak diretenler hariç”Ya Rasȗlullah Sallallahu direten kimdir? Dediler, “Bana itaat eden cennete girecek, bana isyan eden de muhakkak diretmiştir.” buyurdu. (Buhari onu rivayet etmiştir) Ve hazreti Ömer (Radıyallahu anh ) Hacerülesved’e gelip de onu öpmesinin hadisi, hazreti Ömer şöyle demiştir: ” Ben senin taş olduğunu, bir fayda ve zarar vermeyeceğini biliyorum. ŞayetNebisallallahualeyhiveselleminseniöptüğünügörmeseydim, ben de öpmezdim.” (Buhari onu rivayet etmiştir). Allahu Te’âlâ’ya itaat etmek, sadece Peygamberine (s.a.v.) itaat etmekle gereçekleşir.

            Bir de Allah (c.c.) peygamberin sevgisi Allah’a imânından yapmıştır. Hatta onun sevgisinin, Peygamber (s.a.v.)’in sevgisinden yapmıştır. Ve Peygambere uymanın sevmeye işaretidir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsunuz bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır. Çok merhamet edendir.” (Âli İmrân suresi, 31. ayet). Peygamberin sevgisi, her Müslümana bir farzdır.Hz. Enes’in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz: “Hiçbiriniz, ben kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur. (müttefikun Aleyh). Hatta, peygamberin sevgisini, kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadan kulun kalbinde imanın tamamı olmaz. Abdullah b. Hişâm (r.a.) şöyle demiştir: Hz. Ömer (r.a.) bu hadisi işitince: “Ya Resȗlüllah, sen nefsimden başka her şeyden daha sevgilisin” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) “Ya Ömer! Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki,nefsinden de sevgili olmalıyım” buyurunca; Hz. Ömer (r.a.) ” Nefsimden de ” diyerek durumu arz etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) “Ya Ömer işte şimdi oldu. “(Buhâri onu rivayet etmiştir).

Allahu Te’âlâ, bütün peygamberlerine isimleriyle hitap ettiği halde, ona (s.a.v.) ismiyle hitap etmemesini,  hazreti Peygamberimiz (s.a.v.)’i en iyi şereflendirme şekillerindendir.Allahu Te’âlâ, Muhammed (s.a.v.) Hariç, bütün peygamberlerine isimleriyle hitapetmiştir: Buna örnek olarak;  Allahu Te’âlâ Adam’a (a.s.) hitap ederek şöyle buyurmuştur: ” Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşsin” (Bakara suresi, 35. ayet), Hazerti İsa’ya (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim.” (Âl-i İmrân suresi, 55. ayet), Hazerti Nȗh’a (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey Nȗh! Sana ve seninle birlikte bulunanların birçok ümmete bizden bereketlerle (gemiden) in.” Hȗd suresi, 48. ayet),Hazerti Musa’ya (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: ” Ey Musa! Şüphasiz ben, evet ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.” (Kasas suresi, 30. ayet), “Ey Musa! Şüpha yok ki, ben senin Rabbinim.” (Tâhâ suresi, 11-12. ayetler),Hazerti Yahya’ya (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey Yahya! Kitaba sımsıkı sarıl.”(Meryem suresi, 12. ayet),Hazerti İbrahim’e (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: ” Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” (Sâffât suresi,104-105. ayetler),Hazerti Zekeriyya’ya (a.s.)hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. daha önce onun adını kimseye vermedik.” (Meryemsuresi, 7. ayet).

Allahu Te’âlâ, peygamberlerin en üstünü ve sonuncusu hazreti Muhammed’e (s.a.v.) hitap ederken, onu şereflendirmesi ve yüceltmesine delâlet eden Peygamberliğin lakabıyla (unvanla) hitap eder.Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:”Ey peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeci, hemde bir uyarıcı olarak gönderdik.” (Ahzâb suresi, 45. ayet) ve Mâide suresinde şöyle buyurmuştur: “Ey şanlı Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapamazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah kâfir topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.” (Mâide suresi, 67. ayet).Sadece o kadar değil, Allahu Te’âlâ, diğer ümmetler gibi peygamberlerine isimleriyle çağırdıkları gibi ümmeti, Peygamber (s.a.v.)’e adıyla çağırmaktan nehyetmiştir. Ve bunu yapana elem dolu bir azapla vaad etmiştir.Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:”(Ey inananlar!) peygamberin (sizi) çağrımasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçnizden bibirini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah gerçekten bilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar.” (Nȗr suresi, 63. ayet)

Hz. Muhammed’i  (s.a.v.) örnek edinmesinin en üstün şereflendirme şekillerindendir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:”Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikredin kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb Suresi, 21.ayet). Şu  ayet-i kerime peygamber (s.a.v.)’in söyledikleri, yaptıkları ve durumlarıörnek almasına apaçık ve güçlü bir delildir.Müslümanların, her sahada (alanda) Hz. Peygamber (s.a.v)’in söyledikleri, yaptıkları ve durumları örnek edinmeleri gerekir. Hz. Peygamber (s.a.v)’i örnek edinmek demek, O’nun sünnetine uymak demektir.

Allahu Te’âlâ, Yüce kitabında (Kur’ân Kerîm’de) peygamber (s.a.v.)’e salat etmesinin, onu şerflendirme üsluplarındandır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur:”Şüphesiz, Allah ve melekleri peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.” (Ahzâb suresi, 56. ayet).

Allahu Te’âlâ kendisiyle, bütün peygamberler hariç, peygamberin adına savunma yapmasının diğer yüce şereflendirme yüzlerindendir. Her peygamberin kavmi, onu batıl suçlamalarla suçluyorlardı.Ve her peygamber kendi adına savunma yapıyordu. Kur’ân-ı Kerîm’in anlattığı gibi, Nȗh (a.s.) kavmi, onu sapıklıkla suçladılar.Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: (Kavmimin ileri gelenleri, “Biz seni açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz.” dediler.) (A’râf suresi, 60. ayet) bu suçlamayı reddederek şöyle demiştir: “Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok. Aksine ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasıhat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah’tan gelen vahiy ile biliyorum.” (A’râf suresi, 61-62. ayetler). Ve Hȗd (a.s.) kavmi, onu yalancılık ve delilikle onu suçladılar. O’na, şöyle demişlerdir: ” Şüphesiz, biz seni akıl kıtlığı içinde görüyoruz. Biz senin mutlaka yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz.” (A’râf suresi, 66. ayet). Kendisinden,bu suçlamayı reddederek şöyle demiştir : “Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yok. Âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Rabbiminvahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım.” (A’râf suresi, 67-68. ayetler).

Ama peygamberlerin sonuncusu Hazret-i Muhammed (s.a.v.)’in kavmi, onu yalancılıkla ve iftirâlarla suçladıkları gibi, Allahu Te’âlâ, hazerti peygamberin adına savuma yapmıştır. Onun kavmi, O’nu şair olmasıyla suçlayıp şöyle demişler: (Onlar,”Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, O bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bir mucize getirsin.” Dediler.) (Enbiyâ suresi, 5. ayet), Allahu Te’âlâ, onun adına savunma yaparak onlara şöyle cevap vermiştir: “Biz, o peygamber’eşiir öğretmedik. Bu ona da. O(na vediğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır. ” (Yâsîn suresi, 69. ayet) ve o (s.a.v.) bir kâhin demişlerdir. Allahu Te’âlâ, onlara şöyle cevap vermiştir: “(Ey Muhammed!) O hâlde, sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayasinde, sen ne bir kâhinsin ne de bir deli.” (Tȗr suresi, 29. ayet) ve O (s.a.v.)’in bir kâhin olduğunu demişlerdir. Allahu Te’âlâ’nın kasamıyla, o ne büyük bir kasam (yemin etmek), peygmaber hakkında suvunma yapıp onların  iddalarını ve suçlamalarını iptal ederek, onlara şöyle cevap vermiştir: “görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur’ân), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin ( Allah’tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür. O, bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz! Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz! O, âlemlerin Rabbi tarafından indirimedir.” (Hâkka suresi, 38-43. ayetler) ve bir kerede, O (s.a.v.) bir sâhir (büyücü) olduğunu iddia etmişlerdir. Allahu Te’âlâ, onlara şöyle cevap vermiştir: “İşte böyle! Onlardan öncekilere hiç bir peygamber gelmemişti ki, (O bir büyücüdür) yahut (bir delidir) demiş olmasınlar.” (Zâriyât suresi, 52. ayet). Başka bir kerede sihirlenmiş (büyülenmiş) olduğunu demişler.  Allah Te’âlâ, onlara şöyle cevap vermiştir: “Zalimler, (inanalara): (Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz)  dediler. (Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasılda temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.” (Furkân suresi, 9. ayet), ve deli olduğunu demişlerdir. Allahu Te’âlâ, onlara şöyle cevap vererek şöyle buyurmuştur: “Yoksa ( O cinnet getirmiş) mi diyorlar? Hayır O, onlara hakkı getirdi. Hâlbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar.”(Mü’minȗn suresi, 70. ayet). Yine şöyle de buyurmuştur: “Nȗn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin. Şüphesiz sana tükenmez bir mükafât vardır. Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem suresi, 1- 4. ayetler). Ve onu azgınlık ve sapıklıkla suçlamışlar. Allah (c.c.) onlara şöyle cevap vermiştir: “Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı. O, nefis arzusu ile konuşmaz. (size okuduğu) Kur’ân ancak kendisine bildirilenbir vahiydir.” (Necm suresi,1-4. ayetler). Hatta Allah (a.c.) onu müşriklerden (s.a.v.) kormasını ve himaye etmesini üslenmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” (Ey peygamberi!) Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapamazsan, onun verdiği peygamberlik görevini getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.  ” (Mâide suresi, 67. ayet)

Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamberliğinin genelliği, Allahu Te’âlâ, onu  en üstün şereflerdirme şekillerindendir.

Geçmiş peygamberler, bütün insanlara değil, belli kavimlere, sırf içinde bulundukları topluluğa gönderilmiştir. Yalnız, Hz. Muhammed (s.a.v.) son peygamber olarak, hem kıyamete kadar bütün zamanlara, hem bütün âlemlere, hem de bütün insanlara ve cinlere gönderilmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe’ Suresi, 28. Ayet). Ve Hz. Câbir ( r.a.) anlatıyor ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur ki: “Bana, benden evvelki Peygamberlere verilmeyen şu beş şey verilmiştir : Bir aylık mesâfeden düşmanlarımın kalbine korku vermekle bana yardım edildi, bana yer yüzü namazgah ve temizleyici kılındı, Onun için ümmetimden namaz vakti gelip çatmış her kim olursa olsun, hemen orada namazını kılıversin. Savaşta alınan ganimetler de bana helâl kılındı. Halbuki benden evvel kimseye helâl kılınmamıştı. Bana şefaat verildi. Bir de, benden evvelki peygamberler sadece kendi kavmine gönderilmişken, ben bütün insanlara gönderildim. “(Buhârî, rivayet etmiştir)

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in onurlandırmasının şekillerinden: Resȗlullah’ın diğer peygamberlerden üstünlüğüdir. Allah Te’âlâ, onu diğer peygamberleinden üstün tutmuştur.  Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: O peygamberlerin  bir kısmını  diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece  yükseltmiştir.” (Bakara Suresi, 253. Ayet). Ayette geçen “Allah’ın bir çok derecelerle yükselttiği kişi” ifadesinden kasıt,  peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. Çünkü O (s.a.v.) yüksek dereceler, ebedi ve baki  Kur’ân mucizesi ve İslamiyet’ten önceki dinlerin hükümlerini toplayan korunabilmiş genel, yüksek ve yüce bir ilahi mesajin sahibidir. Ve hadiste, Ebu Hureyre’nin (r.a.) naklettiğine göre:

Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Diğer Peygamberlere verilmeyen altı şey bana verilmek suretiyle üstün kılındım: Bana az sözle çok mana ifade etme gücü verildi. (Düşmanlarımın kalbine) korku salmam hususunda bana yardım edildi. Ganimetler bana helal kılındı. Yer (yüzü) bana bir temizlik vasıtası ve bir mescit kılındı. Tüm insanlığa Peygamber gönderildim. Benimle Peygamberler sona erdi.”. (Muslim ve Tirmizi onu rivayet etmişlerdir)

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in onurlandırmasının şekillerinden de: Allahu Te’âlâ, onun (s.a.v.)’in hayatıyla yemin etmektir. Allahu Te’âlâ, Kur’ân’da peygamberden başka bir kişinin hayatıyla yemiş etmemiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Reslüm! Ömrüne yemin olsun ki gereçekten onlar, serhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.” (Hicr suresi, 72. ayet). Yani: ey Muhammed! Senin hayatın hakkıyla, bu kişiler bir hayret ve gaflet içinde ve kendilerine elem verici bir azap  geleceğini bilmezler. Onlar gaflet içinde, doğru yoldan ayrılmışlar. Ve müşrikler, Allah, peygamberi terk edip tek başına bıramış olduğu iddia edince, Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Kuşluk vaktine andolsun. Ve  karanlığı çöktüğü vakit geceye andolsun ki. Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da. Muhakka ki âhiret senin için dünyadan daha hayırlıdır. Şüphe siz, Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.” (Duhâ suresi, 1-5. ayetler.).

Ama vefatinden sonra Allahu Te’âlâ onu onurlandırması ise, Peygamber Efendimiz Kıyamet gününde şefaatidir. Ebu Hureyre (Radıyallhu anh) Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ben, kıyâmet günü Âdem oğlunun efendisiyim. Kabri ilk açılacak (haşrolunmak için kabrinden ilk çıkacak) olan benim, ilk şefaat edecek olan ve şefaati ilk kabul edilecek olan da benim.” (Buhari ve Müslim onu rivayet etmişlerdir.)

Peygamberimiz, âlemlere rahmet gönderilmesi, onu (s.a.v.) en yüce onurlandıram şekillerindendir. Allah Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ suresi, 107. ayet), Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ben ancak hediye olunmuş bir rahmetim.” (Hâkim Müstadrakta rivayet etmiştir) ve başka bir rivayette: ” Ben hediye olunmuş bir rahmet gönderildim.”.