Önemli Haberler
 

İslam Şeriatına Göre Kamu Yararı

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Kurân-ı Kerim’de “وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ” “iyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayınbuyurmuştur. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed (s.a.v) üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Şüphesiz ki, İslam şeriatının hükümlerinde tefekkür eden kişi, bu hükümlerin ülke ve insanların çıkarlarını ve insanlığın üstünlüğünü gerçekleştirmek için geldiğini bilir. İnsanların kamu yararını gerçekleştiren her şey açıkça bir metni olmasa bile şeriata uygun olur, ama insanların çıkarlarına aykırı olan şey ise şeriatta bir aslı yoktur.

İslam dini, bireysellik, bencillik veya olumsuzluğu kabul etmediği gibi özel menfaati kamu menfaatine tercih etmeyi de kabul etmez. İslam; kamu yararı için çalışmayı ve sevgi ve saygıyla dolu iyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşmayı emreder. İşte bunlarla toplum, istenilen ilerlemeyi gerçekleştirir, en iyi şekilde dayanışmayı sağlar ve tek vatan evlatları yüreğinde bir uzvu hasta olduğu zaman diğer uzuvların da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulduğu tek vücut hissini derinleştirir. Şair Ahmet Şevkı şöyle der:

Vatan uğruna can veren gençler

Diğer insanlar yaşasın diye öldüler.

Hiç şüphe yok ki, Allah’ın Kitabı’nı düşünen kişi bilir ki insanlar için hükümlerin yasalanmasının genel amacı, insanların çıkarlarını ve iyiliğini sağlar ve zararları kendilerinden uzaklaştırır. Kur’an-ı Kerim kamu yararını korumanın tüm peygamberlerin bir yöntemi olduğunu vurgulamıştır. Yüce Allah, peygamberlerini sadece insanları doğru yola ve mutluluğa ulaştırmak için gönderdi. Tüm peygamberler bir karşılık ya da bir menfaat beklemeden görevlerini en iyi şekilde yaptılar. Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim’de Hz. Nuh (‘Ey halkım, buna karşılık sizden herhangi bir para istemiyorum. Ücretim ancak Allah’tan gelir) dedi. Hz. Hud (‘Ey milletim! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Akletmez misiniz?’) dedi. Rabbine yalvarıp insanların yararını ve iyiliğini isteyen Hz. İbrahim hakkında da Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (İbrahim ‘Rabbim! Burasını emin bir memleket kıl, halkından, Allah’a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır’ demişti). Bilindiği gibi ayette memleket derken yani ahalisidir. Hz. İbrahim başkalarına ihtiyaç duymamak için Allah’tan kendilerine rızık istedi. Zira memleketin güvenli olup insanlarının yaşam ihtiyaçları karşılanması, insanların gönül rahatıyla Allah’a itaat etmelerine ve yeryüzünü imar etmelerine teşvik eder. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: (sizi yeryüzünde yaratıp orayı imar etmenizi dileyen O’dur) ve diğer ayette (Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın) buyurmuştur.

Hz. Muhammed şeriatı, bu insani ve ıslah edici ilkeye önem verip toplumun istikrarını ve ilerlemesini sağlayacak temelleri atmak için gelmiştir. Peygamber ve Sahabeler’in hayatı bu konuyla ilgili çok hadiselerle doludur:

Hz. Aişe Validemiz (r.anha) “biz karnımızı doyurmak istediğimiz zaman doyururduk ama Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem herkesi kendisinden önde tutardı”. Evet ne şüphe! Resûlullah her zaman başkalarını kendisinden ve ailesinden de önde tutardı. Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh şöyle dedi:

Hz. Peygamber ile bir yolculukta bulunuyorken devesi üzerinde bir adam çıkageldi. Sağına soluna bakınmaya başladı. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Yanında fazla binek hayvanı olan, hayvanı olmayana versin. Fazla azığı olan da azığı olmayana versin! diyerek hemen hemen her çeşit malı saydı. Öyle ki biz, hiçbir malın fazlasında, bizden hiçbirimizin hakkı olmadığı düşüncesine kapıldık.

 Yine Sahiheyn’in bir rivayetinde anlatıldığına göre, Hz. Aişe (r.anha) şöyle demiştir: Sırtına iki kız çocuğunu taşımış bir kadın bir şeyler istemek üzere bana geldi. Ona üç hurma verdim. O da çocuklarına birer hurma verdi, öteki hurmayı da kendisi yemek üzere ağzına götürmüştü ki çocuklar onu da istediler. Kadın hurmayı ikiye böldü ve onlara verdi. Kadının bu davranışına hayran kaldım ve olup biteni Resûlullah (s.a.v.)’e anlattım. O da: “Muhakkak ki Allah bu şefkat ve acıması sebebiyle o kadına cennetini vermiş veya bu sebeple onu cehennemden kurtarmıştır” buyurdu. İşte kendi çocuklarını kendisinden önde tutan bir kadının mükafatı böyleyse, o zaman güçsüz, muhtaç ve yoksulu kendisinden önde tutan insanın mükâfatını ne düşünürsünüz?

Diğer bir hadise de Müslümanların yoksulluk ve açlık çektiği yılda, Hz. Osman¸ Şam’dan erzak yüklü bin deve getirmişti. Develerin yükleri buğday¸ zeytinyağı ve kuru üzümdü. Develer¸ Hz. Osman’a ait alana alınıp yükleri indirilince şehir esnafları gelip karşısına toplandılar. Hz. Osman onlara “Evet¸ ne istiyorsunuz?” diye sorunca esnaflar: “Ne için geldiğimizi biliyorsun¸ şu malını çabucak bize sat da gidelim. Bak¸ halkımız aç ve perişan¸ bu malı bekliyorlar” dediler. Bunun üzerine Hz. Osman: “Peki¸ hay hay¸ ama söyleyin bakayım¸ bana ne kadar kâr bırakacaksınız?” diye sorunca: “Ölçek başına bir veya iki dirhem veririz” dediler. Hz. Osman: “Bundan daha fazlasını veren oldu” diye itiraz edince; “Peki¸ dört dirhem verelim” diyerek pazarlığa devam ettiler. Fakat Hz. Osman¸ bu kez de yine: “Bundan daha fazlasını verdiler.” dedi. Esnaflar¸ bu sıkı pazarlık karşısında: “Peki¸ beş dirhem verelim¸ yetmez mi?” deyince Hz. Osman: “Hayır¸ daha fazlasını veren oldu” dedi ve diretti. Bu durumu hayretle karşılayan esnaflar: “Ey Osman! Medine’de bizden başka esnaf yok. Bizden önce de buraya başka birileri gelmediğine göre sana bundan daha fazla kâr veren kim olabilir?” diyerek hayretlerini ifade ettiler. Hz. Osman şöyle dedi: “sizden daha iyi alıcı olan Allah Teâl⸠bir dirheme on kat veriyor, siz bundan daha fazlasını verebilir misiniz? Onlar “Hayır veremeyiz” dediler. Hz. Osman “Bakınız¸ Yüce Allah şahidimdir. Bu kervanın yükünün tamamını sırf Allah rızası için perişan durumdaki insanlara ve Müslümanların yoksullarına sadaka olarak dağıtmaya niyet etmiş bulunuyorum” demiştir.

Yine diğer bir hadise de Yahudi bir adama ait olan Rume kuyusu vardı. Bu Yahudi, suyu fahiş bir fiyatla satmaya başlayınca Peygamber (s.a.v) kuyunun kamu malı olmasını ve Müslümanların bundan ücretsiz faydalanmasını istedi. Kuyuyu satın almaları için ekonomik durumu iyi olan Müslümanlara seslenişte bulundu.  Bu duruma Hz. Osman (r.anh) müdahale etti ve kuyuyu satın almak için kuyunun sahibi olan Yahudi’ye iyi bir teklifte bulundu. Teklifi geri çevirmek istemeyen Yahudi on iki bin dirheme kuyunun yarısını satmaya razı oldu. Artık kuyunun suyu bir gün Müslümanların bir gün Yahudi’nindi. Müslümanların olduğu gün su ücretsizdi herkes ihtiyacını temin edebiliyordu. Yahudi’nin olduğu gün ise kimse su almıyordu. Dolayısıyla Yahudi kuyunun diğer yarısını da Hz. Osman’a (r.a) satmak istedi. Hz. Osman kuyunun diğer yarısını sekiz bine satın aldı ve artık Rume kuyusunun tamamı Müslümanların oldu. Hz. Osman bu meselenin kamu yararına iyi bir şey olduğu için peygamberin emrini yerine getirmiştir.

Hz. Ömer döneminde, artık Mescid-i Haram namaz kılanları sığamaz hale gelince Hz. Ömer onu genişletmek istedi. Bunun için mescit etrafındaki ev sahiplerinin evlerini satmaları gerekiyordu. Hz. Ömer Onlara “Kâbe sizden sonra değil siz Kâbe’den sonra geldiniz” demişti.

Yine de Hz. Osman bin Affan kendi hilafet döneminde de aynı şey yaptı ve dedi ki “müsamahakâr olduğum için bana cesaret ettiniz, Ömer aynı şey yaptı ama konuşamadınız”. Daha sonra da onları azarlamak için hapis edilmelerini emretti; bundan alınacak hüküm şöyledir: yollar, mezarlıklar, camiler, koruma amaçlı kaleler, hastaneler, okullar, sığınaklar gibi kamu kurumlarını inşa etmek ve genişletmek için özel yerleri kamulaştırmak caizdir. Çünkü kamu menfaati özel menfaatten daha önemlidir.

Ayrıca, vurguluyoruz ki dinin doğru anlaşılması, kamu yararını göz önünde bulundurarak öncelikleri düzenlemeyi gerektirir. Toplumun en gerekli ihtiyaçlarını karşılamak için yardımlaşmalıyız. Toplum için bir hastane inşa edilip fakirleri tedavi etmek için donatım malzemelerini almak gerekiyorsa öncelik buna verilir. Eğer okul inşa edilmesi ve ilim öğrencilerini yardım etmek gerekiyorsa öncelik buna verilir.  Eğer fakirleri evlendirmek ve borçlu olanların borcunu kapatmak gerekiyorsa o zaman buna öncelik verilir. Amaç, acil olan ihtiyaçlara öncelik vermek lazımdır.

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanmayı dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v) ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

Kıymetli Müslüman Kardeşlerim:

İslam, hayırlı işlerde bile öncelikleri sıraya koymuştur. Bu nedenle kamusal çıkarları özel veya kişisel çıkarlara tercih etmeyi emretmiştir. Zira kamu yararı herkese çok faydalı olur, ama kişisel menfaat ise sadece tek bir kişi için faydalı olur. Mesela bir adam bir yerde çalışıp bir ücret alıyor, gecesini namaz kılmakla geçirip sabah iş yerine yorgun giderse görevini yerine getiremez, onun yüzünden diğer insanların işleri gecikir. Bu durum emanete ihanet etmek sayılmaz mı? verilen sorumluluğu ihmal etmek değil mi bu? İşte bunlar dinin maksatlarını doğru anlamamaktan kaynaklanır. Hz. Ebu Bekir ölüm döşeğinde yattığı gün, Hz. Ömer’e şöyle tavsiye etmiştir: “Ey Ömer! Bil ki Allah’ın geceleyin yerine getirilmesi gereken birtakım hakları vardır, onları gündüz yerine getirince kabul etmez. Gündüzün yerine getirilmesi gereken birtakım hakları vardır, onları da gece yapıldığında kabul etmez. Cenabı Hak, farz yerine getirilmediği sürece, hiçbir nafileyi kabul etmez”.

Bu zamanın gerçeğine uygun olarak ve insanların koşullarını ve ihtiyaçlarını dikkate alarak Allah’ın dinini doğru şekilde anlamak, sadece Fıkhın bazı hükümleri telkin yoluyla anlamakla sınırlı değildir. Halbuki şeriatın maksatları ve önceliklerini de anlamak gerekir.

İslam dininin emirleri ve hükümleriyle ilgili maksatların doğru anlaşılmasından hareket edilerek, vurguluyoruz ki insanların ihtiyaçlarını karşılamak Hac ve Umre’yi tekrar yapmaktan daha önceliklidir. Zira insanların sıkıntılarını gidermek, ihtiyaçlarını karşılamak, fakirlere sadaka vermek ve borç yüzünden hapiste olan kişinin borcunu kapatıp kurtarmak; Müslümanların bir kısmı tarafından yapılınca, diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farzdır. Bu yüzden, böyle işler Hac ve Umre’yi tekrar etmek de dahil olmak üzere bütün nafilelerden daha önceliklidir.

Dinimizi doğru bir şekilde anlamaya ne kadar ihtiyacımız vardır. Kesinlikle yaşanan gerçeğimizi bilinçli bir şekilde kavrayabilmemiz; bizi çevreleyen risklerin büyüklüğünü tahmin etmemizi sağlar ve kamu yararını kişisel çıkarlarımıza tüm samimiyetle tercih etmeye sevk eder. Böylece dinimizin öğretilerine tutunmuş, vatanımızı geliştirmiş ve onun evlatlarına layık bir yere getirmiş oluyoruz.

Ey Allah’ım, Mısır’ı, halkını, ordusunu ve polis adamlarını tüm kötülüklerden koru Ya Allah!

 * * *