:

Şehadet Kavramı ve Şehitlerin Makamları

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Allah Teâlâ Kurân-ı Kerim’de şöyle buyurur:

وَالشُّهَدَاءُ عِندَ رَبِّهِمْ لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ

Allah yolunda şehit düşenlere, Rableri katında ecir ve nur vardır. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Aziz Müminler!

Allah (azze ve celle)nin seçtiği ve şehadetle onurlandırdığı kullar vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar”. Şehadet sözcüğünün birden fazla anlamı vardır. Allah ve melekleri  şehitlerin cennete gireceklerine şahitlik etmişlerdir. Şüphesiz şehitler Rableri katında diridirler ve rızıklanırlar. Şehitler, Allah kendileri için hazırladığı bol nimetlere şahitlik ederler. Şehitler, Allah kendilerine vadettiği şeyin doğru olduğuna da şahitlik ederler.  Şehadet sözcüğünü şerefli kılan ve şehitlerin Rableri katındaki makamlarını gösteren güzel manalar vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. Allah onları muratlarına erdirecek, gönüllerini şâd edecek ve onları, kendilerine tanıttığı cennete sokacaktır”.

Vatanı uğrunda canını feda eden ve şehadet makamını kazanan insanı Allah merhamet edecektir. Çünkü şehidin bu ticareti asla zarar etmeyecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır”. Şehadet makamı, Allah katında en yüksek makamlardandır.

Allah yolunda şehadetin dereceleri var, en yükseği de Allah rızasını kazanmak için vatanı savunup düşmana karşı savaşırken şehit düşmektir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah katında hiçbir şey, iki damla ve iki izden daha sevimli değildir: Allah korkusuyla akıtılan gözyaşı damlası ve Allah yolunda dökülen kan damlası. İki iz ise, Allah yolunda çarpışırken alınan yara  izi ve Allah’ın emrettiği farzlardan birini yerine getirmekten kalan kulluk izidir”.

Şehadetin diğer dereceleri de yüksek ve şereflidir. Vatanını veya varlıklarını savunurken şehit edilen ve ibadet yerlerini, turistleri ve tarihi eserleri koruyan polis ve kamu malını koruyan devlet memuru gibi görev yaparken öldürülen herkesin şehadetin yüksek derecelerine nail olur. Bu insanlar kendi çalışmalarındaki  gösterdikleri samimiyetten dolayı can feda edip şehit olurlar.

Yine de kendi canını ve başkasının canını, kendi ırzını ve başkasının ırzını, kendi malını ve başkasının malını da korurken öldürülen insan şehittir. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Malı uğrunda öldürülen şehittir; kanı uğrunda öldürülen şehittir, dini uğrunda öldürülen şehittir; ailesi uğrunda öldürülen şehittir”. Bu şehitler, kendi ülkelerini ve varlıklarını savunup İslam’ın haram kıldığı ve korunmasını emrettiği malları, canları ve ırzları korurken öldürülmüşler. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Müslümanın her şeyi, kanı, namusu ve malı Müslümana haramdır.”

     Şehadetin makamı Yüce Allah tarafından peygamberlerden sonra yaratıkların en hayırlısına verilen bir bağış olduğu için şehitler Kıyamet günü en iyi yerlerde olurlar. Şehadetin semereleri arasında: şehitler ölüm acısı hissetmezler. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Sizden biriniz karıncanın ısırmasından ne kadar acı duyarsa, şehit olan kimse de ölümden ancak o kadar acı duyar”. Şehitler kabir azabını görmez ve kabir fitnesinden de emin olurlar. Bir adam Resûlullah’a gelip: “Ey Allah’ın Resûlü, niye şehit dışında kalan Mü’minler kabirde imtihan edilirler?” diye sordu. Resûlullah şu cevabı verdi: “Şehidin ölüm anında başının üstünde kılıç parıltısını hissetmesi imtihan olarak ona yeter.”

Şehitlerin salih amellerinin sevabı hiç kesilmez. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Her ölenin amel defteri kapanır, ancak Allah yolunda kalbi cihada hazır olarak ölen kimse müstesna. Onun ameli kıyamet gününe kadar çoğalıp artar ve kabir azabından güvendedir”.

Şehitlerin büyük ecir ve mükâfatları vardır. Şehadetin mükâfatı hakkında Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şehidin kanının ilk damlası ile günahları bağışlanır. Cennetteki yeri kendisine gösterilir. Kabir azâbından korunur. En büyük korkudan emin olur”.

Şehit, onurlandırılarak kıyamet günü mis kokacaktır. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki, kim Allah yolunda yaralanırsa -ki Allah kimin O’nun yolunda yaralandığını bilir- kıyamet günü yaraları yaralandığı gün gibi akar bir halde gelir, onun rengi kan rengidir, kokusu ise mis kokusudur”.

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

 

Kıymetli Müslüman Kardeşlerim:

Vatanımız uğruna can veren şehitlerimiz fedakarlık, erkeklik ve şeref örneği olarak milletin hafızasında ebedi kalacaklar. Allah onlara gerçek ve ebedi olan eşsiz bir hayat vermiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridirler. Allah’ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar, arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler. Onlar, Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler”. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Allah yolunda şehit edilenlerin ruhları, arşın gölgesinde asılı kandillerde duran yeşil kuşların içindedir. Bu kuşlar cennette diledikleri yerleri gezerler. Gece olunca da tekrar o kandillere dönerler. Allah onlara bakarak: “Arzuladığınız bir şey var mı?” diye sorar. Onlar derler ki: “Daha ne arzulayalım? Bizler Cennette istediğimiz yerde dolaşıyoruz.” Allah (cc), aynı soruyu üç kere sorar. Sonunda onlar, mutlaka bir şey istemeleri gerektiğini anlayınca: “Bizim ruhumuzu cesedimize tekrar döndür de tekrar Allah yolunda ölelim” derler. Bundan başka bir arzularının olmadığı ortaya çıkınca artık Allah onlara başka bir soru sormaz”.

Tüm bunların yanında da kim, Allah yolunda şehit olmayı samimiyetle dilerse, Allah onu şehadet mertebesine yüceltir. İşte Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim, Allah’tan şehitlik isterse Allah o kimseyi yatağında ölse de şehitlik mertebesine yüceltir”.  Demek ki dinini, vatanını ve ülkesinin varlıklarını korumakla ilgilenen ve bunun uğrunda öldürülen her insan şehittir.

Yüce Allah’ın şehadet için seçtiği insan ne kutludur. Bu insan peygamberlerle, dosdoğru olanlar ve iyilerle beraberdir, bunların beraberliği de ne güzeldir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimetine eriştirdiği peygamberlerle, dosdoğru olanlar, şehitler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!”.

Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Rabbimiz! Mısır’ımızı ve tüm alem-i İslam’ı korusun!

* * *

Hucurât Suresi’nde insani değerler

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Allah Teâlâ Kurân-ı Kerim’de şöyle buyurur:

قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Hadis-i şerifte şöyle buyurdu: “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim”. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Aziz Müminler!

Kur’an-ı Kerim, ahlaki değerlere çağıran birçok ayetle doludur. Hucurât suresi gibi insanî ve medenî bir toplumun oluşmasına çağıran sureler de vardır. Hucurât suresi; özellikle insanların işleriyle ilgili konular hakkındaki haberlerden emin olmak ve meselelerin iç yüzünü araştırmak gibi birtakım ahlak ve değerleri sağlamlaştırmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey inananlar! Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz”.

İslam her şeyi kesin delil üzerine kurmaktadır. Bilindiği gibi Hüthüt bir kavmin Allah’ı bırakıp güneşe secde ettikleri haberini getirip “doğru bir haber getirdim” dediğinde, Hz. Süleyman (aleyhisselâm) onun sözlerine hemen inanmadı, ancak gerçek olup olmadığından emin oldu. Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Süleyman, şöyle dedi: “Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz’”. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Her duyduğunu nakletmesi kişiye günah olarak yeter”. İmam Nevevî bu hadisi şöyle açıklamıştır: “İnsan genellikle doğruyu da yalanı da işitir. Bunları bir ayırım yapmadan her duyduğunu söyleyince ister istemez yalan haberleri de doğruymuş gibi nakletmiş olur”.

Bir gün Ömer bin Abdülazîz’in yanına adamın biri gelir, “Efendim filan kimse, sizin için şöyle, şöyle söylüyor” dedi. Ömer bin Abdülazîz; Bak buna laf taşımak derler, derhal yargılayalım. Eğer yalancı isen, “Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın” ayetine göre; yok yanıldınsa, “Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren” ayetine göre yargılanırsın. İstersen de seni affederiz. Adam “Affedin! Bir daha birilerinin aleyhinde konuşmak yok” dedi.

Her birimiz karar vermeden veya ona ulaşan her haberi yayınlayıp aktarmadan önce emin olup gerçeğini araştırmaya dikkat ederse, asılsız söylentiler ortadan kaybolur ve iftiracılar bunu insanlar arasında yaymaktan kaçınırdı.

Ahlâkî değerlerden de gıybet ve dedikodudan uzak durmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir”. Gıybet hakkında da, Ebu Hüreyre (radıyallâhu anhu)’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te, şöyle geçmektedir: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sordu. “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” dediler. Peygamberimiz: “Kardeşinden, onun hoşuna gitmeyecek bir şekilde söz etmektir” buyurdu. “Peki, benim sözünü ettiğim husus kardeşimde var ise ne olur?” diye sorulunca da, Peygamberimiz: “Eğer söylediğin şey onda var ise onun gıybetini yapmış olursun, eğer onda yoksa ona iftira etmiş olursun” diye buyurdu. İnsan sadece kendi kusurlarını düşünmeyip insanların kusurlarıyla meşgul olunca gıybet yapar. Resûlullah şöyle buyurdu: “Biriniz kardeşinin gözündeki çöpü görür fakat kendi gözündeki merteği unutur”.

Üstelik, insan diğer insan kardeşinin ırzını savunmalıdır. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim, (din) kardeşinin  ırz ve namusunu onu gıybet edene karşı savunursa, Allah da kıyamet günü o kimseyi cehennemden korur.

İnsanları ayıplamaktan uzak durmak ahlaki değerlerdendir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kendi kendinizi ayıplamayın”. Ayıplamak söz ve işaretle olabilir. Ama Kurân-ı Kerim bunları yasakladı, Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İnsanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay hâline!”. Bu kimseler insanların suçunu araştırıp ayıplıyorlar ve onları kötü lakaplarla çağırıyorlar. Bu ayet insanları dil ve işaretle ayıplamaktan karşı bir uyarı ve bunu yapana şiddetli bir tehdittir. Ebû Mes’ûd (radıyallahu anh) şöyle dedi: Resûlullah sadaka vermemizi emrettiği sıralarda biz sırtımızla yük taşıyorduk. Ebu Akil, bir ölçek hurma getirdi,  sonra bir adam geldi ondan daha çok sadaka verdi. Münâfıklar, “Allah’ın, bunun sadakasına ihtiyacı yoktur, gösteriş yapıyor” dediler. Bunun üzerine, “Sadakalar hususunda gönülden veren müminleri çekiştiren ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanlarla alay edenler yok mu, Allah onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için acı bir azap vardır” âyeti indi.

İnsanlarla alay etmemek gerekir, gerçek mümin hiç alay etmez. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler”. Bizim dinimiz insanlara zarar veren her şeyi yapmamızı yasakladı. Gerçek Müslümanın kimseye zarar vermemesi ve sadece insanlar için yararlı şeyler yapması gerekir.

Peygamber Efendimiz duygulara söz, fiil veya işaret yoluyla zarar veren her şeyi yasaklar ve insanın değerini  yükseltecek şeylere davet ederdi. Ümmü Mûsâ’dan şöyle rivayet edilmiştir: Abdullah b. Mes’ûd, sahabelere hurma takdim etmek için bir ağaca tırmandı. Bacaklarının inceliği gülüşmelere neden olunca Efendimiz şöyle buyurdu: “Niçin gülüyorsunuz! Yemin ederim ki o Kıyamet günü mizanda Uhud dağından bile daha ağırdır.”

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

Kıymetli Müslüman Kardeşlerim:

Hucurât Suresi’nin çağırdığı en yüce değerlerden biri de, insanlar arasında kardeşlik ve barış ilkesini pekiştirmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin”. İslam dinimiz önemli değerlerden olan düzeltme ve barıştırmaya çağırır, insanların birbirine bağlı ve hoşgörülü bir toplumda yaşamalarını ister, yakınlık ve ülfetle dolu ve çatışmalardan uzak bir ortamda bir arada yaşamanın değerini sağlamlaştırmaya çalışır. Bunlar tüm çatışma ve anlaşmazlık meseleleri için bir tedavidir.

Aile düzeyinde ise Kurân-ı Kerîm; eşler arasında bir anlaşmazlık olup kendi aralarında halledemedikleri zaman, akrabalarından takva ve dürüstlüğüyle bilinen bir hakem göndermeye çağırmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Karı kocanın arasının açılmasından endişelenirseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; bunlar düzeltmek isterlerse, Allah onların aralarını buldurur. Doğrusu Allah her şeyi Bilen ve haberdar olandır”.

Bu düzeltme ruhu; barışmak için tüm toplumu kapsayacak kadar geniştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ancak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna, onların gizli toplantılarının çoğunda hayır yoktur. Bunları, Allah’ın rızasını kazanmak için yapana büyük ecir vereceğiz”.

     Peygamber Efendimiz insanların arasını düzeltmenin mükâfatı ve insanların arasını bozmanın cezasını şöyle açıkladı: “Size namazın ve sadakanın derecesinden daha faziletli bir ameli haber vereyim mi? (Sahâbeler): Evet, ey Allah’ın elçisi! dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “İki kişinin arasını düzeltmektir. Çünkü iki kişinin arasını bozmak, usturanın ta kendisidir. Ustura saçı kökünden kazır demiyorum. Fakat dini kökünden kazır”.

    Gerçek mümin düzeltmeyi ve ıslahı bir hayat yöntemi olarak görür, müminin bulunduğu her yerde hayır da bulunur. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Öyle insanlar vardır ki (adeta) hayrın anahtarları, şerrin sürgüleri gibidir. Kimisi de şerrin anahtarları ve hayrın sürgüleri gibidir. Ne mutlu! Yüce Allah’ın, hayrın anahtarlarını ellerine verdiği o kimselere! Ve yazıklar olsun Yüce Allah’ın şerrin anahtarlarını ellerine verdiği o kimselere!”

Ey Allah’ım! Bizi güzel ahlâklara yönlendir, Sen’den başkası yönlendiremez ve bizi kötü ahlâklardan uzaklaştır, Sen’den başkası uzaklaştıramaz! Ey Rabbimiz! Ülkemizi ve tüm alem-i İslam’ı sen koru!

* * *

İyi Amel ve Kötü Amel Kavramı

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Allah Teâlâ Kurân-ı Kerim’de şöyle buyurur:
” مَّنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِّلْعَبِيدِ”
“Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir”. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Resûlullah’ın; Allah Tebâreke ve Teâlâ’dan rivayet ettiği kutsi hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Kullarım! İşte sizin amelleriniz. Onları sizin için saklar, sonra onları size iâde ederim. Artık kim bir hayır bulursa Allah’a hamd etsin. Kim de hayırdan başka bir şey bulursa öz nefsinden başka kimseyi ayıplamasın”. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.
Aziz Müminler!
Allah (Azze ve Celle) insanı onurlandırarak, kendi elleriyle onu en güzel şekilde yarattı, içine kendi ruhundan üfürdü, doğru ile yanlışı ayırt etmeye yarayan akıl verdi, meleklerin ona secde etmelerini emretti, evrendeki her şeyi onun hizmetine sundu ve onu diğer yaratıkların pek çoğundan üstün kıldı. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık”. İnsan ağır emaneti yüklendiği için bu onurlandırmayı hakketti. Bu emanet, göklere, yere ve dağlara teklif edildi de onlar onu yüklenmekten çekindiler. Bu yükümlülük emaneti; ibadetleri yerine getirmeyi, çalışmayı, gayreti ve yeryüzünü imar etmeyi gerektirir.
Müslüman, kendi hayatında iyi ya da kötü yaptığı her amelin mizanda tartılacağını bilmelidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Herkesin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü hazır bulacağı günde kişi, kötülükleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah, sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Allah, kullarını çok esirgeyicidir”. Amel kavramı insanın her sözü ve fiili içermektedir. Salih amel ise; Allah rızası için halis niyetle ve hakkıyla yapılmalıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Hâlbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir”. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah, sizden birinizin bir iş yaptığı zaman, onu sağlam yapmasını sever”.
Hiç şüphe yok ki, İslam’da salih amelin kavramı, namaz, oruç, zekat, hac ve zikir gibi Müslümanın yerine getirmesi gereken ibadetler dahil olmak üzere tüm işleri içerecek kadar geniştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Namaz kılın, zekat verin, Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin”. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur. Sübhanallâh ve elhamdülillah göklerle yer arasını doldururlar (yahut doldurur). Namaz bir nurdur. Sadaka bir burhandır. Sabır bir ziyadır. Kur’an da senin lehine ya da aleyhine bir hüccettir. Bütün insanlar sabahleyin kalkarlar, kimisi nefsini satar, kimisi de onu ya azat eder, yahut helak eder!”.
Müslümanın yapması gereken salih amellerden: dürüst olmak, güzel konuşmak, barışı yaymak ve insanın sevip sevilmesini sağlayan diğer amellerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kullarıma söyle, en güzel şekilde konuşsunlar”. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İçinizde en çok sevdiğim kimseler güzel ahlâk sahibi olanlarınızdır. Onlar, insanlara ülfetle davranır ve başkaları da onlara ülfetle davranırlar”. Başka bir hadiste Hz. Peygamberimiz müminin durumunu şöyle açıklamıştır: “Muhammed’in canını kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Mü’min arı gibidir. Yediği zaman temiz yer, bir şey verdiği zaman temiz verir. Çok ince bir dala konsa bile, zedelemez”.
Salih ameller sadece bazı işlerle sınırlı değildir; ancak insanî değerleri gerçekleştiren ve hoşgörü, sevgi ve merhamet değerlerinin hakim olduğu bir toplumun inşasına katkıda bulunan her şeydedir. İslam; insanın kendi nefsini harama karşı korumak ve kendi çocukları ve ailesinin geçimini sağlamak için çalışıp kazanmasını bile sevap alacağı salih bir amel sayar. Bir adam Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) uğradı. Resûlullah Ashabı bu adamın kuvvet ve kabiliyetlerini görünce, “Ya Resûlullah, bu adam Allah yolunda cihat etseydi ne güzel olurdu” dediler. Resûlullah şöyle buyurdu: “Bu adam küçük çocuklarının geçimini temin etmek için çıktı ise Allah yolundadır. Yaşlı anne ve babasına hizmet için evinden çıkmışsa, Allah yolundadır. Nefsini harama karşı korumak için çıkarsa, Allah yolundadır. Yok, eğer gösteriş ve başkalarına övünmek için çalışmaya çıkarsa şeytan yolundadır”.
Resûlullah bizim için en iyi örnektir, halbuki Müminlerin annesi Hz. Âişe (radıyallâhu anha) şöyle demiştir: “Resûlullah kendi işlerini yapardı, elbisesini temizleyip dikerdi ve ayakkabısını tamir ederdi. sizden herhangi bir aile reisi gibi evinde ne yapıyorsa o da aynısını yapardı”. Hadis-i Şerif’te Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir adam Allah’ın rızasını umarak ailesinin geçimini sağlarsa, harcadıkları onun için birer sadaka olur.” Başka bir hadiste Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “Sizin en hayırlınız ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım”.
İnsanın başkasına fayda sağlayan, az ya da çok, maddi ya da manevi her şey salih ameldir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz”. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Yanında fazla binek hayvanı olan, hayvanı olmayana versin. Fazla azığı olan da azığı olmayana versin!”. Resûlullah çok hayırlı işleri yapmaya teşvik etmiştir. Hadis-i Şerif’te Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu “Şüphesiz hayır kapıları pek çoktur. Tesbih getirmek (Sübhanallah demek), tahmidde bulunmak (Elhamdülillah demek), tekbir getirmek (Allahu ekber demek), tehlil getirmek (Lâ ilâhe illallah demek), iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak, yolda rahatsızlık veren şeyleri uzaklaştırmak, sağır olana işitmesini sağlamak, gözü görmeyene yol göstermek, ihtiyacını nasıl göreceğini öğrenmek isteyene ihtiyacını hangi yoldan karşılayabileceğini öğretmek, çaresiz kalmış, yardım isteyen kimseyle birlikte var gücünle koşmak (ona yardımcı olmak) ve bütün kol gücünle zayıf olan kimsenin yükünü taşımak, işte bütün bunları yapmak senin kendi nefsine (adına) verdiğin birer sadakadır”. İşte bunların hepsi salih amellerdir.
Yine salih amellerden; yararlı şeyler inşa etmek, reform yapmak ve yeniden yapılandırmaktır. İslam; gelişmiş bir toplumun inşasına katkıda bulunan her çalışmaya saygı ve takdirle bakar. Kur’an’da iş ve çalışma hakkında yaklaşık üç yüz altmış ayet vardır. Yüce Allah bize iyi işler yapanların örneklerinden de bahsetti. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Sizi yeryüzünde yaratıp orayı imar etmenizi dileyen O’dur”. Allah Teâlâ, tarım, sanayi ve ticaretteki işçilerin, gösterdikleri çaba için büyük bir mükâfatı olduğunu tekit eder. Yaşam için gerekli olan sanayiler hakkında da çok ayetler vardır. Demir sanayisi hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indirdik”. Gemi sanayisi hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ona şöyle vahyettik: ‘Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap”. Giyim sanayisi hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Yün, tüy ve kıllarından bir süre kullanacağınız giyimlikler ve geçimlikler var etmiştir”. Başka bir ayette de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, harpte sizi koruyacak zırhlar vermiştir”. Deri sanayisi hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Hayvanların derilerinden, yolculukta ve ikamet zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız evler var etmiştir”.
Salih işler sadece insanlara faydalı şeylerle sınırlı değildir; ama, hayvanlara ve cansızlara da yararlı işleri içerecek şekilde geniştir. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) karnı sırtına yapışmış (böğürleri göçmüş) bir devenin yanından geçti ve: “Konuşamayan bu hayvanlar hakkında Allah’tan korkun! Besili olarak binin, besili olarak kesip yiyin!” buyurdu. Başka bir hadiste “Bir adam yolda yürürken yol üzerinde bir diken dalı buldu ve onu yoldan uzaklaştırdı. Bu sebeple Allah ondan hoşnut oldu ve onu bağışladı.” Başka bir rivayette Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İnsanları rahatsız eden yol üstündeki (dikenli) bir ağacı kesen bir kişiyi cennet nimetleri içinde yüzer gördüm.”
Aziz Müminler!
Kötü amele gelince, Yüce Allah’ın gazabını gerektiren ve insanı iyilikten bozgunculuğa götüren her şeyi kapsamaktadır. İnsan, ibadetlerden uzaklaşarak ana babalarına itaatsizlik ve mallara ve ırzlara saldırmak gibi kötülükleri işlediği, hatta kendi ailesine karşı sorumluluğunu yerine getirmeyip çocuklarını ihmal ederek ahlaklı yetiştirmediği zaman kötü amel sahibi olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun”. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Geçimini sağlaması gerekenleri ihmâl etmek, insana günah olarak yeter”.
Yıkıcı fikirler ve yalan haberler yaymak ve masum insanları korkutmak yoluyla yeryüzünde bozgunculuk yapmak kötü ameldir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azap vardır”. Yine de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Yeryüzünde bozgunculuk isteme; doğrusu Allah bozguncuları sevmez”. Peygamber Efendimiz hadisinde şöyle buyurdu: “İyi olanınız, kendisinden herkesin hayır umduğu ve şerrinden emin olduğu kimsedir. Kötü olanınız ise kendisinden hiç kimsenin hayır ummadığı ve şerrinden emin olmadığı kimsedir”.
Yollara ve geçen insanlara da zarar vermek kötü amel ve büyük bir günahtır. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Kim Müslümanların yollarına zarar verirse ona lanet olsun” ve Resûlullah (Sallallâhu aleyhi ve sellem) bir diğer Hadis-i Şerif’inde de şöyle buyurmuştur: “Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur”.
İnsanlar arasında kin ve nefret duygularını besleyip büyüten ve gıybet, dedikodu, alay, sövme, kötü lakaplarla çağırma ve müstehcen konuşma gibi maddi veya manevi zarar veren her şey kötü ameldir. İslam’ın yasakladığı bu şeyler yüce ahlak, sağduyu ve nezaketli davranışlarla çelişir. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Benim için en kötü olanınız; lâf götürüp getiren, dostların arasını açan, iyilere karşı gelip, direnenlerdir”.
Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.
* * *
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son Peygamber Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun.

Kıymetli Müslüman Kardeşlerim:
Muhakkak ki, insanın yaptığı her amelin, bu dünyada ve ahirette etkileri vardır. İyi amelin semerelerinden: dünyada ve ahirette hoş bir şekilde yaşamaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kadın, erkek, inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz”. İyi amelin semerelerinden de ecrin ölümden sonra devam etmesidir. Bu hususta Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Yedi husus vardır ki, bunların mükâfatı kul için ölümünden sonra ve o, kabrinde olduğu halde yazılmaya devam eder: İlim öğreten, ırmak akıtan, kuyu kazan, bir miktar hurma ağacı diken, mescit inşa eden, Mushaf (Kur’ân) mîras bırakan yahut ölümünden sonra kendisinin bağışlanmasını dileyecek evlat bırakan”. Salih amel yapanların günahları bağışlanır ve kötülükleri iyiliklere çevrilir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükâfatlandıracağız”. İyi amel yapanların büyük ecri vardır ve peygamberlerle, sıddîklarla ve şehitlerle birlikte olacaklar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için makam olarak Firdevs cennetleri vardır”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehitlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır”.
Salih amelin iyi semereleri olduğu gibi, kötü amelin de dünyada ve ahirette etkileri vardır. Kötü amel sahibi sapkınlığa, şaşkınlığa ve karışıklığa uğrar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kötü ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel gören kimse, ameli iyi olan kimse gibi mi olacaktır? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir”. Kötü amel işleyen sıkıntılı bir hayat yaşar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak”. Kötü amel işleyenin ahirette çok fena bir cezası olacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır”. Peygamber Efendimiz bu konuda şöyle buyurmuştur: “Kim, hakkı olmayan bir toprak parçasını alırsa, kıyâmet günü yedi kat yerin dibine geçirilir.”
Bilelim ki tüm faydalı işlere tutunmamız, tüm zararlı kötü işlerden uzak durmamız ve birbirimizi hakkı tavsiye etmemiz gerekir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Asra andolsun ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”
Ey Allah’ım! iyi işler yapmayı, kötü işler bırakmayı ve fakirleri sevmeyi bize nasip et! Ey Rabbimiz! Ülkemizi ve tüm alem-i İslam’ı sen koru!
* * *

Peygamber’in Sünnet-i Seniyyesi ve Dindeki Yeri

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Allah Teâlâ Kurân-ı Kerim’de şöyle buyurur:

وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir. Şehadet ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine şehadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir. Hadisi şerifte Resûlullah şöyle buyurdu: “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız: Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir”. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed üzerine, ailesi ve ashâb’ının üzerine olsun.

Yüce Allah, insanlara rehberlik etmek ve onların ellerini tutarak karanlıktan ışığa ve helak yolundan kurtuluş yoluna götürmek için peygamberlerini gönderdi. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik”. Cenab-ı Hak, peygamberlerin sonuncusu olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed ile tüm risaletleri mühürleyip sona erdirdi. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah’ın izniyle O’na çağıran, nurlandıran bir ışık olarak göndermişizdir.” Bu son olan Peygamber’in risaleti, her zaman ve her yerde geçerlidir. Allah Teâlâ, gelecekte ve geçmişte onu batıl kılacak olmayan, hikmetle dolu ve mucizevi olan Kurân-ı Kerîm’i peygamberin üzerine indirdikten sonra, Sünnet-i Seniyye’yi Kurân’ın açıklayıcısı olarak ilham etti. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir”. Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Sana da insanlara gönderileni açıklayasın diye Kurân’ı indirdik. Belki düşünürler”. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Biliniz ki bana, Kur’an ve onun benzeri (hadis) verildi.

Yüce Allah’ın Kitabı’nı düşünen kimse, Yüce Allah’ın kendi emirlerini ve Peygamberimizin emirlerini birden fazla yerde birleştirdiğini görür. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin”. Şanı Yüce Allah, rızasını Resulünün rızası ile iç içe kılmıştır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Eğer inanıyorlarsa Allah’ı ve Peygamberini hoşnut etmeleri daha gereklidir”. Yüce Allah, “Peygambere itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur” âyeti ile Resulüne itaat etmenin bizzat kendisine itaat etmek gibi olduğunu bildirmiştir. Ayrıca bu itaatin merhamet sebebidir. Bu bağlamda Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin”. Bu itaat, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnetine uymakla gerçekleşir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “De ki: ‘Allah’ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder’”.

Ümmetin âlimleri ve fakihleri görüş birliğiyle Sünnet-i Seniyye’nin delil olduğunu ve Allah’ın Kitabı’ndan sonra yasamanın ikinci kaynağı olduğunu söylemişler. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah sana Kitap ve hikmet indirmiş, sana bilmediğini öğretmiştir. Allah’ın sana olan nimeti ne büyüktür.” Yine de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Siz evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır”. Sünnet, Peygamberimizin sözleri, fiilleri ve onaylarıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey inananlar! And olsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Resûlullah en güzel örnektir”. Gerçekten Hz. Peygamber onun tüm hayat işlerinde bizim için en güzel örnektir. Abdullah b. Amr (radıyallâhu anhu) da şu Hadis-i Şerif’i nakleder: Ben, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den duyduğum her şeyi yanımda bulundurmak için yazıyordum. Nihâyet Kureyş Muhacirleri beni bu işten sakındırarak, “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den duyduğun her şeyi yazıyorsun, oysa Peygamberimiz de bir beşerdir; öfke veya sevinç hâlinde bir şey söyleyebilir” dediler. Bu nedenle Resûlullah’ın hadislerini yazmaktan sakınarak, olayı Peygamberimize aktardım. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendi ağzına işaret ederek, “Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, buradan haktan başka bir şey çıkmaz” buyurdu.

Yasama kaynağı ilk olarak hidayet rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’dir. İkincisi ise Resûlullah Efendimiz’in Sünnet-i Seniyyesi’dir. Halbuki Sünnet, Kur’ân’ı açıklayıp bize teferruatı bildirir, çünkü Resûlullah Allah’ın muradını en çok bilen insandır. Resûlullah’ın verdiği hüküm Allah’ın hükmü gibidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur”, başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Hayır; Rabb’ine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar”. Yine de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; halbuki onu, Resûl’e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi”.  Allah Teâlâ peygamberin emrine aykırı hareket etmemizi uyararak şöyle buyurur: “O’nun buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar”.

Peygamber’in Sünnet-i Seniyyesi, Kur’an-ı Kerîm’de mücmel hükümlerin çoğunu ayrıntılı bir şekilde açıklamıştır. Kur’an’da namaz ve zekât emri genel olarak geldi. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Namazı kılın ve zekâtı verin”. Sünnetin açıklaması olmasaydı, namaz, zekât, oruç ve hac gibi İslam şartlarını nasıl yerine getirebilirdik. Resûlallah namazın nasıl kılındığını ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır. Resûlullah buyurdu ki: “Beni nasıl namaz kılar gördüyseniz öyle namaz kılın”, başka bir hadiste de şöyle buyurdu: “Namaz kılacağında tekbîr getir, sonra Kur’ân’dan kolayına geleni oku, sonra rükû’ü rahat bir biçimde yerine getir, sonra kalk dimdik dur, sonra secdeleri uygun biçimde yerine getir, sonra kalk oturumu dimdik yap ve namazının tüm rekâtlarını böylece yap”. Zekâtın nelerde farz olduğunu ve zekâtın miktarını Sünnet açıklamıştır. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “(Hac) ibadetlerinizi benden öğrenin”. İmrân b. Husayn’ın (radıyallahu anh) yanına bir adam gelip dedi ki: Kur’an’ı bırakıp okumakta olduğunuz bu hadisler nedir? İmrân ona: “Sadece Kur’an ile yetinseydin öğle, ikindi ve akşam namazlarının ne vakit ve kaç rekât kılındığını ve Arafe’de vakfe ve cemreleri taşlamanın nasıl yapıldığını nereden bilecektin” dedi.

Peygamber’in Sünneti; Kur’an-ı Kerîm’in mücmelini ayrıntılı açıkladığı gibi Kur’an’da mutlak olarak gelen hükümleri muayyen bir şey ile sınırlandırmıştır. Örnek olarak; vasiyetin üçte birden fazla miktarda yapılmasıyla sınırlanıp miras alana da vasiyet olmadığı belirlenmiştir. Bir seferinde Hz. Peygamber, Mekke’de hasta olan Sa’d b. Ebî Vakkâs’ı ziyarete gitti. Sa’d b. Ebî Vakkâs, Hz. Peygamber’e şöyle dedi: “Malımın tamamını vasiyet edeyim mi?” Hz. Peygamber, “Hayır” cevabını verdi. Sa’d b. Ebî Vakkâs, “Yarısını (vasiyet edeyim mi)?” diye yeniden sordu. Hz. Peygamber yine, “Hayır” cevabını verdi. Sa’d b. Ebî Vakkâs bu kez, “Üçte birini (vasiyet edeyim mi)?” diye son kez sordu. Hz. Peygamber bu soru üzerine, “Üçte bir bile çoktur. Senin vârislerini zengin bırakman, onları fakir ve insanlara el açar bir hâlde bırakmandan daha hayırlıdır” buyurdu. Başka bir hadiste Resûlullah şöyle buyurdu: “Miras alana vasiyet yoktur”. Yine de Sünnet; bir kız ile hala veya teyzesinin aynı nikah altında birleştirilmesi yasak olduğunu belirtmiştir. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kadınla halası veya teyzesi aynı anda nikahlı tutulamaz“.

Bu sözlerden sonra kendim ve sizin için Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.

* * *

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. İnsanların Efendisi son peygamber Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ehli ve ashabının hepsine salât ve selam olsun. 

Kıymetli Müslüman Kardeşlerim:

Sünnet’in dindeki konumunu ve delil olmasını vurguladığımız gibi -aynı zamanda- ibadetlerin sünnetleri ile alışkanlıklar arasında apaçık bir fark olduğunu belirliyoruz. Halbuki giyim, seyahat araçları ve insanların geleneklerine bağlı olan diğer şeyler gibi bu alışkanlıklar zaman ve mekâna göre değişir. Her dönemin önceki dönemden farklı gelenekleri vardır. Bu yüzden, peygamberi örnek almak bahanesiyle insanların seyahat, kıyafet veya yiyecek konusunda belirli bir alışkanlığa bağlanmaları gerektiğini söylemek mantıklı değildir. Dolayısıyla gelenekler, şeriatın sabit hükümlerine aykırı olmadığı sürece dönem ve çevreye göre değişir. İmam Şafi’nin erkeklerin de başörtüsü takması mertliğin gereklerinden olduğunu sayması ise, onun zamanı ve çevresinin şartlarına uygun idi. Bugün ise bunda hiçbir sorun yoktur, çünkü gelenek ve zevk bunu reddetmiyor.

Sünnetin düşmanlarının iki tür olduğunu vurguluyoruz. Birinci tür: kendi özel amaçlarına göre metinleri tevil eden, dinin tacirleridir. Bunlar dini tahrif edip kan döküyor, din adını kullanarak tahrip yapıyor ve güzel iş yaptıklarını sanıyorlar. Din bunlarla hiçbir ilişkisi yoktur. Bunlar her şeyde aşırı oluyorlar. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Sözde ve işte ince eleyip sık dokuyan, haddi aşan kimseler helâk oldular” buyurdu ve bu sözü üç defa tekrarladı. Hz. Ömer b. Hattâb dedi ki Resûlullah şöyle buyurdu: “Ümmetim hakkında en çok korktuğum, ağzı güzel laf yapan, söz söylemeyi çok iyi bilen münafıklardır”.

İkinci tür ise: ilim talep etmeyen cahil kimselerdir. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunların tehlikesine karşı uyararak şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ ilmi insanların hafızalarından silip unutturmak suretiyle değil, fakat âlimleri öldürüp ortadan kaldırmak suretiyle alır. Neticede ortada hiçbir âlim bırakmaz. İnsanlar bir kısım cahilleri kendilerine lider edinirler. Onlara birtakım meseleler sorulur; onlar da bilmedikleri halde fetva verirler. Neticede hem kendileri sapıklığa düşer hem de insanları saptırırlar“. Bu yüzden Sünnetin, dinin müsamahasını ve İslam’ın ortalığı ve itidalini uygulamayan her kimseyle hiçbir alakası yoktur. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu aşırılığa karşı uyararak şöyle buyurdu: “İleride sizden bir adam koltuğuna yaslanmış olarak benden bir Hadis okuyacak sonra şöyle diyecektir: ‘Bizimle sizin aranızda Allah’ın Kitabı vardır. Onda helâl bulduğunuzu helâl kabul ederiz, haram bulduğumuzu da haram kabul ederiz.’ Dikkat ediniz! Allah’ın Resûl’ünün haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir”.

Aşırı ve ihmal; İslam’ın vasatlığı ve yönteminden uzak ve Peygamberimizin Sünnetine büyük bir haksızlıktır. Sünnet; Kur’an’ın genel amaçları ile tamamen tutarlıdır. Sünnetin amaçlarını anlayınca, şüphesiz adalet, merhamet, kolaylık ve insanlık dolu olan gerçek dinimizin genel amaçlarını da anlarız. Eski ve yeni ilim adamları, bu büyük amaçlara ulaştıran her şeyin İslam’ın özünden olduğunu ve büyük amaçlara aykırı olan her şeyin de İslam’a da aykırı olduğunu vurgulamışlar.

Dolayısıyla uzman bilim adamlarının dalalet ve sapıklık sahiplerinin sapmalarını doğrultmaları gerekir.  Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Bu ilmi her nesilden adil olanlar taşırlar. Haddi aşanların değiştirmelerine müsaade etmezler, cahillerin tevillerini reddederler ve aşırıcıların kötü niyetlerini defederler”.

Sünnet’i, onun amaçları aracılığıyla acilen anlamamız gerekir. Yoksa boyutlarını ve amaçlarını anlamadan metinlere dıştan baktığımızda donup dururuz. Bunu gerçekleştirmemiz için sünnetin çağdaş amaçlarını çağa ve onun gelişmelerine ayak uyduracak bir şekilde okumalıyız. İşte, Sünnetin çağırdığı yenileme budur. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah, her yüzyılın başında bu ümmet için dinini yenileyecek birini gönderir.”

Ey Allah’ım! bizi Kurân-ı Kerîm’i ve Peygamberimizin Sünnetini anlamaya muvaffak eyle! Bize faydalı olanı öğrenmeyi ve öğrendiğimizin faydasını görmeyi nasip et! Ey Rabbimiz! Ülkemizi ve tüm alem-i İslam’ı sen koru!

* * *