İslam İnşa ve İmar Dinidir
21 Rabiülevvl 1437 H. – 1 Ocak 2016 M.

awkaf-

Unsurlar:

  1. Yeryüzünü imar etmek şeri’i bir farızadır.
  2. İnşa ve imar etmeye İslamın çağrısı.
  3. İşi iyi ve sağlam yapılmak, milletlerin ve halkların ilerlemelerinin yoludur.
  4. İslam, tenbelliğinin bütün şekillerinden sakındırır.
  5. Yeryüzünde tahrip etmek ve bozgunculuk yapmaktan sakındırmak.

Kurân-i Kerîm’den Deliller:

  1. “Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.” (Mâide suresi, 33. ayet)
  2. “Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Şüphesiz, Allah’ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.” (A’râf suresi, 56. ayet)
  3. De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.” (Tevbe suresi, 105. ayet)
  4. “Bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşırlar.” (Müzzemmil suresi, 20. Ayet)
  5. “O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.” (Mülk suresi, 15. ayet)
  6. “O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı.” (Hȗd suresi, 61. ayet)

Nebevî Sünnetinden Deliller:

  1. El-Mıkdâm(r.a.)’dan: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hiç­bir kimse kendi elinin çalışmasını yemekten daha hayırlı bîr yiyecek asla yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd aheyhi’s-selâm da ken­di elinin emeğinden yer idi” (Buharî onu rivayet etmiştir)
  2. Abdullah ibn Abbas (r.a.)’dan Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurduğu anlatmıştır: “Kim işinden yorulmuş olarak geceyi geçirirse, Allah’ın bağışlamasına mazhar olarak gecelemiş demekti.” (Elmücam Elvasît)
  3. Ebû Hureyre (r.a.)’den şöyle der idi: Rasûlullah (s.a.v.): “Yemîn ederim ki, sizden herhangi birinizin (ipini alıp da dağdan) arkasına bir bağ odun yüklenmesi, verecek yâhut vermeyecek olan herhangi bir kişiden istemesinden çok hayırlıdır” buyurdu. (Buharî onu rivayet etmiştir)
  4. Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.): “Dul kadınların ve fakirlerin nafakalarım kazanmaya koşan müslümân kim se, Allah yolunda savaşan mücâhid gibidir, yâhut gece namâzlı, gündüz oruçlu âbid kimse gibidir.” buyurdu. (Buharî Sahıhî)
  5. Enes İbn Malik (r.a.)den, şöyle demiştir: Resȗlullah (s.a.v.): “Birinizin elinde bir hurma fidanı varken kıyamet kopacaksa da kopmadan önce onu diktirebilirse diksin.” buyurdu. (El-Adeb Elmüfrad kitabında Buharî onu rivayet etmiştir).
  6. Ka’b ibn-i Ucre radıyallâhü anh anlatıyor ki: “Bir adam Nebiyy-i Muhterem sallallâhü aleyhi vesellem’e uğramıştı. Resûlüllah (s.a.v.)’ın ashâbı, bu adamın kuvvet ve kabiliyetini görünce, ‘ Yâ Resûlellah, bu adam Allah yolunda cihad etseydi ne güzel olurdu, dediler. Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘ Bu adam, küçük çocuklarının geçimini temin etmek için çıktı ise, Allah yolundadır. ‘Yaşlı anne ve babasına hizmet için evinden çıkmışsa, Allah yolundadır.’ Çalışıp nefsini dilencilikten korumak için çıkmışsa, Allah yolundadır. ‘Âilesinin geçimini temin etmek için çıkmışsa, Allah yolundadır. (Çalışıp kazandığının) çokluğuyla övünmek, (zenginliğiyle gururlanmak) için çıkmışsa, tâğutun (şeytanın) yolundadır.” (Tabarânî onu rivayet etmiştir.)
  7. Enes İbn Malik (r.a.)’den demiştir ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyordu: “Allahım! Ben aczden, tenbellikten, korkaklıktan, ihtiyarlık ve cimrilikten sana sığınırım. Kabir azabmdan ve hayat memat fitnesinden de, sana sığınırım.” (Müslim onu rivayet etmiştir)

Konu:

      Allahu Te’âlâ, inasnı en güzel bir biçimde yaratmış ve onu şerfli kılıp bütün yarattıklarından üstün kıldı. Göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın onun hizmetine verdi. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsrâ suresi, 70.ayet). ve Yine de şöyle buyurmuştur: “O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratandır.” (Bakara suresi, 29. ayet). insanı bu şekilde onurlandırma ve ona inâm etme çerçevesinde İnsanı  yeryüzünde halife kılınmıştır. Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: “Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim. demiştir.” (Bakara suresi, 30. ayet).  Allahu Te’âlâ, insanı Allah’a ibadet etmenin  yanında yerüyüzünü imar etmek, yeraltındaki ham maddeleri ve nefîs madenler (altun, gümüş ve elmas ilh) çıkarmakla görevlendirdi. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı.” (Hȗd suresi, 61. ayet).

Yani, sizlerden (bütün insanlardan) yeryüzünü imar etmek ve onarmak, onun üzrendeki nimetler ve azıkları (rızıklar) aramak ve onun altındaki faydalı bütün ham maddeler çıkarmanızı  istedi. Allahu Te’âlâ, bu gayete (amaca) ulaşmak için, insan çalışmasını ve buna ulaştıran ve onu gereçekleştiren bütün yolları arayıp onlara önem vermesini ve tenbellikten kurturulmasını emretmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.” (Mülk suresi, 15. ayet).

    Çalışmak için belli ve kesin bir vakıta bağlı değildir. İnsan can vermesine kadar çalışmak gerekir. Resȗlullah (s.a.v.), Enes İbn Malik (r.a.)’den hadisinde bu meseleye işaret etmiştir. Enes İbn Malik (r.a.)’den, şöyle demiştir: Resȗlullah (s.a.v.): “Birinizin elinde bir hurma fidanı varken kıyamet kopacaksa da kopmadan önce onu diktirebilirse diksin.” buyurdu. (El-Adeb Elmüfrad kitabında Buharî onu rivayet etmiştir). İslam, hatta zor durumlarda ve zor vakıtlarda  inşa ve imar etmeye önem verip de takdîs etmekte ve inşa ve imar etmeye çağırıp da ona isteklendirmektedir.

            İslam, yeryüzünün imar etmesiyle ilgli bütün şeyler öğerinmesine ve öğretmesine ilgilenmiştir. İslam, müslümanların, yer üzerinde yürümelerine ve  yerde ve denizdeki rızık kaynaklarını aramalarına isteklendirmiştir. El-Mıkdâm(r.a.)’dan, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hiç­bir kimse kendi elinin çalışmasını yemekten daha hayırlı bîr yiyecek asla yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd aheyhi’s-selâm da ken­di elinin emeğinden yer idi” (Buharî onu rivayet etmiştir). İslam, tüm dünyaya hayır getiren, onun yapmasıyla dünyayı imar eden çalışmaya ve emek etmeye sarıh bir davettir.

      İslam, çalışmak ve emek vermeye değer verip yüceltmiştir. Çalışma değerini ve kıymetini yükseltip de ilerlemeye bir yol ve vesile kılmış, ve çalışmayı, onu bir ibadet kılmış ve onu yapan kişiye mükafat edilecektir. Kur’ân-i Kerîm’in ayetleriyle, çalışmaya ve emek harcamaya motive etmiştir.  Yeryüzüne dağılma ve ayırlma emrini namaz kılmaktan sonra gelmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: ” Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.” (Cuma suresi, 10. ayet). İrâk ibn Mâlik (r.a.)’dan, Cuma namazını kıldıktan sonra cami kapısının önünde durup da şöyle demiştir: “Ey Allahım! senin davetine cevap verdim. Bana farz kıldığın namazı kıldım ve yeryüzüne dağıldım, beni rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın.”

     Yeryüzünü imar etmek için çalışma ve emek harcamanın önemli olduğundan Kur’ân-i Kerim’de çok ayetler varid olmuştur. Ve Nebevî Sünnerti de, bu meseleye  ilgili hadisler doludur.  Ebû Hureyre (r.a.) şöyle der idi: Rasûlullah (s.a.v.): “Yemîn ederim ki, sizden herhangi birinizin (ipini alıp da dağdan) arkasına bir bağ odun yüklenmesi, verecek yâhud vermeyecek olan herhangi bir kişiden istemesinden çok hayırlıdır” buyurdu. Süfyân Sevrî (Allah onu rahmet eylesin) Mescdi Harâm önünde oturan kişiler önlerinden geçerken şöyle diyordu: ” neden burada oturuyorsunuz? Ona “ne yapabiliriz?” diyerek cevap vermişler. O onlara ” Allah lütfundan isteyin ve müslümanlar omuzlarının üzerinde bir yük olmayın.”.

İslam hanif dini, onun ve evaltının helal rızlarını kazanmaya çalışan kişi, şehît ve Allah yolunda nöbet tutan kişinin mertebesine olduğunu açıklamıştır. Ka’b ibn-i Ucre radıyallâhü anh anlatıyor: ‘Bir adam Nebiyy-i Muhterem sallallâhü aleyhi vesellem’e uğramıştı. Resûlüllah (s.a.v.)’ın ashâbı, bu adamın kuvvet ve kabiliyetini görünce, ‘ Yâ Resûlellah, bu adam Allah yolunda cihad etseydi ne güzel olurdu, dediler. Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘ ‘Bu adam, küçük çocuklarının geçimini temin etmek için çıktı ise, Allah yolundadır. ‘Yaşlı anne ve babasına hizmet için evinden çıkmışsa, Allah yolundadır. ‘Çalışıp nefsini dilencilikten korumak için çıkmışsa, Allah yolundadır. ‘Âilesinin geçimini temin etmek için çıkmışsa, Allah yolundadır. (Çalışıp kazandığının) çokluğuyla övünmek, (zenginliğiyle gururlanmak) için çıkmışsa, tâğutun (şeytanın) yolundadır.’ (Tabarânî onu rivayet etmiştir.).

İslam, çalışma ve emek verme yeryüzünü imar etmenin yolu olarak,  müslümanları çalışmaya ve emek harcanmaya davet etmesiyle yetinmemiştir. Ve müslümalar, Allah sevgisi uğruna için, işlerini yaptıklarında iyi ve sağlam yapmalrına devet etmiştir. Hz. Aişe (radıya Allahu Anha)’dan, peygamber (s.a.v.) şöyle buyurduğunu demiştir. “Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.” (Taberânî onu rivayet etmiştir.).

İşi iyi ve sağlam yapmak ve ona büyük önem vermek, İslam onlara davet eden en önemli ilkeler ve değerlerdendir. İşi iyi ve sağlam yapmak, din amaçlarındandır. Allah’ın rızasını kazanmaya, Allah’a sadık olmaya ve ilerlemeye vesile olur. Allahu Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: “Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Neml suresi, 88. ayet), Allahu Te’âlâ, insâni  iyilik etmeye ve işi iyi sağlam yapmaya motive edip de bozgunculuk yapmasından nehyetmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.” (Bakara suresi, 195. ayet), yine şöyle de buyurmuştur:  “Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas suresi, 77. ayet).

Kurân-ı Kerîm çok ayetlerinde, Allahu Te’âlâ rızasını kazanmak, kullarına nasıhat etmek ve toplumun fertleri arasında işbiriliği sağlamak için, işi iyi ve sağlam yapmaya davet etmiştir. Ve bunu yapana dünyada ve ahirette güzel ecir verilmesine vaadetmiştir. İnsanın her işi yaptığında, Allahu Te’âlâ’nın gözetiminin altında olur. Allahu Te’âlâ her şey bilir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’ân’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.” (Yũnus suresi, 61. ayet).

Allahu (azze ve celle) insanı görüp de çiftliğinde, fabrıkasında ve mağazasında yapmış olduğu bütün işlerini onun gözetiminin altında olur. Alllahu Te’âlâ şöyle buyuruyor:  De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir. ” (tevbe suresi, 105. ayet). Müfesirlerin açıkladıkları gibi, bu ayette kastedilen şeyi, hem insanlara tehdit etmek ve korkutmaktır. Yani Allah bütün amlerlernizi bilip de ve onon gözetiminin altında olur. Hayırlı ve iyi işler yapmaya çabuk olun ve işlerini iyi ve sağlam yapın, hem de onları istekledirme içerir. İşlerini (kötülükler ve iyilikler) Allah’ın gözetininin altında bilen insan, bütün işlerini iyi ve sağlam bir şekilde yapacaktır. Ve iyi ve hayırlı işleri yapacak fena ve kötlüklerden uzak duracaktır.

Aynı şekide Nebevî Sünneti de ilerlemeye ve daha iyi durumlara ulaşmak için, işi iyi ve sağlam yapmaya ve inşa ve imar etmeye davet etmiştir. İbadetsel yönünde, Allah ve kul arasındakı bir bağ olan namaz gibidir. Namazda, namaz kılanlarının imamı olnarın Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyeni olur. Ve Kur’ân-ı Kerîm’i okunduğu zaman Kur’ân-ı Kerîm’i en sahih şekilde okuyanı okur. Ve Rasulullah (s.a.v.) ölünün emrini üstlenen kişiye emrederek:   şöyle buyurmuştur: “biriniz kardeşini kefenlediği zaman kefenini güzel yapsın.” .(Müslim onu rivayet etmiştir) ve Ăsım ibn Küleyb el-Carmi şöyle demiştir: ” Babam Küleyb, babası yanında Peygamber (s.a.v.)’le birlikte bir cenazeye gittik. Ben akleder ve anlar bir kişiyim. Cenaze kabra konulunca kabır cenazeyi sığamadı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) şöyle diyordu: ‘şuraya kadar düzeltin.’ Hazır olanlar, bu şeyi süünet olduğunu zanetmişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara bakarak şöyle buyurmuştur: “Bunun ölüye ne zararı ne de faydası olur.  Ancak Allah, işçinin yaptığı işi, ameIi ve görevi sağIam ve iyi yapmasından hoşnut oIur. ” (Beyhakı onu rivayet etmiştir.)

İnsan, yaptığı her işi iyi ve sağlam yapmasını gerekir ve işini yaparken Allahu Te’âlâ, onu gördüğü gibi çalışması gerekmektedir. Allahu Te’âlâ insanların kalplerindekini tek gören ve bütün yaptıklarını tek bilendir. Fakat  işlerini iyi ve sağlam yapmayan kişi günahkâr olur. Görevini ihmal eden, işini iyi ve sağlam yapmayan ve haram maaş yiyen görevli, kıyamet gününde hısabını verilecektir. Ümmetlerin ve milletlerin geciktirmelerine ve geri kalmalarına sebep olduğundan bu görevliler kıyamet gününde ümmetlerin ve milletlerin geciktirmelerinin ve geri kalmalarının günahlarını yüklenecekler. Onları Allah’a şikayet ederiz. Hz. Ömer (r.a.) şöyle diyordu: ” Allah’ım! Sana emin olanın (inanılır kişi) zayıflığını ve kavının (güçlü olan) hiyanetini  şikayet ederim.”.

İslam, inşa ve imar etmeye yardım eden üşengenlik (tenbellik) ve ümitsizlikle mücadele edip de üşengenlik kötü bir sıfat saymıştır. Allahu Te’âlâ yüce kitabında üşengeçler zemedip de üşengenlik münafıkların sıfatlaından olduğunu beyan etmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Namaza üşene üşene vermeleridir.” . Üşengenlik (tenbellik) olumsuzluk bir tehlike ve tehlikeli bir hasatlık, ümmetleri bozmalarına sepep olup da onları mahveder ve gelişmiş medeniyetlerden geciktirmeye sebep olur. İmam Rağıb demiştir ki: ” Kim işisiz olmasını ister ve çalışmaya çaba sarf etmezse, insaniyetten sıyrılmış (insanlıktan uzak durmuş olur) olur ve ölülerden olmuş olur.”. bunun için Hz. Peygamberimiz (s.a.v.), tenbellikten Allah’a sığınmıştır. Enes İbn Malik (r.a.)den demiştir ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): «Allahım! Ben aczden, tenbellikten, korkaklıktan, ihtiyarlık ve cimrilikten sana sığınırım. Kabir azabmdan ve hayat memat fitnesinden de, sana sığınırım.» derdi.(Müslim onu rivayet etmiştir). Peygamber (s.a.v.) Allah’a sığınmasında acz, tenbellikle bağlamıştır. Çünkü ikisini birbirleriyle bağlıdır ve herbirinin, kişinin işlerini iyi ve sağlam yapmasına engel olur.

Tenbellik kalbı bir hastalıktır ve zihinsel bir engel, insan gayretini ve kararlılığnı zayıflatır, tehlikle bir hastalıktır, insanlar iyi ve sağlam işler yapmalarına engel olur. İslam tenbellikği kınıp da tenbellikten sakındırmıştır. İmam Alı (r.a.) şöyle demiştir: “Üşengenlik, sefilliğin anahtarıdır. Ve tenbellikle ve üşngenlik yüzünden fakirlik gelmiş ve tehlike ortaya çıkmıştır. İstemeyen bulamaz, ve yolsuzluğa yol açmaktadır. “. Tenbellik, İslam derğerlerinden değildir. Çünkü İslam, iyiliğe ve yeryüzünü imar etmeye davet eder. Ama üşengenler ve tenbeller, ne bir medeniyeti yapmazlar. Fakat medeniyetler yıkarlar.

Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak (ifsat etmek), İslam onunla mücaadele etmiş şeylerdendir. Çünkü bozgunculuk, yeryüzünü imar etmemeye götürür. Bozgunculuk, kötü insanların huluku (ahlakı) ve onunla sadece münafıklar huluklandırılırlar. Allahu Te’âlâ onların hakkında şöyle buyurmuştur: ” Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah bozguncuları sevmez.” (Maide suresi, 6.ayet) ve yine şöyle de buyuruyor ki: “Yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın.” (Bakara suresi, 60. ayet)

Bozgunculuğun çeşitli şekilleri vardır. Onların en telikeli, dinin adına çıkarılmış olduğu bozgunculuktur. Ümmet yeryüzünde bozgunculuk çıkarmış olan kimselerle mübtela olmuştur. İsalam Dini onlardan beri’dir. Onlar, din adına  insanları öldürüler, ırzları dokunurlar ve insanların mallarını haksız yere yiyorlar. Allahu Te’âlâ yüce kitabında onları zemetmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: “İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır.  O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez. Ona “Allah’tan kork” denildiği zaman, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!”(Bakara suresi, 204-206. ayetler)

Bozgunculuğun bütün şekilleri ve çeşitleri, bina ve kalkınma temellerini sarsar ve olumsuzluğun ve sorumluluğun duygusunu neşreder. Bozgunculuk ve bozgunculara karşı çıkmak gerekir. Çünkü onlara karşı çıkmasıyla toplum kurtlulur.  Bozgunculuk ve bozgunculara karşı çıkmamak halinde toplumu mahvedilir. Nu’mân İbn-i Beşîr (Allah Onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak onları koruyanlarla yasaklarını hiçe sayarak hududu çiğneyenlerin durumu aynen şöyledir: Bir gemideki yerlerini almak üzere bir toplum aralarında kur’a çektiler. Bunlardan bir kısmı geminin alt katına(ambar kısmına) bir kısmı da üst katına(güverteye) yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar hissemize düşen alt kattan bir delik açsak da üst katımızda oturanlara su almak için eziyet etmemiş olsak, dediler. Eğer üstte oturanlar bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa hepsi birlikte batar helak olurlar. Eğer buna mani olurlarsa hem kendileri kurtulur hem de onları kurtarmış olurlar. (Buhârî onu rivayet etmiştir.) Müslümanlar arasında bir daynışma ve işbirliği olması gerekir ve Üsalm kardeşliği ve imanı gereçek hale getirmesi gerekmekedir.

Yeryüzünün bozgunculardan kurtarılması, yolların ve müesselerin koruması, birr ve iyiliğinin en güzel işlerindendir. Allah’ın, bozguncuların bozgunculuklarını salih olanların işleriyle defeder. Allahu Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: “Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.” (Hȗd suresi, 116. ayet). Bozguncu, toplumun tahrip etmesinin baltasıdır. Allahın kullarının kurtuluşu sadece  bozguncuların bozgunculuklarını menetmesiyle gereçekleşir.

İslam ümmeti, verimli topraklar, göller, denizler ve büyük nehirler, dünyanın ihtiyaç olduğu madenlerin çoğunu, dünyanın en büyük petrol rezervlerinin yanına düşünür akıllar ve büyük işgücüne sahiptir.  Buna göre, İslam Ümmetinin, ümmet fertlerin yararına, bilimsel ilerlemesine ve uygarlaşmasına  bu kaynaklar ve servetlerinden iyi bir şekilde faydalanması gerekmektedir.

İslam ümmetimizin, çalışma ümmetidir, tahrip etmenin ümmeti değil inşa ve imar etmenin ümmetidir. Medeniyet ümmetidir, geri kalmanın sıfatlarından bir sıfat değildir. Dinini sevmiş olan kişinin, dinini ve vatanını yükseltmesine çalışmalıdır.