Çocuğun İyi Yetiştirmede, Güzel Hayat Ve Daha İyi Bir Gelecekte Hakları
10 Cemaziyülevvel 1437 H. – 19 Şubat 2016 M.

awkaf-

Unsurlar:

  1. Çocuklar bir nimettir ve Allah’a şükretmesi gerektirir.
  2. İslamın çocuklara ilgi vermesi.
  3. Çocukları yetiştirme temelerinden:
  • Çocuğa güzel isim vermek.
  • Doğal emzirme.
  • Çocuklara ihsan etmek ve onlara kaba ve sert davranmamak
  • Bütün çocuklar arasında adaletli davranıp da aralarında ayrım yapmamaktır.
  1. Çocuklara güzel hayat sağlamak.
  2. Hayatmızda ümit önemi.

Kurân-ı Kerîm ve Nebevî Sünnetinden Deliller:

       Kurân-ı Kerîmden Deliller:

  • Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir.” (Şũrâ Suresi, 49-50. ayetler)
  • Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Allah, size kendi cinsinizden eşler var etti. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar verdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Öyleyken onlar batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?” (Nahl Suresi, 72. ayet)
  • Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellef olur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görür.” (Bakara Suresi, 233. ayet)
  • Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Haşr Suresi, 18. ayet)
  • Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “İman eden ve nesilleri de iman konusunda kendilerinin yoluna uyanlar var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık. Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.” (Tũr Suresi, 21. ayet)
  • Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Hani Lokmân, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür. İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır. Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim. (Lokmân, öğütlerine şöyle devam etti:) “Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır. Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir. Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez. Yürüyüşünde tabiî ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir!” (Lokmân Suresi, 13-19. ayetler)
  • Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrîm Suresi, 6. ayet)

Nebevî Sünnetinden Deliller:

  • İbnu Ömer (r. anhümâ) anlatıyor: “Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes’ulsünüz. İmam çobandır ve sürüsünden mes’ûldür. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mes’uldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden mes’ûldür. Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur ve sürüsünden mes’ûldür.” Râvi deiştir ki: ” Adam babasının malından sorumludur ve sürüsünden mes’ûldür, ve hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes’ulsünüz.” buyurduğunu zannettim.  (Sahıh-i Buhârî)
  • Ma’kıl b. Yesâr (r.a.)’dan rivayet edildiğine; Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah bir kimseyi başkaları üzerine çoban yapmış, o da idaresi altındakilere hile yapmış olarak ölmüş ise, Allah ona cennetini kesinlikle haram eder.” (Müttefikun Aleyhi)
  • Abdullah b. Abbas (a.)’dan demiştir ki: Bir gün Peygamber (s.a.v.)’in terkisinde idim. (Bana) dedi: Evlâd, sana birkaç kelime öğreteyim: Allah’ (ın emir ve yasaklarını) gözet ki, Allah da seni korusun. Allah’ı gözet ki onu karşında bulasın. Bir şey istediğinde Allah’dan iste. Yardım istediğinde Allah’dan yardım dile. Şunu iyi bil ki ümmetin tamamı sana fayda vermek için toplansalar Allah’ın yazdığından başka bir şeyle fayda veremezler. Yine eğer sana zarar vermek için toplansalar, Allah’ın sana yazdığı zarardan başka bir şeyle zarar veremezler. Kalemler kaldırılmış (işleri bitmiş), sahifeler kurumuştur (yazılar tamamlanmıştır.) (Sünen et-Tirmizî)
  • “Bakmakla yükümlü olduğu kişileri (sorumluluklarını yerine getirmeyerek) zayi etmesi kişiye günah olarak yeter. ” (Müstedrak el-Hâkim)
  • Sa`d İbni Ebî Vakkâs (radıyallahu anhuma) şöyle demiştir ki: Vedâ Haccı yılında (Mekke’de) yakalandığım şiddetli bir hastalık dolayısıyla Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ziyâretime geldi. Ona: Yâ Resûlallah! Gördüğün gibi çok rahatsızım. Ben zengin bir adamım. Bir kızımdan başka mirasçım da yok. Malımın üçte ikisini sadaka olarak dağıtayım mı? diye sordum. Peygamber: “Hayır”, dedi. Yarısını dağıtayım mı? dedim. Yine: “Hayır”, dedi.Ya üçte birine ne buyurursun, yâ Resûlallah? diye sordum. Üçte birini dağıt! Hatta o bile çok. Mirasçılarını zengin bırakman, onları muhtaç bırakıp da halka avuç açtırmaktan hayırlıdır. Allah rızâsını düşünerek yaptığın harcamalara, hatta yemek yerken eşinin ağzına verdiğin lokmalara varıncaya kadar hepsinin mükâfatını alacaksın.buyurdu. (Sahıh-i Buhârî)
  • Sevbân (r.a.)’dan, Resulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Bir kimsenin harcadığı paraların en fazîletlisi âilesine, Allah yolunda kullanacağı vâsıtasına ve Allah yolundaki arkadaşlarına sarf ettiği; harcadığı paradır.” (Sahîh-i Müslim)
  • Osman el-Hâtibî (r.a.) demiştir ki: İbnu Ömer’in (r. anhümâ) bir adama şöyle söylediğini işittim: ” oğlunu terbiye et, sen, oğlunun terbiyesinden sorumlusundur. senin oğlunu nasıl terbiye ettiğini ve ona ne öğrettiğini soracaksın. Ve senin çocuğun, sana iyilik etme ve itaat etmesinden sorumludur. (El-Beyhakı es-Sünnen el-Kübrâ)
  • Ebu’d-Derdâ (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse isimlerinizi güzel yapın” (Ebu Davũd onu rivayet etmiştir.)
  • Nu´mân İbni Beşîr radıyallahu anhümâ´nın anlattığına göre, babası onu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem´e götürdü ve: Ben, sahip olduğum bir köleyi bu oğluma verdim, dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:  “Buna verdiğini diğer çocuklarına da verdin mi?” diye sordu. Babam Beşir: Hayır, vermedim, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:  “O halde hibenden dön” buyurdu. Müslim´in bir rivayetine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bu hibeyi çocuklarının hepsine yaptın mı?” buyurdu. Beşir: Hayır, yapmadım, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Allah´tan korkunuz; çocuklarınız arasında adaletli davranınız” buyurdu. Bunun üzerine babam hibesinden döndü ve derhal o bağışını geri aldı. (Sahıh-i Buhârî)
  • Ömer İbnu Ebî Seleme radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın terbiyesinde bir çocuktum. Yemekte elim, tabağın her tarafında dolaşıyordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana ikazda bulunda: “Evlat! Allah’ın ismini an, sağınla ye, önünden ye!” bundan sonra hep böyle yedim.” (Müslim onu rivayet etmiştir.)

III. Konu:

Allah’u Azze ve Celle, insanlara çocoklar vermesi, Allah’a iman etitikten sonra, Allah’ın insana verdiği en büyük nimetlerindendir. Çocuklar nesil devamının vesilesi, İlâhi bir nimet ve Rabbâni bir hibedir. Allah’u Te’âlâ, bu nimeti dilediğine  tahsıs eder.   Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir.” (Şũrâ Suresi, 49-50. ayetler). Çocuklarla hayat sevinçli olur, evlatlar evleri aydılatırlar, evin karanlıklarını aydınlıklara değiştirirler. Çocuklar evlerin lambaları, ciğer taresi ve güz aydınlığıdır. Onlar dünya hayatının süsüdür. Allah’u Te’âlâ Kehf Suresinde şöyle buyurduğu gibidir: “Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.” (Kehf Suresi, 9. ayet).

Bu büyük nimet, Allah’u Te’âlâ’ya şükretme gerektiriyor. Halil İbrahim (a.s.), Allah’u Te’âlâ ona çocuk verince, şöyle demiştir: “Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail’i ve İshak’ı veren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir. Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! duamı kabul et!” (İbrâhim Suresi, 39-40. ayetler). Allah’a verdiği nimetelerine şükredesek, Allah bu nimetleri korur. Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrâhim Suresi, 7. ayet). Allah, ana-babalar ve vatan hakları iyice bilen bir nesil yetiştimesi için, bu nimete önem vermelidir.

İsalm çocuklara ve çocukların terbiyesine büyük önem vermiştir. Hatta İslam, çocuğun dünyaya gelmesinden önce ona ilgilenmiştir. İslam, insan yaşamında çok önemli olduğu bu aşama (evre), çocukluğa önem veren uluslararası örgütlerin ortaya çıkmalarından önce, çocukluğa büyük vermiştir. Çocukluk evresi (aşaması) insan hayatında çok önemli bir aşama ve insan haytında geçici bir aşama teşkil eder.

İslamın çocukluğa ilgi vermesi, çocuk annesinin karınında cenin olduğundan başlamaktadır. Kasten Kürtaj yapmayı yasaklamıştır. Ve hamile olan kadına, hamile olduğu müddetçe ilgilenmeyi gerektirmiştir. Ve hamile olan kadına Ramazanda oruç açmaya ruhsat vermiştir. Enes İbnî Malik (r.a.)’dan, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur ki: ” Yolcu, Haiz (Adet gören kadın) ve çocuğunu emziren kadın oruç ve namazının yarısını bırakmıştır.”

          Üstelikle, çocuğa en iyi isimleri koymak; İslamiyet’in çocuğa itina etmesi suretlerindendir. Çocukların insanlar arasında kullanılacak isimlerinin dikkatli seçmesi, islamiyet tarafından ebeveyne gerektirilmiştir. Hoş olmayan isimlerin aksine, güzel isimler insanlarda huzur ve rahat getirici bir şey addedilir. Ebu’d-Derdâ (radıyallahu anh) anlatıyor ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse isimlerinizi güzel yapın” (Ebu Davũd onu rivayet etmiştir.) Ebeveyn, çocuk dünyaya gözünü açınca, ona en iyi isimleri seçmek zorundadır. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Yeni doğan her çocuk, Akika’sı ile rehindir. Akika’sı doğumunun yedinci gününde kesilir, başı traş edilir ve o günde kendisine isim verilir.” (Sünen  et-Tirmizî)

          Efendimiz, (s.a.v.) Allah indinde en üstün ve en güzel isimleri müslümanlara belirtip tavsiye etmiştir. Nafi, İbnu Ömer (r. anhümâ)’den anlatmıştır ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah’a en sevimli gelen isimler, Abdullah ve Abdurrahman’dır.” (Sünen Ebî Davũd)  ve İmam  rivayetinde:  İbnu Ömer (r. anhümâ) anlatmıştır ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah’a en sevimli gelen isimler, Abdullah ve Abdurrahman’dır.”. Peygamberimiz (s.a.v.)   çocukları kötü isimleriyle isimlendirme yasaklayarak buyurmuş ki:  Senin çocuğuna ne Rebah (menfaat, fayda),  ne Yesar (kolaylık, bolluk), ne de Eflah (kurtuluş, kurtuluşa eren),  ya da Necih (dileğine kavuşan) isimi koyma. (Sahih-i Müslim)

Kötü isimlendirme yasaklamanın sebebi ise, Çocuğun canı sıkılmamak için ve onun psikolojisi göz önüne alınmaktan kaynaklanır. Bir adam, Hz. Ömer’e kendisinin oğlunun itaatsizliğinden şikayet ederek gelmiş, Hz. Ömer hem adam hem de onun oğlunu çağırıp getirmiş, oğlanı babasının hakklarını ihmal etmesinden ve ona itaatsizliğinden dolayı azarlamış. Oğlan demiş ki: ey Emirül-m’üminin evladın baba üzerinde hakları vardır değil mi? Evet diye cevap verdi, nedir? Dedi oğlan? Hz. Ömer dedi ki: annesi dikkatli seçilmek, güzel isimlendirmek, ve Kur’ân-ı Kerim’i okutmaktır. Oğlan demiş ki: ey Emirül-m’üminin! Benim babam bunlardan hiç bir şey gerçeklerştirmemiş; annem ise Mecüsinin zenci bir cariyesiymiş, beni de Cüül (pabuçtaratan böceği demektir) isimlendirdi, Kur’ân’dan bir harf bilr okutmadı. Hz. Ömer adama dönüp dedi ki: senin oğlunun itaatsizliğinden şikayet ederek geldin; halbuki o sana itaatsiz etmeden önce, sen ona itaatsizlik yapmıştın, o sana kötü davranmadan önce, sen ona kötü davranmıştın.  (İslamiyet’te çocuk terbiye edilmesi)

Süfyan-i Sevri demiştir ki: “Evladın ebeveyn üzerindeki hakları, ona güzel isim koymak, olgunluk çağına varınca evlendirmek, ve onu iyi terbiye etmektir.” Evlada güzel isim seçmek yöntemi, onu alaylı ve istihzalı olmaktan uzaklaştırıp da, kımetli bir hayat içinde büyümesine yardım eder. Üstelikle, ismi anılınca, kendisine huzur sağlar, muhakkak ki isim hüviyetin adresidir.

İslamiyet’in çocuğa itina etmesi suretlerinden de, onu emzirmek belli başlı haklarındandır. Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: “Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellef olur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görür.” (Bakara Suresi, 233. ayet), ayeti kerimede annelere, haber şeklinde bir emir var, mana: Ey anneler, sizin evladınız tam iki yıl emzirin. Çünkü çocuk o süreçte muayyen bir gıdaya muhtaç kalır ki, vücudu sağlam bir şekilde büyümesine yardım eder. Hakk Te’âlâ tarafından bu iş yüklenmiş anne sütünden daha iyi yoktur. Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.”. Annenin çocuğu emzirmesini engelleyen bir hastalığı varsa, yahut çocuk annesinin emzirmesini reddederse, veya anne ölürse, o zaman babasının üzerine, İslamiyet mücebince, güvenlilik sağlamak adına  bu çocuğa ücretli bir emziren kadın getirmek sorumluluğu düşer.

Bazı tıbbi ve psikoloji incelemeler ispat etti ki: şeriat bakımından iki yıl olarak saptadılmış emzirme süresi, hem tıbbi hem de psikoloji bakımından çocuğa çok önemli olduğu vurgulanmıştır. Bir de annesinin kucağındalıktan kaynaklanan sıcaklık, güvenlik ve şefkatin çocuk üzerinde etkisi, çocuğun kıymetli bir yaşam ve çok sağlam bir terbiye görmesine yardımcı olur.

            Çocuğun sağlam bir terbiye görmesinin temellerinden: Çocuklara ihsan etmek ve onlarla kaba ve sert davranmamak, çünkü şeriatın saptadığı gibi, merhametten her kaynaklanan hayırdır. Hz. Aişe rivayet etiiğine göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Ey Aişe! Muhakkak Hz Allah refiktır. Refiki yumuşak huyluyu sever. Sertlik ve rıfkın dışındakilere vermediğini rıfka ihsan eder.” (Sahih-i Müslim). Çocuğun davranışlarını doğrultmak uğrunda kabalık ve sertlik kullanılmak, çocuğun terbiye edicisinden nefretine, sevmemesine ve emrine itaatsiz etmesine yol açar.

Hadis-i Şerifler’de geçtiği gibi, Hz. Efendimiz’in Hz. Hassan ve Husseyin’i omuzlarına taşıp okşuyordu. Merhamet ve şefkat, Hz. Efendimiz’in terbiye yöntemlerinin prensiplerindendir. İbnü Bürayde, babasından şöyle anlatmıştır: Resũlullah (sallallhü aleyhi ve sellem) minber üzerinde Cuma hutbesi okurken: Hasanla Hüseyinüzerlerinde kırmızı gömlekler olduğu haldekâh yürüyerekkâh düşerek geldiler. Resûlullah (s.a.v.) minberden indi. Onları kucağına aldı ve önüne oturttu. Sonra halka şöyle hitabetti : “Allah doğru buyurdu: Sizin mallarınız ve çocuklarınız bir fitne­dir, bir imtihan vesilesidir.(Teğabün Suresi, 15. Ayet) Şu iki küçüğe baktım; kâh yürüyor, kâh tökezliyorlardı. Sabredemedim de sözümü kesip-ikisini de yanıma çı­kardım.” (Sünen-i Nesâi)

Baba olsun, eğitimci de olsun, terbiye yöntemlerinin bu büyük prensipi (merhametle davranmak) göz önüne alan şefkatli terbiye edicidir. Aynı zamanda kabalıktan ve sertlikten uzak durur, hataları hikmetle ve rahmetle düzeltir. Çünkü sertçe davranmak, çocuğun kalbinde korku ve yüreksizliği yaratır, üstelikle psikoloji bozukluklar, utanma ve tereddüt hallerine düşürür çocuğu. Ahnef ibnü Kays öğütlerinden birinde,  dedi ki: evletlerına kilit olma! Yoksa senin ölümünü temenni ederler, meclisinden nefret ederler, seninle yaşamaktan bıkarlar. Şefkatli davranmak, zarurette ceza kullanmak da demektir, fakat, icra edilmesi lazim geldiğinde hikmetçe ceza kullanılabildiğini zikretmemiz gerekiyor, çocuğun her yaptığı yanlış için olmaması da buna matuftur.

İslamiyet’in çocuğa itina etmesi suretlerinden de: çocukların arasında adalet ve eşitlik gerçekleştirmektedir. Tüm isanlar arasında İslamiyet’in sabit prensiplerinden, uygulaması da çok önemlidir. Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Mâide Suresi, 8. ayet). Bu prensipi, özellikle adam ve çocukları arasında uygulnaması gerekmektedir.

Peygamberimiz de bu prensipi babalara ve annelere yöneltti, ve onun uygulamasının önemini vurguladı, dahası ise onun emir kipisi Allah’tan korkmanın emir kipisine matuf etmiştir.  Ămir anlatmıştır ki: Nu´mân İbni Beşîr radıyallahu anhümâ´nın anlattığına göre, babası onu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem´e götürdü ve:  Ben, sahip olduğum bir köleyi bu oğluma verdim, dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:  “Buna verdiğini diğer çocuklarına da verdin mi?” diye sordu. Babam Beşir: Hayır, vermedim, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:  “O halde hibenden dön” buyurdu. Müslim´in bir rivayetine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bu hibeyi çocuklarının hepsine yaptın mı?” buyurdu. Beşir: Hayır, yapmadım, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Allah´tan korkunuz; çocuklarınız arasında adaletli davranınız.” buyurdu. Bunun üzerine babam hibesinden döndü ve derhal o bağışını geri aldı. (Sahıh-i Buhârî).

 Çocuklar arasında adalet, büyük faydaları vardır, iyiliğe yardım eden başlıca sebeplerden, topluma da sağlam ve hayrılı bir nesil sunmaya yol açar, kardeşliğin, hem mana olarak hem de sıfat olarak, kardeşlerin arasında güçlendirilmesine neden olur.

Öte yandan da buluruz ki çocuklar arasında ayrılık yapmak   itaatsizlik , ayrılma ve nefretin en önemli nedenlerinden olup evlatların arasında da kinlik beslemeye yol açar. Bazı piskoloji araştırmalarına göre çocukta piskoloji ve sosyoloji çoğu karışıklıkların görünmesi  çocuğun haksızlık ve kendi eşitleriyle adaletsizlik  hissetmesindendir. Bunun en iyi örneği;  hz.yusufun  kardeşlerinin, babası Hz. Yakup (a.s.) muamelesinde ayırma yaptığını ve onlardan Hz. Yusuf’un daha tercihettiğini  akıllarına geldiği zaman Hz. Yusuf ile davranışlarıdır. Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde (hakikati arayıp) soranlar için ibretler vardır. Kardeşleri dediler ki: “Biz güçlü bir topluluk olduğumuz hâlde, Yûsuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir.Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz.”. (Yusuf Suresi, 7-9. ayetler).

İslam,  çocukların düzgün yetişmelerini sağlamak için koyduğu temellerden ;  Şeriat temelleine göre eğitip yönlendirmektir ki, Kur’ân-i Kerim  babalara ve analara Kendilerini ve ailelerini tehlikeye düşmekten korumalarını gerektiğini emreder. Allah’u Te’âlâ şöyle buyurmuştur: ” Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrîm Suresi, 6. ayet), Bir çocuğun şeriatın kurallarına göre yetişmesi ve terbiye etmesi dini bir arzudur. Ve çocuğun babasının üzerine olan haklardan biridir. İbni Abbas (r. anhuma) dan rivayet edildiğine, sahabeler Hz. Peygamber (s.a.v.)’e şöyle hitap ederek: ” Ey Allah”ın resulü! Babaların evlatlar üzerindeki hakları biliriz, evlatların babalar üzerindeki hakları nelerdir? diye sormuşlardır.  Peygamber (s.a.v.): “Çocuklarınıza gereken ikramı yapın ve terbiyelerini güzel verin.” buyurmuştur.

Çocuklarda düzgün yetiştirmenin kurallarının en önemlisi,  onlara doğru yolu göstermek ve en iyi şekilde eğitmektir. Onları özellikle başkaların karşısında utandırmadan şefkatla  eğitmek ve öğretmek lazımdır. Bu da Hz. peygambermızın (s.a.v.) çocukların yetiştirmesinde yaptığı şeydir. Abdullah b. Abbas (r.a.)’dan demiştir ki: Bir gün Peygamber (s.a.v.)’in terkisinde idim. (Bana) dedi: Evlâd, sana birkaç kelime öğreteyim: Allah’ (ın emir ve yasaklarını) gözet ki, Allah da seni korusun. Allah’ı gözet ki onu karşında bulasın. Bir şey istediğinde Allah’dan iste. Yardım istediğinde Allah’dan yardım dile. Şunu iyi bil ki ümmetin tamamı sana fayda vermek için toplansalar Allah’ın yazdığından başka bir şeyle fayda veremezler. Yine eğer sana zarar vermek için toplansalar, Allah’ın sana yazdığı zarardan başka bir şeyle zarar veremezler. Kalemler kaldırılmış (işleri bitmiş), sahifeler kurumuştur (yazılar tamamlanmıştır.)  (Sünen et-Tirmizî). İşte Hz. peygamberimiz (s.a.v.) çocuğu yetiştirip ve yolu göstermekte en yüce örnek vererek  şefkatle eğitip yönlendirir. Ömer İbnu Ebî Seleme radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın terbiyesinde bir çocuktum. Yemekte elim, tabağın her tarafında dolaşıyordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana ikazda bulunda: “Evlat! Allah’ın ismini an, sağınla ye, önünden ye!” Bundan sonra hep böyle yedim.” (Müslim onu rivayet etmiştir.). Rahmetli İmam Gazali der ki : Evlat babalarında bir emanettir ve temiz kalbi nefsi bir mücevherdir bunun için iyiliğe alıştırırse  ve hep dürüstlük öğretirse hem dünyada hem de ahirette mutlu olur. Dolayısıyla  yetiştiren kişinin  çocuklarına örnek olması gerekir ki,  onlara emretmeden güzel ahlaklara sahip olmalıdır. Halbuki çocuklar babalarını taklit etmektedirler.

Kayda değer ki, çocukların terbiyesi ve yetiştirmesi sadece Ebevyene has ve sınırlı değil, okuldaki öğretmen de kapsamaktadır. Çünkü öğretmen toplum güzel değerleri yansıtır ve temsil eder ve onun görevi, toplum değerlerine göre çocukları yetiştirmektir. Çocuklar bir emanet, toplum onların yetitirmelerinin ve terbiyelerinin sorumluluğunu üslenmektedir. Buna en büyük kanıt olarak: “Resûlullah (s.a.v.) buyurmuştur ki: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes’ulsünüz. İmam çobandır ve sürüsünden mes’ûldür. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mes’uldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden mes’ûldür. Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur ve sürüsünden mes’ûldür.” (Sahıh-i Buhârî)

Muhakkak ki,  İslam  çocukların korumasının sorumluluğunu ana babalara yükletir. Katade’den, Hasandan Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah her sorumlu kimseyi sorumlu olduğu şeyi korudu mu yoksa zayi etimi diye soracak, hatta kişiyi eşi ve çocuklarından sorguya çekecektir.”  (İbni Hibban onu rivayet etmiştir.). Çocuğa baktığı zaman  vucüt , manavi, maddi, eğitm ve öğretim  tüm haklara sahip bir insan saydı. ve onu korumayı emretti. Çocuklara saygılı bir yaşantı sağlamaya çalışır ki toplum medeniyetli olsun ülfet, muhabbet, sevgi ve merhamet ruhu her tarafa kapansın. Bizim ve çocuklarımızın daha iyi gelecek  olmanın bir ümidimizin önemini vurgulayıp da  insan ümit olmadan yaşayamaz ki,  hem ümitsizlikle beraber hayat olmaz hem de hayat ile beraber ümitsizlik olmazdır.  Ulemalar da ümitsizlik , ümitsizliğe uğratmak, moralsızlık ve moralsızlığa düşürmenin büyük günahlardan olduğunu saymışlardır.  İbni Abbas (r. anhuma)’dan rivayet edildiğine göre, bir adam: “Ey Allah’ın resũlü büyük günahlar nelerdir? diyerek sormuştur. Resũlullah (s.a.v.) şöyle cevap vermiştir: “Allah’a şirk koşmak, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek, Allah Te’âlâ onlardan kurtarmış olduğu adam cennete girer.”