Kur’ân-ı Kerîm’e karşı görevlerimiz
3 Cemaziyülevvel1437 H. – 12 Şubat 2016 M.

awkaf-

 

  1. Unsurlar:
  • Kurân-ı Kerîm, İslamın Yaşayan Mücizesidir.
  • Kurân-ı Kerîmin Yüce Menzileti ve Değerleri.
  • Dünya ve Ahiretteki Kurân-ı Kerîm Ehlinin (Hafızlarının) Menzileti.
  • Kurân-ı Kerîme Karşı Müslümanların Görevleri.
  • Kurân-ı Kerîmi yüceltmesi, okuması ve ayetlerini iyice düşünmesi.
  • Kurân-ı Kerîme edeb ve saygı göstermek, ahlakıyla ahlaklandırmak.
  • Kurân-ı Kerîmin emrettikleri ve nehyettikleriyle amel etmek.

 

 

II.Kurân-ı Kerîm veNebevî Sünnetinden Deliller:

Kurân-ı Kerîmden Deliller:

  • Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Allah, sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı gerginleşir. Sonra derileri de (vücutları da) kalpleri de Allah’ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur’ân Allah’ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. ” (Zümer suresi, 23. ayet)

2-      Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Eğer biz, bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz.”  (Haşr suresi, 21. ayet)

3-      Allah’u Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle  doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptı. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olanAllah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner. (Şũrâ suresi, 52-53. ayetler)

4-      Allah’u Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: Gerçekten bu Kur’ân en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.“(İsrâ suresi, 9. ayet)

5-      Allah’u Te’âlâ şöyle buyuruyor ki:  Şüphesiz o Zikr’i (Kur’ân’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz. ” (Hicr suresi, 9. ayet).

6-      Allah’u Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: Andolsun biz, Kur’ân’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?” (Kamer suresi,17.ayet)

 

7-      Allah’u Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: Biz Kur’ân’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz.” (İsrâ suresi, 82. ayet).

8-      Allah’u Te’âlâ şöyle buyuruyor ki:Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimiz (Kur’ân) hakkında şüphede iseniz, haydi onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin).”  ( Bakara suresi, 23. ayet)

9-      Allah’u Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: Bu Kur’ân, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sâd suresi, 29. ayet)

10-  Allah’u Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”. (İsrâ suresi, 88. ayet).

 

Nebevî Sünnetinden Deliller:

 Ayşe (r.a.)’dan rivayet edilmiştir ki: “Hz. Ayşe (r.a.)’ye peygamber Efendimizin ahlakı sorulduğunda ”onun ahlakı Kur’ân idi” (Ahmed Müsnedi)

  • Âişe (r.anha)’dan; demiştir ki: Resulullah (s.a.v.): “Kur’ân okuyan ve bu hususta maharetli olan kişi sefere (denilen) kerîm ve itaatkâr meleklerle beraberdir. Kendisine zor geldiği halde Kur’ânokuyana ise, iki kat ecir vardır.” buyurdu.(Süneni Ebi Davũd)
  • Enes bin Mâlik (Radiyallahüanhu)’den Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayetetmiştir: «Şüphesiz insanlardan Allah’a yakın olanlar vardır.» Sahâbiler: Yâ Resûlallah! Allah’a yakın insanlar kimlerdir? diye sordular. Resûlulah: «Onlar Kur’an ehli, Allah ehli veAllah’ın has kullarıdır.» buyuydu. (Süneni İbn Mâce)
  • Abdullah b. Mes’ûd (a.)’den rivâyete göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kur’ân’dan bir harf okursa kendisine bir sevap yazılacaktır ve her sevap on katıyla karşılık bulacaktır. Elif lâm mîmbir harftir demiyorum. Fakat elif bir harf lâm bir harf mîm de bir harftir.” (Sünen et-Tirmizî)
  • Abdullah İbn Mes’ûd radıyallahu anh der ki: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: “Bana Kur’ân oku” buyurdu.Yâ Resûlallah! Kur’ân sana indirilmişken ben sana nasıl Kur’ân okurum? dedim.” Ben Kur’ân’ı başkasından dinlemeyi gerçektençok severim” buyurdu. Bunun üzerine ben kendilerine Nisâ sûresini okudum. “Her ümmetten gerçek bir şahit, seni de bunlara hakkıyla şahit getirdiğimiz zaman halleri nice olur” anlamındaki âyete gelince: “Şimdilik yeter” buyurdu. Kendisine dönüp baktım, iki gözünden yaşlar boşanıyordu. (Müttefikun Aleyhi)
  • Ebu Malik Eşari (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kur’ânda senin ya lehine, ya aleyhine bir hüccettir.” (Sahihi Müslim)
  • Ebû Musâ’dan: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kur’ân okur mü’min kimsenin benzeri, tadı güzel, kokusu güzel turunç -portakal- meyvesi gibidir. Kur’ân okumaz mü’minin benzeri, tadı güzel ve fakat kokusu olmayan hurma gibidir. Kur’ân okuyan fâcir kimsenin benzeri, kokusu güzel, tadı acı rey hâne otu gibidir. Kur’ân okumayan fâcir kişinin benzeri ise tadı acı, kokusu yok Ebû Cehil karpuzu gibidir.” (Müttefikun Aleyhi)
  • Ukbe b. Âmir el-Cühenî (r.a.)’den; demiştir ki: Biz Suffa’da iken Resûlullah (s.a.v.) yanımıza çıkageldi ve; “Hanginiz sabahleyin Buthan veya Akik’a gidip Allah’a (karşı) günah işlemeden ve akrabalık bağlarını kesmeden iri hörgüçlü, gösterişli iki deve almak isler?” buyurdu. Oradakiler : Hepimiz ya Resulüllah (s.a.v.) dediler. Efendimiz; “Vallahi birinizin hergün sabahleyin mescide gidip Allah’ın kitabından iki âyet öğrenmesi, onun için iki deveden daha hayırlıdır. Eğer üç âyet öğrenirse üç deveden hayırlıdır. (Okunacak her âyet) kendi sayısınca deveden daha hayırlıdır” buyurdu. (Süneni Ebi Davũd)
  • Ebu Ümame (r.a.)der ki: “Ben Resûlullah(a.v.)’i şöyle buyururken işittim. “Kı‎yamet gününde Kur’ân ve dünyadaki hayatlar‎ın‎ ona gِöre tanzim eden Kur’ân ehli kimseler mah‏er yerine getirilirler. Bu s‎ırada Kur’ân’‎ın önünde Bakara ve Âl-i İmrân sureleri vard‎r. Her ikisi de kendilerini okuyanlar‎ müdafaa için birbiriyle yara‎‏‎rlar” Resũlullah (s.a.v.) bu iki sure için üç misâl verdi ki onların hâlâ unutmuş değilim. Allah Resũlü (s.a.v.) sözlerine şöyle devam etti: “Sanki onlar iki bulut gibidirler veya iki siyah gölgelik gibidirler ki aralarında bir nũr parlar veya sanki onlar, gök yüzünde kanat açmış iki grup kuş gibidirler. Kendilerini okuyan insanları müdâfaa ederler.” (Sahihi Müslim)

Eserden Deliller:

  • Abu Abdürrahmân es-Süllemi (r.a.)’den anlatıyor ki: “Kur’ân’dan on ayet ezberlendiği zaman, bu on ayetlerin helal ettikleri, haram ettikleri, emrettikleri ve nehyettiklerini öğrenmeden, onlardan sonraki diğer on ayet ezberlemiyorduk.” (Abdürrazık Musannefi)

III. Konu:

Kur’ân-ı Kerîm, her asırda İslam’ın en büyük mücizesidir. insanlar ve cinler bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmeye başaramamışlar. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”. (İsrâ suresi, 88. ayet). Hatta onun benzeri on sure ya da tek bir sure bile getirememişler. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: Yoksa “onu (Kur’ân’ı) uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah’tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sûre getirin.”( Hũd suresi, 13. ayet), yine Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimiz (Kur’ân) hakkında şüphede iseniz, haydi onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin).” ( Bakara suresi, 23. ayet).

Allahu Te’âlâ, Kur’ân’ı insanları en doğru yolailetmeye bir rehber olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kalbine indirmiştir. Kur’ân, Müslümanların anayasası, onunla kalplar yaşar, şaşkınlık içinde olanlar hidayete (doğru yola) ererler, hayatı aydınlatır ve ahlakı düzelttirir. Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: “Elif Lâm Mîm. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. ﴾Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.” ( Bakara suresi, 1-3. ayetler), yine de buyuruyor ki: “Gerçekten bu Kur’ân en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.” (İsrâ suresi, 9. ayet), ona sımsıkı sarısan kişi fitnelerden kurtulur. Çünkü  o (Kur’ân) müslümanın ruhu ve yol göstermesinin nurudur. Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: “İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleridirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, imannedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptı. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan  Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner.” (Şũrâ suresi, 52-53. ayetler)

Onun nuru güzelliğinden; cinlerden bir takım onu dinleyip de ona iman etmişler ve ona saygı gösterip onun sepebiyle hidayete ermişler ve kavimlerine uyarıcılar olarak gitmişlerdir. Kur’ân’ı anlattığı gibi, Allahu Te’âlâ buyuruyor ki: “Hani Kur’ân’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’ân’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler. Dediler ki: “Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Mûsâ’dan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik. Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun, ona iman edin ki, günahlarınızı bağışlasın ve sizi elem dolu bir azaptan kurtarsın. Kim Allah’ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde Allah’ı âciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah’tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Ahkâf suresi, 29-32)

Cinler, Kur’ân ile böyle bir durum olduğu halde, meleklerin de onunla bir durumu vardır. Useyd ibn Hudayr (r.a.) şöyle dedi: Bir kere Useyd gece vakti el-Bakara Sûresi’ni okuyordu. Atı da yanında bağlanmıştı. Kur’ân’ı okuyorken birden at deprenmeye başladı. Useyd sustu. O susunca at da sâkinleşti. Useyd tekrar okumaya başladı. At yine şahlandı. Useyd sustu, at da sâkinleşti. Bundan sonra Useyd bir daha okumaya başladı, at yine hırçmlaştı. Useyd de artık vazgeçti. Useyd’in oğlu Yahya ise ata yakın bir yerde (yatmakta) idi. Atın çocuğa bir zararı dokunmasından endîşe ederek, çocuğu geriye çekti. Bu sırada başını kaldırıp göğe baktığında (beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi birtakım şeylerin parlamakta olduklarını gördü de) nihayet onu göremez oldu. Sabah olduğunda Useyd, Peygamber’e bunu söyledi. Peygamber ona: “Oku ey Hudayr oğlu, oku ey Hudayr oğlu!” dedi, Useyd:Yâ Resûlallah, atınYahya’yı çiğnemesinden endişelendim. Çünkü çocuk ata yakın bir yerde idi. Başımı kaldırıp çocuğa gittim. Başımı göğe doğru kaldırdığımda, beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi birçok şeylerin parlamakta olduklarını gördüm. Artık bu beyaz gölge tabakası içindeki ışıklı parlak cisimler manzumesi göğe doğru çekilip çıktı. Nihayet onu görmez oldum, dedi. Peygamber (s.a.v.): “Bilir misin onlar nedir?” buyurdu. Useyd:  Hayır, dedi. Peygamber:  “Onlar meleklerdi, senin Kur’ân okuyuş sesine yaklaşmışlardı. Eğer okumaya devam etseydin, sabaha kadar seni dinlerlerdi. İnsanlar da onlara bakarlardı. Onlar insanların gözünden gizlenemezlerdi” buyurdu.(Sahih-i Buhâri). Kur’âni okunduğunda, etkisi böyle olur.

Kur’ânı Kerîm, mücizeleri bitmeyen Allah’ın kelâmıdır. Allah’u Te’âlâ değiştirmeden ve tehrîften onun korumasını üstlendi. Allah’u Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: Şüphesiz o Zikr’i (Kur’ân’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz. ” (Hicr suresi, 9. ayet). Onunla konuşan sadık olur ve ona davet eden doğru yola insanları hidayet etmiş olur. Allah, onu insanlara şifa  ve rahmet yapmıştır. Allah’u Te’âlâ şöyle buyuruyor ki:Biz Kur’ân’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz.” (İsrâ suresi, 82. ayet). Abdüllah (r.a.)’dan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Gerçek bu Kur’ân Allahın ziyafet sofrasıdır.Gücünüz yettiği kadar onun ziyafetini kabul edin. Muhakkak ki Kur’ân Allahın kopmaz ipidir. Apaçık nurdur. Faydalı bir şifadır. Kur’ân  kendine yapışana tam bir koruyucudur. Kendine uyana kurtuluş yoludur. Kur’ân’ı okuyunuz. Allah Te’âlâ Kur’ân’ı okuyanlara büyük sevap vardır. Her harf karşılığında on iyilik sevap verilecektir. Kim Kur’ân-‎ Kerîm’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevap‎ vard‎r. Ben, elif lâm mîm bir harftir demiyorum; bilâkis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm de bir harftir.” ( Müstedrek El-Hâkim)

Allah, kurân-ı Kerîmin menziletini yükseltip de yüceltmiş ve insanlar değerini ve yüceliğini bilmek için, onu en yüce isimler ile zikretmiştir. Allah onu şöyle vasfetmiştir. Allah’u Te’âlâ şöyle buyuruyor ki:Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra da herşeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır.” (Hũd suresi,1. ayet), yine şöyle buyurmuştur:  “Şüphesiz o, çok değerli ve sağlam bir kitaptır. Ona ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye lâyık olan Allah tarafından indirilmiştir.” (Fussilet suresi, 41-42. ayetler).

Peygamberimiz (s.a.v.) Dünya ve Ahirette insana yararlı olan Kur’ân Kerîmin faziletlerini bize açıklamıştır. Bu değerli faziletlerden:

            Kur’ân ehline (hafızlarına) yararlı olduğu;Osman (r.a.) demiştir ki: Resul-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız Kur’ân-ı öğrenen ve öğretendir.” (Sahihi Buhâri)

Kur’ânla yükselme; Abdullah b. Amr (r.anhuma.)’dan rivayet edildiğine göre; Resûlallah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur ki: “Kur’ân’ı okuyup ona sahip çıkan kimseye (âhirette): “Oku ve (cennetin derecelerine) yüksel, dünyada nasıl ağır ağır okuyor idiysen öyle oku. Zirâ senin makamın, okuduğun en son âyetin seviyesindedir” denir. (Süneni Ebi Davud)

            Kur’ân Kıyamet Gününde okuyanlara şefaatçı olduğu; Ebû Ümâmete’l-Bâhilî: Resûlullah (s.a.v.) ‘i şöylebuyuyorkenişittim: “Kur’ân-ı okuyun! Çünkü Kur’ân, onu okuyanlara kıyamet günü şefaatçi olarak gelecektir. (Sahihi Müslim).

            Kur’ân-ı Kerim’i okuyanlara büyük ecir (sevap) verilmesi; Abdullah b. Mesud (r.a.)’den demiştir ki: Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur ki: “Kim Kur’ân-‎ Kerîm’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevab‎ vard‎r. Her bir iyiliğinkarşılığı da on sevapt‎ır. Ben elif lâm mîm bir harftir demiyorum; bilâkis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm de bir harftir.”(Süneni et-Tirmizî).

            İçinde Kur’ân-ı Kerim okunan evlerin korunması; Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyet edildiğin göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Evlerinizi, içersinde namaz kılınmayan kabirler haline çevirmeyiniz. Bir ev ki içersinde Bakara sûresi okunursa o eve şeytan girmez.” (Sahihi Müslim). İbni Sirîn şöyle demiştir: “Kur’ân okunan evin hayrı artar; oturanları sıkmaz. Böyle evlere melekler toplanır, şeytanlar uzaklaşır. İçinde Kur’ân okunmayan ev oturanlara dar gelir; böyle evlerin hayır ve bereketi az olur; melekler uzaklaşır; şeytanlar üşüşür. (İbni Ebi Şeybe Müsanafı)

Sahabelerin (r.a.) Kur’ân-ı Kerim’le durumlarını iyice düşünürsek, Kur’ân-ı Kerim okumak ve dinlemekle yetinmediklerini anlarız. Onlar Kur’ân-ı Kerim’iokuyup da iyice düşünüp anlamışlardır.  Bunun için kalplerini Kur’ân-ı Kerim’le bağlamışlardır. Hayatlarında kavlen ve amelen emirlerine ve nehyettiklerine davranıyolardı. Onlar sadece Kur’ân-ı Kerim’in, hayat her tarfında emrettikleri ve nehyettiklerinin uygulaması sayesinde ulaşmış olan yüksek mertebe ve menziletlere ulaşmışlardır. Hz. Ömer (r.a.) Bakara Suresini iyice düşünüp anlamaya çalıştığından dolayı sekiz yılda ezberlemiştir. O (r.a.) ayetlerin anlamlarını öğrenmek isteyip de onların talimatlarıyla amel etmeye çalışıyordu. Ebu Abdürrahmân es-Süllemî (r.a.)’den anlatıyor ki: “Kur’ân’dan on ayet ezberledik zaman, bu on ayetlerin helal ettikleri, haram ettikleri, emrettikleri ve nehyettiklerini öğrenmeden, onlardan sonraki diğer on ayet ezberlemiyorduk.” (Abdürrazık Musannefi)

            Ashab-ı Kirâm (r.a.) Kur’ân-ı Kerim’in ayetlerini anlayıp hayatlarında ayetlerin talimatlarını uygulamalarından dolayı, Allah’a itaate kavuştuklarını buluruz. İçkiyi yasak eden ayet indiğinde, ayete boyun eğip de şarap içmemişlerdir. Kur’ân-ı Kerim’in emrettiklerine, sahabeler ağızlarındaki içkiyi çıkarak ellerindeki içki (şerap) atıp da kaplardaki içkileri dökmüşlerdir. Şu  ayeti kerime “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.”

 indiği zaman, Ebu ed-Dehdâh (r.a.) en sevdiğive en güzel bağa gidip de sadaka olarak bağılamıştır.Bu şekilde sahabeler (r.a.) Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemişlerdir. Kur’ân-ı Kerim onlarına sadece sözlerden ibaret değil, lakin bir terbevî (eğtimsel) metot olup bütün davranışlarında belli olmuştur.

            Böylece, Allahu Te’âlâ,  Kur’ân-ı Kerim’in ehline verdiği yüce menzilet, en yüksek menziletletdendir. Enes bin Mâlik (r.a.)’den Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şüphesiz insanlardan Allah’a yakın olanlar vardır.”Sahâbiler: Yâ Resûlallah! Allah’a yakın insanlar kimlerdir? diye sordular. Resûlulah: “Onlar Kur’an ehli, Allah ehli ve Allah’ın has kullarıdır.” buyurdu. (Süneni İbni Mâce). Kur’ân-ı Kerim’in okuyanı,  Allahu Te’âlâya mensup olur. Ne yüce ve yüksek bir şereftir, İnsan, Kur’ân-ı Kerim’den ezberlediği kadarına, menzileti ve şerefi olur. Allahu Te’âlâ Kur’ân-ı Kerim’in ehli, insanlar arasında kadrlarını ve menziletlerini yükseltir.

Kur’ân-ı Kerim’e karşı görevlerimiz şöyledir:

Kur’ân-ı Kerim’in öğrenip ve öğretmesi, her zaman okuyup de düşünüp anlamasıdır. Kur’ân-ı Kerim’i öğrenen ve öğreten kişi,insanların en hayırlısıdır. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız Kur’an-ı öğrenen ve öğretendir.”Peygamber (s.a.v.), Kur’ân-ı Kerim’i okumamızı ve Kur’ân’ı ezberde tutmaya ihtimam etmemizi emretmiştir. Ebû Musa’dan: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kur’ân’ı ezberde tutmaya ihtimam ediniz. Nefsim elinde olan Allah’a yemîn ederim ki, Kur’ân’ın hafızadan çıkıp kaçması, bağlı develerin (ihtimâmsızlık yüzünden) boşanıp kaçmalarından daha şiddetlidir.” (Sahih-i Buhârî). Kur’ân-ı Kerim, müslüman kişiliğinin temel oluşumlarından birisidir. Ondan İslam dininin ilkelerini ve âdâbı almaktadır. Bunun için her Müslüman Kur’ân-ı Kerim’i okumasını gerekmektedir. Kur’ân-ı Kerim’in okunması zor bir şey değildir. Bazı kişiler gelirlerini iyi görevler kazanmak çin yabancı diller öğrenmesine çaba sarfediyorlar. Böyle kişiler, Allahu Te’âlâ kelâmı olan Kur’ân-ı Kerim’in okumasının zor olduğu behanesiyle öğrenmeyi  bırakırlar. Âişe (r.anha) demiştir ki: Resulullah (s.a.v.): “Kur’ân okuyan ve bu hususta maharetli olan kişi sefere (denilen) kerîm ve itaatkâr meleklerle beraberdir. Kendisine zor geldiği halde Kur’ân okuyana ise, iki kat ecir vardır.” buyurdu. (süneni Ebi Dâvũd). Cenâb-i Hak Te’âlâ, Bize kitabı olan Kur’ân’ı kerim’in okunmasını kolayalaştırdığını vadetmiştir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Andolsun biz, Kur’ân’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?” ( Kamer suresi, 17.ayet)

Okuyana iner gibi, Kur’ân-ı Kerim’in ayetlerini düşünüp anlamasıdır. Kur’ân-ı Kerim’e karşı görevimizi, sadece Kur’ân-ı Kerim’in okunmasınyla yeterli değildir. Lakin Kur’ân-ı Kerim’in iyice düşünülüp anlaşılması gerekmektedir. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitleri mi var?” (Muhammed suresi, 27. ayet), yine  Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.” (Nisâ suresi, 82. ayet). Kur’ân-ı Kerim ehlinin en yüksek sevap ve ecir alanların, Kur’ân-ı Kerim’i dilleriyle okuyan,  akıllarıyla ve kalpleriyle düşünüp anlayanlar, Kur’ân-ı Kerim ehlinin en yüksek sevap ve ecir alanlardır. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Bu Kur’ân, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sâd suresi, 29. Ayet). Allahu Te’âlâ, Kur’ân-ı Kerim’i okuyup düşünüp anlayanları övmüştür. Allahu Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.”( Enfâl suresi, 2. ayet) . İnbi Abbâs (r.anhuma) demiştir ki: ” AllahuTe’âlâ, Kur’ân-ı Kerim’i okuyup de emrettikleri ve nehyettiklerine göre davranan kişinin (dünyada) sapmayacağını ve de (ahirette) sıkıntı çekmeyeceğini vadetmiştir.” Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker. Her kimki benim zikrimden (Kur’ân’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz. O da şöyle der: “Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum hâlde, niçin beni kör olarak haşrettin?”. Allah, “Evet, öyle. Âyetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun” der.” (Tâhâ suresi, 123-126. Ayetler)

Resũlullah (s.a.v.), Kur’ân Kerîm ile etkilenmekte, bize güzel örnek vermiştir. (s.a.v.) bir günde Abdullah İbn Mes’ûd (r.a.)’ya demiştir ki: “Bana Kur’ân oku” buyurdu. Yâ Resûlallah! Kur’ân sana indirilmişken ben sana nasıl Kur’ân okurum? dedim. ” Ben Kur’ân’ı başkasından dinlemeyi gerçekten çok severim” buyurdu. Bunun üzerine ben kendilerine Nisâ sûresini okudum. “Her ümmetten gerçek bir şahit, seni de bunlara hakkıyla şahit getirdiğimiz zaman halleri nice olur” anlamındaki âyete gelince: “Şimdilik yeter” buyurdu. Kendisine dönüp baktım, iki gözünden yaşlar boşanıyordu. (Müttefikun Aleyhi) . Mü’min olan kişi, Allahu Te’âlâ kelâmıyla bütün vıcdanıyla etkilenip de onunla aktivite haline gelmesi gerekmektedir. Allahu Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: “Allah, sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı gerginleşir. Sonra derileri de (vücutları da) kalpleri de Allah’ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur’ân Allah’ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.”  (Zümer süresi, 23. ayet).

Kurân-ı Kerîme edeb ve saygı göstermek ve ahlakıyla ahlaklandırmak.

Kur’ân Kerîm’i okuyan kişi, Kur’ân Kerîm’in âdâplara en uygun hal üzere bulunmalı, ahlakıyla ahlaklandırmalı ve talimatlarına tabi olamalıdır. Allahu Te’âlâ şöyle buyuruyor ki: “Gerçekten bu Kur’ân en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.” (İsrâ suresi, 9. ayet). Bu alanda güzel örneğimiz Hz. peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)’dir. O, (s.a.v.) yeryüzünde yürüyen Kur’ân’dı. Hz. Ayşe (r.a)’ye peygamber Efendimiz ahlakını sorulduğunda ”onun ahlakı Kur’an idi” (Müsned-i Ahmed).

            Kur’ân-ı Kerîm, birçok ayetlerinde, bizi güzel ahlaka, iyi göreneklere ve söz tutmaya davet etmiştir. Kur’ân-ı Kerîmden rahmet, doğruluk, adalet, hoşgörürlük, emanet ve söz tutmak öğreniyoruz.

            Kurân-ı Kerîmin emrettikleri ve nehyettikleriyle amel etmek. Kur’ân-ı Kerîm’e karşı görevimiz, Kur’ân-ı Kerîm’i okuyup düşünüp anlamakla sınırlı değil, lakın Kur’ân-ı Kerîmin emrettikleri ve nehyettikleriyle amel etmektir. Peygamber (s.a.v.) yaptığı gibi, bütün davranışlarımızda ve ahlaklarımızda belli olması lazımdır. Müslüman Kur’ân-ı Kerîmin emrettikleri ve nehyettikleriyle amel etmesi gerekmektedir.  Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kur’ân’da senin ya lehine, ya aleyhine bir hüccettir.” (Sahihi Müslim). Kur’ân-ı Kerîm okuduğun zaman, kulaklarından geçmediği halde ve senin davranışlarına yanstılmazsa senin aleyhine bir hüccet olur. Nice Kur’ân-ı Kerîm okuyan vardır ki ve Kur’ân-ı Kerîm ona lanet eder.

Kurân-ı Kerîme karşı görevlerimizden: onu tarhrif etme ve mubtıller (Batıl bir dava peşinde koşanlar) tefisir ve yorumlarından korunması gerekmektedir.

Biz şimdi Kur’ân-ı Kerîm’i savunduğmuzda, Kur’ân-ı Kerîm kıyamet gününde bizi savunması umarız. Ebu Ümame (r.a.) der ki: “Ben Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim. “Kı‎yamet gününde Kur’ân ve dünyadaki hayatlar‎ın‎ ona gِöre tanzim eden Kur’ân ehli kimseler mah‏er yerine getirilirler. Bu s‎ırada Kur’ân’‎ın önünde Bakara ve Ăl-i İmrân sureleri vard‎r. Her ikisi de kendilerini okuyanlar‎ müdafaa için birbiriyle yara‎‏‎rlar” Resũlullah (s.a.v.) bu iki sure için üç misâl verdi ki onların hâlâ unutmuş değilim. Allah Resũlü (s.a.v.) sözlerine şöyle devam etti: “Sanki onlar iki bulut gibidirler veya iki siyah gölgelik gibidirler ki aralarında bir nũr parlar veya sanki onlar, gök yüzünde kanat açmış iki grup kuş gibidirler. Kendilerini okuyan insanları müdâfaa ederler.”  (Sahihi Müslim).

Müslümanlar, Kur’ân-ı Kerîm’i sürekli okursalar, anlamlarını tefekkür ederlerse, onun taliamtlarına davranırlarsa ve  onu öğrenip çocuklarına öğretirlerse pek çok büyük menfaat görürler. Kur’ân-ı Kerîm’le rahmet ve adalet yayılır, kalpler düzeltilir, iyilik ve hayırlı şeyler çoğalatır ve toplumlarda bulunan şerler ve tehlikeli şeyler yitip gider.