Önemli Haberler
 

Mübarek Günleri Fırsat Kullanmak

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Kurân-ı Kerim’de:

“وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ * الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ”

Rabbinizin mağfiretine ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun. Onlar bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları severbuyurmuştur. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed (s.a.v) üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Yüce Allah; kullarına çok feyizli ve bereketli maneviyat mevsimlerini lütfetmiştir. Bu mübarek günler içinde rahmet rüzgarları eser ve ibadetlerin sevabı daha çok olur. Bu mübarek günleri fırsat kullanarak çokça ibadet etmeliyiz, iyi işler yapmalıyız ve Allah’a yaklaşmalıyız. Peygamber Efendimiz bu bağlamda: “Muhakkak ki, Rabbinizin bazı zaman dilimlerinde rahmet esintileri vardır, rahmet rüzgârları eser. Siz o rahmet esintilerine yönelerek hayrı elde etmeye çalışın, hayra talip olun” demiştir.

Şüphesiz sevap bakımından en büyük mevsimlerin birisini bu günlerde yaşıyoruz. Allah Teâlâ bu günlerdeki iyi amellerin sevabını daha fazla kılmıştır. Zira bu günler bereketli ve hayırlarla doludur. Hz. Peygamber mübarek günlerin önemini ve faziletini bildirmiştir.

Yüce Allah; Kuran-i Kerim’de bu mübarek zaman dilimleri üzerine yemin ederek “Fecre, on geceye, çifte ve teke yemin ederim” buyurmuştur. Tefsircilerin çoğunluğu ayette üzerine yemin edilen on gecenin Zilhicce ayının ilk on gecesi olduğunu söylemişler. Allâhu Teâlâ sadece değerli şeyler üzerine yemin eder. Dolayısıyla o günlerin değerine, önemine ve faziletine bir kanıt olsun diye üzerine yemin etmiştir.

Bu on gecenin faziletlerinden, belli günlerde olmasıdır. Yüce Allah “Allah’ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O’nun adını ansınlar” buyurmuştur. Müslümanlar bu on gece içerisinde namaz, sadaka, oruç ve hac gibi ana ibadetleri yerine getirirler. Halbuki bu ibadetler diğer zaman diliminde bir araya gelmez.

Bu günler, Allah’ın en sevdiği günlerdir ve içinde yapılan iyi amelleri de diğer günlerde yapılan iyi amellerden daha sever. Çünkü bu mübarek günler sevap kazanma mevsimi, hayatta kalma yolu ve iyi işlerin yarışma alanıdır. Hz. Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ nezdinde içerisinde yapılan salih amelin daha sevimli olduğu bu on günden -Zilhicce’nin ilk on gününden- başka bir gün yoktur. Dediler ki: Ey Allah’ın Elçisi! Allah yolunda cihad da mı? Dedi ki: Allah yolunda cihad bile. Allah yolunda cihad bile. Ancak Allah yolunda (savaşmak için) canı ve malıyla çıkan ve bu ikisinden hiçbir şeyle geri dönmeyen kimse bunun dışındadır”. Bunun için Allah Teâlâ’dan, bütün Müslümanlar için hayır ve bereket olmasını, ibadetlerin kabul olmasını, ona ulaşıp onu hakkıyla eda edenler için bu on gecenin hayır kapısı olmasını dileriz. İşte bu günler, salih amel ile Allah’a yaklaşılan ve Allah’ın izniyle dualara icabet edilen samimiyet ve ihlas günleridir.

Bu on gecede Allah’a yaklaşmak için en faziletli amellerden, gitme imkânı bulabilen insana Kâbe’yi haccetmektir. Allâhu Teâlâ “Hac bilinen aylardadır. O aylarda hacca girişen kimse bilmelidir ki, hacda kadına yaklaşmak, sövüşmek, dövüşmek yoktur” buyurmuştur. Hac; İslam’ın temel şartlarının beşincisidir. Hac sayesinde iş tamamlanır, günahlar bağışlanır ve insana yeni bir hayat yazılır. Peygamber Efendimiz “Kim Allah için hacceder ve bu arada kötü söz söylemez, günah işlemez ise hac’dan annesinden doğduğu günkü gibi (günahsız olarak) döner” buyurdu.

Hac ibadeti; fazilet ve yüce ahlakları öğrenmek için harika bir fırsattır. Öyle ki Müslüman Allah’ın takvasına, nefsin içgüdüsü ile arzularını kontrol etmeye ve yüce ahlakları benimsemeye alışır ve sözlerde ve işlerde disiplinli olmayı öğrenir. Hacceden Müslümanın İslam’ın çağırdığı değer ve ahlakları pratik olarak uygulaması gerekir ki hac okulu sayesinde ahlaki ve davranışsal sonuçlara ulaşır.

Hac ibadetinin tüm evrene bir barış mesajı olduğunu vurguluyoruz. Çünkü hacceden Müslüman ne tartışır ne kavga eder ne havyan avlar ne de öldürür. Allâhu Teâlâ “Ey İnananlar! İhramlı iken avı öldürmeyin” buyurdu. Barış sadece insan ve hayvanlarla sınırlı değil bitkilerle de olur. Hadisi şerifte Peygamber Efendimiz “Allah, bu beldeyi haram kıldı. Burası Kıyamete kadar Allah’ın haramıyla haramdır. Onun dikeni koparılmaz, avı ürkütülmez, buluntusu da alınmaz (yerinde bırakılır). Ancak ilan edip sahibini arayacak olanlar alabilir. Mekke’nin otu da biçilmez!” buyurdu. Müslüman bu eğitim süresinde çok şey öğrenir ve şüphe yok ki döndükten sonra insanlar, ağaçlar ve taşlar bile onun zararını görmeyecektir. Peygamber Efendimiz gerçek Müslüman’ın insanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimse olduğunu söylemiştir. Veda hutbesinde şöyle buyurdu: “Size gerçek mü’minin kim olduğunu bildireyim mi? O, diğer kimselerin, malları ve canları hususunda kendisinden emin bulunduğu insandır. Müslüman da insanların, onun dilinden ve elinden gelebilecek zararlar hususunda güvende olduğu kimsedir. Mücahit ise nefsinin engellemelerine rağmen ömrünü Allah’a itaatle geçiren yiğittir ve Muhacir de hata ve günahlardan uzak duran insandır”.

İnsanın bu bereketli günlerde Allah’a yaklaşmak için yapması müstehab olan faziletli işlerden oruç tutmaktır. Oruç, en üstün ibadetlerden olup Allah Teâlâ’nın “mükafatını ben vereceğim” dediği ve kendine ait olduğunu bildirdiği tek ibadettir. Peygamber Efendimiz “Allah Teâlâ `insanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükafatını ben vereceğim` buyurdu” demiştir. Başka bir hadiste “Bir kul Allah yolunda bir gün oruç tutarsa, bu oruç sebebiyle Cenâb-ı Hak onun yüzünü yetmiş senelik mesâfeden cehennem ateşinden uzaklaştırır” buyurdu. Dolayısıyla Müslümanın Zilhicce’nin ilk dokuz gününü özellikle Arefe günü oruç tutmak müstehab olur. Halbuki Peygamber Efendimiz “Arefe gününün orucunun, (oruç tutan kimsenin) bir önceki sene ile bir sene sonraki senenin günahlarına kefâret olmasını ümit ederim” buyurdu.

Arefe günü, Allah’ın kullara merhamet, bağışlama ve ateşten kurtulma ile tecelli ettiği en mübarek günlerdendir. Arefe gününde dualar kabul olunur ve Allah yeryüzü ehliyle göklerin ehline karşı iftihar eder. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Allâhu Te’âlâ’nın, Arefe gününden daha ziyade kulunu cehennemden âzâd ettiği hiçbir gün yoktur. Şüphesiz O elbette (dua yapanlara rahmetiyle ve tecellisiyle) yanaşır da sonra onlarla meleklere karşı iftihar eder” buyurdu. Ayrıca Arefe günü Allah’ın din nimetini tamamladığı gündür. Bu hususta, bir Yahudi, Hz. Ömer’e radıyallâhu anh “Ey Ömer, sizin kitabınızda okumakta olduğunuz bir âyet vardır ki, Yahudilere inmiş olsaydı, onun indiği günü bayram yapardık” dedi. Hz. Ömer, “O âyet hangi âyettir?” diye sordu. Yahudi şu âyeti okudu: “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak Müslümanlığı verip ondan hoşnut oldum.” Bunun üzerine Hz. Ömer şu cevabı verdi: “Biz bu âyet-i kerimenin indiği günü de yeri de hakkıyla takdir ediyoruz. Bu âyet Resûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem bir cuma günü Arefe’de bulunurken nazil oldu”.

Yine bu on günde yapılması müstehab olan işlerden Allah’ı çokça anmaktır. Allah’ı anmakla kalpler ihya olur. Allâhu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır”. Peygamber Efendimiz de “Allah Teâlâ nezdinde içerisinde sâlih amel işlenen bu on günden sevabı daha büyük ve O’nun daha çok hoşuna giden başka günler yoktur. O halde, bu günlerde bol bol tehlil (La ilahe illallah), tekbir (Allâhu Ekber) ve tahmid (Elhamdulillah) getirin” buyurdu. Hz. Ömer Mine’deki kubbesinde tekbir edince camide olanlar ve çarşıda olanlar da onu duyduklarında tekbir ederlerdi ki Mine tekbir sesinden titrerdi. İbn Ömar (radıyallahu anh) bu günler içerisinde Mine’deyken namaz akabinde, yürüyüşü esnasında ve yatağında da tekbir ederdi. Peygamber Efendimiz “Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi? diye sordu. Onlar da “Evet, söyle” dediler. Resûlullah da “Allah Teâlâ’yı zikretmektir” buyurdu. Yine de Muâz İbnu Cebel’den şöyle anlatıyor: “Kul, kendini Allah’ın azabından kurtarmak için Allah’ı anmaktan daha müessir bir amel işlememiştir”.

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanmayı dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v) ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

Kıymetli Müslüman Kardeşlerim:

İnsanın bu bereketli günlerde Allah’a yaklaşmak için yaptığı faziletli işlerden kurban kesmektir. Allah’ın hükümlerinden ve babamız Hz. İbrahim ve peygamberimiz Hz. Muhammed’in sünnetinin kanıtıdır. Allâhu Teâlâ “Her kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvasındandır” buyurmuştur.   Resûlullah’ın ashabı şöyle sordular: “Ey Allah’ın Resulü, bayram günü kesilen şu kurban nedir?” Hz. Peygamber “Bu babanız İbrahim’in sünnetidir” ve diğer rivayette de “Âdemoğlu Kurban Bayramı günü, Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmaz. Şüphesiz ki kesilen kurban kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnakları ile gelir. Hiç şüphe yok ki kesilen kurban, kanı yere akmadan önce Allah katında kabul görür. Öyleyse gönüllerinizi kurban ile hoş ediniz” buyurdu.

Üstelik, kurbanlıklar toplumun üyeleri arasında dostluk, şefkat ve karşılıklı bağımlılığı sağlayan toplumsal dayanışma tezahürlerinden biridir. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Sizden kim kurban keserse, üç geceden sonra evinde sabaha, kurbandan bir parça bırakmasın”. Ertesi yıl olduğunda “Ya Resûlallah! geçen yıl yaptığımız gibi mi yapalım?” dediler. Resûlullah “Yiyiniz, yediriniz, saklayıp depo ediniz. Çünkü o yıl insanlarda büyük bir kıtlık vardı. Bu nedenle yardım etmenizi istemiştim” buyurdu. Yani durum değişince hüküm de değişir mesela insanlarda bolluk olduğu zaman “Yiyiniz, yediriniz, saklayıp depo ediniz” emrini yapalım ama insanlarda bir ihtiyaç olduğu zaman “Sizden kim kurban keserse, üç geceden sonra evinde sabaha kurbandan bir parça bırakmasın” emrini yerine getirelim.

Bilelim ki kurbanlıklar, evde boğazlamakla hasıl olduğu gibi vekalet yoluyla kurban kesim bedeliyle de gerçekleşir.  Bu şüphesiz kurbanlığın faydasını ve sevabını arttırır, özellikle onu en uygun şekilde dağıtma mekanizmasına sahip olmayanlar için daha faydalıdır. Bu sistem aracılığıyla, kurbanlıklar gerçek ihtiyaç sahiplerine güzel bir şekilde ulaştırılacaktır. Müslüman hem kendi evinde kurban kesebilir hem de daha çok ihtiyaç duyulan yerlerdeki insanlar için vekalet yoluyla kurban kesim bedelini alabilir. Maddi gücü olan insan ikisini de yaparsa ne güzel olur.

Müslüman da yoksul ve muhtaçlara mutluluk getirmek için tüm insanlara fayda sağlayan hayır işleri çok yapıp çokça sadaka vermelidir. Allâhu Teâlâ Kuran-i Kerim’de kullarını Allah yolunda harcamaya ve sadaka vermeye çağırdı. Allâhu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ey inananlar! Alışverişin, dostluğun, şefaatin olmayacağı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığımızdan hayra sarf edin. İnkâr edenler ancak yazık edenlerdir”. Hadisi şerifte de “sadaka malı eksiltmez” buyrulmuştur.

Peygamberimizin emirlerine uygun olarak birlikte olmaya, şefkat göstermeye ve başkalarını hissetmeye ne kadar muhtacız. Hadis-i Şerifte “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter” ve diğer bir hadiste Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Her Müslümanın sadaka vermesi gerekir” buyurdu.

-Sadaka verecek bir şey bulamazsa? dediler.

Eliyle çalışır, kazanır hem kendisine faydalı olur hem de sadaka verir” buyurdu.

-Buna gücü yetmez veya iş bulamaz ise, denildi.

-“Sıkıntıya düşmüş ihtiyaç sahibine yardım eder” buyurdu.

-Bu da elinden gelmezse dediler.

İyiliği ve hayırlı işler yapmayı emreder.

-Bu da elinden gelmezse dediler.

-“Kötülük yapmaktan uzak durur, bu da onun için sadakadır” buyurdu.

Ey Allah’ım bizleri zikrinde, şükründe ve hüsn-i ibadetinde daim eyle!

 * * *